Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Ben çok genç bir insan iken, kimi İslamcı şahsiyetler arasında yarı şaka yarı ciddi bir "şuurlu hanım" söylemi vardı. İddiaya göre bir kadın gerçekten mümin ve şuurlu bir kadın ise kocasının ikinci ya da üçüncü evlilik yapmasına "izin vermeli", hatta ve hatta gidip o hanımı biricik kocası için kendi elleriyle seçmeliydi. Bu espri kimileri için gerçeğe dönüştü. Eşlerinin izinlerini alamayan nice kırmızı yanaklı mutaassıp erkek, nice sünger bob kare pantolon, modern hayatın yücelttiği arzu rıhtımından demir alıp bir bir kötü yola düştü..

        Meğer "ilk hanımın rızasını" sistematik hale getirmiş bir cemaat de varmış. Hidayet Şefkatli Tuksal'ın söylediğine göre, bir cemaatin kadın müntesipleri, nefislerini terbiye etmek için kocalarını ikinci bir kadınla evlilik yapmaya teşvik ediyorlarmış. Haberi okurken gayri ihtiyari gülümsedim. Çünkü bu kadınların Hidayet Abla kadar dertlenmiyor olabilecekleri ihtimali geldi aklıma. Bana, çok sıkıldıkları kocalarını başlarından defetmenin "İslami" bir yolunu bulmuş gibi geldiler. "Kocamıza ikinci hanım alıyoruz, böylece nefsimizi terbiye ediyoruz" diyorlarmış ya, belki de nefislerine iyiden iyiye yük olmaya başlamış kocalarını "yüce gönüllülük" gibi görünen bir çalımla belirli bir mesafeye öteleme planıdır bu. Adamı başımdan savarım, üzerine bir de erdem yaparım durumu. Dini siyasete alet etmeyi duymuştum ama Allah var, dini libido düşüklüğüne alet etmeyi hiç duymamıştım.

        Latife bir yana, Allah bu kadınlara akıl fikir versin. Erkeklere de versin diyemeyeceğim, çünkü verilen aklın maya tutması için belirli bir baz lazım. Allah'tan boşa gidecek lütuflar dilememek lazım.

        Korku yetiştiren adam

        "Plasentada Mutluluk Taklaları"

        yazısını bilmediğim bir sebeple sevmiştim. "Çılgın Aysel'in Altın Vuruşu"nu da öyle. "Bize Biraz Öfke Belagati de Lazım mı?"

        yazısından, olağanüstü kötü başlığına rağmen faydalanmıştım.

        Gelgelelim bazen öylesine şoke edici bir korku imalatı içine giriyor ki, bu hali kendisine yakıştıramıyorum. Ertuğrul Özkök'ten bahsediyorum. 4 Ocak 2011 tarihli "Sarı Pazıbentleri Takıp Bekleyin" başlıklı yazısı tam da böyle. Bu yılı "medya patronlarına çekidüzen verme, kılıç artığı gazetecilerin ocağına incir dikme" yılı ilan ediyor. Neden? Çünkü "emir büyük yerden" gelmiş. O büyük yer Fethullah Gülen oluyor.

        Bu çapta bir köşe yazarının bile her taşın altından "Hocaefendi" çıkarma oyununa dahil olması, zihnini bu sakil konfora teslim etmesi iki nedenle üzücü. Birincisi, insan okuduğu bir yazarın gerçeklik duygusunu yitirmesinden hoşnut olmuyor. İkincisi, velev ki söylenen şeyde bir gerçeklik payı bulunsun... Üzerine bu kadar sos, bu kadar ağır baharat eklenince, o gerçeklik payının ciddiyeti varsa bile algılanamıyor.

        Televizyonun fiyatı

        Banka reklamında çocuk... Pencere reklamında çocuk... Araba reklamında çocuk... Konut projesinde çocuk... Reklamcılar daha önce sadece yoğurt, bisküvi, çikolata, gazoz reklamında çocuk üzerinden sömürü yaparlardı, artık büyüklere hitap eden ürünleri, çocukların nefsini okşayarak satmak moda.

        "Bak orada ne var/ Parlak bir şey var/ Altın gibi bir hayat var/ Bulutlara kadar giden evler var/ Her katta bahçeler var/ Babama

        söyleyin/ Bak orada......var..." şarkısını her

        duyuşunda dikkat kesiliyor çocuklar. Çünkü sesin sahibi de bir çocuk; sanki kulağımızın dibinde, kalbimizin içinde söylüyormuş gibi.

        Sonuç: VM Grand Tower reklamı, büyüklerin arzu nesnesi olan gayrimenkul olgusunu bir çocuk düşü haline getirmeyi başardı. Alt orta sınıftan çocuklu bir ailenin, çocuğa bir oda vermeyi düşünüyorsa eğer; hayal bile edemeyeceği lüks konut projesi için, çocukların radarları tarafından seçilebilecek kelimeler tercih edilmiş: Parlak bir şey, bulutlar, bahçe.

        Etik sizlere ömür, işlem tamam. Şarkıyı duyar duymaz reklama bakıyor çocuk, gözleri hayranlıkla büyüyor ve bi'tane "buluta giden ev" istiyor babasından. Alırsın değil mi baba? Ne da olsa Toyota gibi adamsın... Bir televizyonu açık tutmanın maliyeti, o televizyona ödediğiniz fiyatı fersah fersah aşıyor artık. Babaların boğazı düğüm sergi salonu...

        Diğer Yazılar