Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YSK'nın BDP'li vekil adaylarının önüne koyduğu "takoz" gayet siyasi bir karar olduğundan mütevellit, Kürt vatandaşlarımızı öfkelendirdi. Bu öfkenin limitinin yer yer çok zorlandığını düşünsem de, anlamlandırmakta güçlük çekmiyorum. "Travma sonrası stres bozukluğu", "Ertelenmiş yas reaksiyonu" gibi şeyler, sadece tekil insan hayatlarında değil, toplum ve topluluk hayatlarında da var olan durumlar. Ve konut projeleriyle, ekonomik atılımlarla iyileşmesi mümkün olmadığı gibi, gayet uzun da sürebiliyorlar. AK Parti'nin "demokratik açılım"ının, gelmiş geçmiş siyasetlerin türettiği psikolojik bariyerleri aşmaya değil kanırtmaya neden olduğu artık bir sır değil; bölge illeri için yaptığı aday listesinin ne anlama geldiği de. Yükselen öfkede, Erdoğan'ın "Kürt meselesi bitmiştir" lafının da payı olduğunu düşünüyorum. Gelgelelim, YSK'nın BDP'li vekil adaylarını hükümet müdahalesiyle engellemeye çalıştığı tezi de bir o kadar mantıksız geliyor.

        Hükümet politikalarına hangi cihetten kızıyor olursak olalım, adalet çizgisinden ayrılmamak ve hakikati aramak gibi bir derdimiz varsa eğer şu ayrımı yapmak zorundayız. Kürt meselesi hakkında yanlış teşhis yapmak başka bir şeydir; çatışmaya ve şiddete neden olacağı besbelli olan bir tutum izleyip kendi bacağına sıkmak başka bir şey.

        'TÜRK MESELESİ' GERÇEĞİ Seçimlere kadar çatışmasız ortam istendiğini, bu çatışmasızlığa bilhassa AK Parti'nin ihtiyacı olduğunu unutmayalım. Çünkü Türkiye'de, BDP'nin ya da yakın geçmişe kadar KCK'nın yaptığı her eylemi hükümete mal eden kitleler var. Hiç de azımsanacak sayıda olmayan bir yekûn, bölgeden yükselen her seste, çıkan her olayda, "Bütün bunların sorumlusu aslında hükümettir, 'demokratik açılım' diyerek Kürt milliyetçilerini şımarttılar" diye düşünüyor, ki bu duruma artık "Türk meselesi" diyoruz. Bir grup demokrat vicdanlı insan, bölgenin hakikatine temas etmeye çalışırken ve devletin bölge insanının taleplerine kulak tıkayamayacağını tartışırken, İç Ege'de, Akdeniz bölgesinde, Trakya'da nabızlar başka türlü atıyor. Bu nabız, ulusal medyaya molotofkokteylleri, çatışma görüntüleriyle yansıyan "Kürt meselesi" enstantanelerine baktığında, sadece "demokratik açılım"ı hatırlıyor ve bu görüntülerden bile hükümeti sorumlu tutuyor. AK Parti'yi "Kürt meselesi artık yoktur, Kürt kardeşlerimizin bazı meseleleri vardır" noktasına gerilemeye mecbur eden sebebin, "Askerle mutabakat yaptı, demokratik açılımı sattı" gibi uzak hikâyelerde aranmasına gerek olmadığını düşünüyorum. "Baskı" bizzat seçmenden geliyor.

        Demokratik açılımın aksayan bir tarafı da Türkleri bu açılıma psikolojik olarak iyi hazırlamamış olmasıydı. Türk tarafının her şehit cenazesinde biriken öfkesini, yıllar içinde yaptığı müktesebatı "Tamam hadi, barışıyoruz" denildiği an değiştirebileceğini sanmaktı. Şehit ailelerinin ya da Türkiye'de yaşayan bütün insanları "Türk milleti" olarak tanımlamaktaki kesin inançlılığın, demokrat köşe yazarlarının yazılarıyla değiştiğini ya da değişeceğini sanmaktı.

        AK Parti, aksaya aksaya ilerleyen açılımın, en zayıf ve naif halinin bile Türk tarafında nasıl bir tepki yarattığını fark ettiği anda, bu meseleye dair anlamlı bir kamuoyu oluşmadığını anladığı anda, geri adım atmaya başladı. Şimdi bu geri adımı "Kürt meselesi artık bitmiştir" gibi bir perspektifle rasyonalize etmeye çalışıyor, bölge illerinden göstereceği adayları çoğunluk Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt kökenli "makbul vatandaşları" arasından seçerek Türklerde bıraktığı "kötü hatıraları" silmeye çalışıyor. Demokratik açılım, işi ölü taklidi yapmaya kadar vardırdı.

        AK Parti'yi geri adım atmaya iten saikle, şiddetin artmasına neden olacak müdahalelerden uzak tutacak saik aynı. YSK'nın son kararında AK Parti'nin parmak izlerini aramak, beyhude mesai. Bu çatışma sayesinde kimler mevzi kazandı, onlara bakmak lazım.

        Diğer Yazılar