Büyük hesaplaşma
SAVCI Zekeriya Öz, sözde bir terfiyle görevinden alındı, özel yetkilerine son verildi. Daha önce de Ali Fuat Yılmazer görevden alınmıştı. Hepimizin aklına benzer sebepler geliyor. Ergenekon davasının bir torba dava halini almaya doğru meyletmesi, güdümlü olduğu tahmin edilecek bazı internet sitelerinin kalemleri ile Ahmet Şık'ı aynı kefede hizalamanın kamuoyunda yarattığı infial, gibi nedenler...
Ahmet Şık'ın tutuklanması hadisenin "basın özgürlüğüne saldırı" olarak formülize edilmesine neden oldu ve bu formülün oluşturduğu koruma kalkanından onu hiç hak etmeyen kimselerin faydalanmasının da yolunu açtı. Ergenekon davası, yerli ve dış kaynaklı istihbarat örgütlerinin tesirlerine açık, darbe yaptıran, darbe ortamı hazırlayan, olmadı kaos ve terör planlamalarıyla seçilmiş iktidarları kıstırmaya, hareketsiz bırakmaya azmeden karanlık bir yapıyı tasfiye etme davasından çıkıp "Zekeriya Öz"ün davası gibi algılanmaya başlandı. Bu durum süreci yürütenler eliyle sürece yapılan en büyük darbe oldu.
Oysa, bu davanın Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanmış birçok yanlışı aydınlatma ve sorumlularını teşhis etme gibi bir boyutu var. Ergenekon davasının Türkiye'nin vicdan muhasebesi olmak gibi bir iddiası var. Zaman zaman Türkiye'nin derin yapılarıyla değil, hükümet ve çevresinin düşmanlarıyla hesaplaşılıyormuş görüntüsü verdiği de bir vakıa. Fakat bütün sorunlarına rağmen çok önemli bir şey yaptı: Sistem tarafından tasarlanmış suçlarla hesaplaşma dürtüsünü hemen her kesimde ve ölçüde "tetikledi".
Ayrıca gerçekçi olmakta fayda var. Hesaplaşma süreçleri, her zaman en yakın en acil tehdit neyse oradan başlar, ki hesaplaşma iradesine sahip olanlar kim vurduya gitmesin, süreç devam edebilsin. Ve yine gerçekçi olalım, bir kere açtıysanız "hesaplaşma" kutusunun ağzını, arkası çorap söküğü gibi gelir. Şimdiye kadar başımıza gelen hükümetler bunu yapmadıysa, sadece uluslararası konjonktür el vermiyor diye yapmamış değil. Bu kutuyu açarsam keser döner sap döner, yarın bir gün beni de yaralar endişesi de hesaplandığı içindir. Zira bu coğrafyadaki sistematik ezme, sindirme faaliyetleriyle "hesaplaşmayı" meşru bir mertebeye taşıdığınız anda, bittiğinde de her şeyi yerli yerine oturtacak uzun ve engebeli bir koşunun start düdüğünü çalmış olursunuz. 27 Nisan ile hesaplaşan 28 Şubat ile de hesaplaşır, bunu yapan "Susurluk" ile de hesaplaşacaktır ve elbette sıra "12 Eylül darbesi"ne gelecektir.
Bu koşuda görüntüler sık sık bulanacak. Bazen sahnedeki oyun, elimizdeki librettoya uymayacak. Ergenekon davasının teorisi ile pratiği arasındaki çelişkiler can sıkıcı boyutlar alırken, bu sürece demokrasi ve vicdan adına itiraz edenler çelişkiye düşmüyor mu sanıyorsunuz? "Kitaptan korkulmaz!" diyen "Kitaptan korkan adam değildir" mealinde çıkışmalar yapan Kemal Kılıçdaroğlu'nun, kendisi hakkında yazılan "Yemuş Hanımın Oğlu Çarkçı Kemal" kitabından feci halde korkmuş olduğu, kitabın basımının ve yayımının durdurulması için dava açtığı da ortaya çıkmadı mı misal? Üstelik haksız da değil Kılıçdaroğlu.
Demek istiyorum ki, süreci taraflar üzerinden okumak her koşulda bizi zora sokacak. Bizzat doğruların iç referansları üzerinden düşünmeye alışmamız gerekiyor. Felaket tellallarının gazına gelmemek ama iktidarın, "bilmediğiniz şeyler var",''şimdi zamanı değil", "bekleyelim, görelim" konforunun tadını çıkarmasına da müsaade etmemek lazım. Çünkü sivillik yan gelip yatma yeri değil.
SÜRECİ YÜRÜTEN SÜRECİ TAŞIYAMAZSA...
Ergenekon davası, bütün arızalarına rağmen, otorite ile hesaplaşma ihtiyacını "devlete ihanet" sularından çıkaran ve ona saygın bir statü kazandıran zeminin parçasıdır, hatta ebesidir. Bu davadan sonra ve yol boyunca yaşanan gelişmeler sırasında ortaya çıkan bir şey var: Davanın meşruiyet zemini o kadar sağlamdı ki, kendisini yürütenlerin yaptığı haksızlıkları da dışarı kustu. Hazmedemedi.
Çünkü geçmişte yapılan adaletsizlikleri sorgulama girişimi, devleti şimdiki zamanda yapacağı ya da yapması muhtemel haksızlıklar konusunda da dizginlemekte, zaman zaman da bedel ödemeye zorlamaktadır. Ali Fuat Yılmazer ve Zekeriya Öz'ün görevden alınmaları da bunun delili olsa gerektir.