Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BAŞBAKAN'a göre Türkiye artık gündemi belirlenen bir ülke değil, gündem belirleyen ülke. Kimi tezler ve tahminler de onu destekler türde. Fütüristlere ve bazı stratejistlere göre de Türkiye daha "ileri" bir noktaya doğru koşmakta.

        Dünyanın ikinci en büyük finansal danışmanlık servisi, İngiltere merkezli PwC (Price-waterhouseCoopers), Türkiye'nin önümüzdeki 10 yıl içinde dünyanın en gelişmiş ülkeleri olan G7 ülkelerini geride bırakacağını yazdı. PwC'ye göre, sadece Türkiye değil, Brezilya, Çin, Rusya, Hindistan, Endonezya ve Meksika'nın içinde bulunduğu "yükselen ekonomiler" grubu, 2020 yılından önce G7 ülkelerini geçecek. Küresel ekonomik kriz, Batı ülkelerini sanayi devrimi öncesine ışınlarken, dünyanın yeni gelişmekte olan ekonomilerine fırsat sunacak, 2050 yılından önce yeryüzünde yeni bir dünya düzeni oluşacak.

        George Friedman imzalı "Gelecek 100 Yıl" adlı kitap da farklı ülkeler için başka, ama Türkiye için benzer bir öngörü içeriyordu. Kitaba göre, 2020'de Rusya çökecek, Türkiye en büyük 10'uncu ekonomi olacak, Çin büyük bir kriz yaşayarak dağılacak. 2030'da dünya ABD kaynaklı büyük ekonomik krizle yeniden sarsılacak. 2040'ta Türkiye; Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanlar'ı hâkimiyeti altına alarak dev bir ülke olacak, bölgesinde askeri müdahaleler yapacak, ABD-TÜRKİYE arasındaki gerilim artacak. 2050'de, Türkiye, ABD, Polonya ve Japonya arasında 3. Dünya Savaşı çıkacak. 50.000 kişi ölecek. 2060'ta, enerji devrimi gerçekleşecek. 2080'de, petrol rezervleri bitecek, yerine uzay temelli enerjiler dünyada kullanılmaya başlanacak. 2100'de NATO bitecek, Avrupa Birliği bitecek, hâkimiyet Polonya'ya geçecek, Türkiye; Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanlar'ı hâkimiyeti altına alarak dev bir ülke olacak; başkent Ankara'dan İstanbul'a taşınacak; Karadeniz ve Akdeniz artık bir Türk gölü haline gelecek; Türkiye Osmanlı'nın sahip olduğu topraklara yeniden hükmedecek; dünyadaki herkes Türkçe, Japonca, Polonya ve Meksika dillerini öğrenecek.

        Ve yeni dünya düzeni kurulacak.

        Gülüp geçmek de, hafiften gururlanmak da serbest. Ancak ileri ekonomileri sollama tarihimiz olarak 2050 ve civarını veren PwC'nin raporunda gözden kaçırılmaması gereken bir şey var: PwC, gelişmekte olan ülkelerin kendi potansiyellerini hor kullanabileceği tehlikesine de dikkat çekiyor.

        Böyle bir ihtimalde tarihlerin değişebileceği konusunu eklemeden geçmiyor.

        DAHA FAZLA 'GÜÇ' MÜ, DAHA FAZLA 'DEMOKRASİ' Mİ?

        Tahminleri bir yana bırakalım ama zurnanın zırt dediği yerin tam da şu "potansiyeli doğru değerlendirmek" meselesi olduğunu görelim. İçinden geçtiğimiz günlerde bazı soruları yeniden sormak zorundayız diye düşünüyorum: Potansiyelimizi doğru kullanmanın yolu nedir? Ve bu konuda hükümet ile hükümetin politikalarına entelektüel meşruiyet zemini temin etmiş olan demokrat çevreler arasında bir mutabakat var mıdır?

        Zira, hükümet ve çevreleri söz konusu potansiyelin ancak "güçlü Türkiye" hedefi doğrultusunda atılacak adımlarla gerçekleşeceğini düşünürken, bu hükümetten sivilleşme ve demokrasi yönünde beklentileri olan liberal, demokrat çevreler, Türkiye'nin ancak ve ancak "daha çok demokrasi" ile "ilerleyebileceğini" savunuyor.

        Hükümet, "demokrasi"nin kendisini her dem "güçlü" kılmadığını, bilakis zaman zaman kendisine oy kaybettirdiğini düşünüyor artık. Demokratlar ise oy potansiyelini ve ticaret hacmini genişletmeyi pek çok şeyin önüne geçiren ve "güç" idealine saplanıp kalan AK Parti'nin "despotik" bir dile savrulduğu fikrindeler ve endişeleniyorlar.

        Bu önemli bir görüş ayrılığı. Dolmabah-çe'deki öğrenci olaylarında polisin sert mukavemeti, aynı polisin Ankara'daki bazı içkili lokantalarda aileleriyle birlikte oturan çocuklar hakkında işlem yapması, "heykel" olayı, "Muhteşem Yüzyıl" dizisine verilen uyarı cezası, "Osmanlı mirası"nın demokratlar ve liberaller nezdinde tartışmalı bir motivasyon kaynağı olması, Başbakan'ın İslam dünyasından kasıtla "Biz bize yeteriz" cümlesini kullanması, ayrışmanın hızlandırılmış bir şekilde günyüzüne çıkmasına neden oldu.

        "Daha güçlü bir Türkiye mi, daha demokrat bir iktidar mı?" konusunda halkın ne diyeceği ise şimdilik meçhul.

        Diğer Yazılar