Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BAŞÖRTÜLÜ aday yoksa oy da yok, kampanyası AK Parti, CHP, MHP ve BDP gibi halihazırda Meclis'te bulunan "ağır" topları harekete geçiremedi ama toplumun hemen her kesiminde yankılandı. Pek çok konuda çok farklı fikirleri savunan ve hatta birbirinin politik duruşunu onaylamayan birçok isim bu kampanyaya ya dolaysız bir biçimde destek verdi ya da kampanya vesilesiyle ortaya çıkan iradenin anlamına işaret etti. Bu iradeyi doğru okuyan ve destekleyen yazar, okur, aktivist, işçi, memur, ev hanımı, dindar, agnostik, solcu, liberal, partili partisiz herkese teşekkürü bir borç biliyorum.

        En çok eleştiri AK Parti tabanından değil, partizanlarından gelmişti. Başbakan Erdoğan'ın kampanya ile ilgili görüşleri ise tahmin edilebilir, öngörülebilir ölçüde "üzücü" oldu. Görüşü basına şöyle yansıdı: "Başörtülü aday koymayana oy yok mantığını kınıyor, yakışıksız ve zayıf bir mantık olarak görüyorum, demokratik bulmuyorum. Başörtüsü parlamentoya girmenin pazarlık aracı olmamalıdır."

        Ne garip bir dünya.

        Bu ülkede siyasetçiler onlarca yıldır "Tüyü bitmemiş yetimin hakkı" diyerek kallavi bir pazarlık yürütüyor. Aşiretler onlarca yıldır parti liderleriyle Meclis'e kendi temsilcilerinin "atanmaları" konusunda masaya oturuyor. Onlarca yıldır bu ülkede insanların aşı, işi, hatta fındığı fıstığı bile pazarlık konusu oluyor; sıra bir yoksunluğun, bir engellenmişliğin, bir eşitsizliğin giderilmesi talebine gelince, sıra başörtülü kadının milletini temsil etme hakkına gelince, "pazarlık", "yakışıksızlık" sözcükleri havada uçuşuyor.

        Ne garip bir dünya.

        Çok değil sekiz yıl önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve partisinin başlattığı hareket "dini siyasete alet etmekle" itham ediliyordu.

        Şimdi Başbakan'ın kendisi, "Başörtüsü Meclis'e girmenin pazarlık aracı olmamalı" diyor. Kelimeler itinayla seçilmiş ama anlam aynı. Bu iki itham arasında hiç fark yok!

        Bu noktada platform adına değil, kendi adıma birkaç kelam etmek istiyorum.

        BAŞBAKAN'A AÇIK MEKTUP

        Sayın Başbakanım, siz de biliyorsunuz ki, hiçbir ciddi yasal referansı bulunmayan başörtüsü yasakları meselesinde anahtar sözcük "mağduriyet"tir.

        Hatırlayın, siz de bir zamanlar "mağdur" idiniz. Ergenekon'dan çıkan çılgın Türkleri bilemiyoruz. Ama siz inançları nedeniyle bastırılmış, yok sayılmış, itilip kakılmış insanların çaresizliğinin çığlığından çıktınız. Bu çığlık o kadar yüksekti ki, ülkenin medyası, bürokrasisi, askeri, sanayicisi eliyle oluşturulmuş birtakım kirli uzlaşmaları bile delip geçti. Halk bu mağduriyet karşısında vicdanının sesini dinleyerek, tavrını size şans vermekten, fırsat vermekten yana kullandı; aleyhinize olan kumpasları sandığa gömdü. O halkın arasında biz de vardık. Bugün "Başörtülü aday yoksa oy da yok" diyen insanlardan, onların eşlerinden, annelerinden, babalarından, dahası sistemin otoriter yorum ve baskı araçları tarafından yıldırılmış bir çoğunluktan oluşuyordu o halk.

        Başörtüsüyle ilgili sorunlu durumu aşmak istediğiniz için partiniz neredeyse kapatılıyordu. Bunun farkındayız, bunu takdir ediyoruz ve fakat geçen zaman zarfında partinizde ve şahsınızda temerküz eden güç de gözümüzden kaçmıyor. Öyle ki, o gücün kullanılma biçimi hemen her an yeni kutuplaşmalara neden oluyor. Gücünüzü kullanma biçiminizin yarattığı toplumsal kutuplaşma, en çok bizim canımızı yakıyor olmasına rağmen, iktidarınızın "günah keçisi" rolünü üstlenmek bizim kaçınılmaz sosyolojik gerçeğimiz haline gelmesine rağmen, başörtülü kadınların eşit vatandaş muamelesi görmesini sağlayacak süreç bir arpa boyu ilerlemiyor. Üniversitelerde fiili durum yaratıldı, hiç yoktan iyi. Ama kusura bakmayın, eşi başörtülü olan erkeklerin önündeki kadro engellerinin kalkmasını, başörtülü kadınların önündeki engellerin kalkması olarak göremiyoruz. Başörtülü kadınların meselesi, seçme ve seçilme hakkına sahip olamamak dahil, okumak, çalışmak, tiyatro izlemek(!), emeği ve donanımı izin verdiği halde hayatın her alanında engellere toslamaktır. Bu engelleri aşma yolunda bir hazırlığınız varsa da hiçbir şekilde izine rastlayamıyoruz.

        Mevcut durumu sürdürerek bizi zehirleyen mekanizmanın panzehiri mi olacaksınız, yoksa parçası mı? Bunu bilemiyorum. Ama hiç değilse bizi, "başörtüsü mağduriyetini Meclis talebine alet etmekle" itham etmeyin. Bu, dün sizi "dini siyasete alet etmek"le suçlayıp boğmak isteyenlerin kullandığı dilin aynısı.

        Ayıp oluyor. Ve gereğinden fazla incitici...

        Diğer Yazılar