Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SAĞLIK Bakanı Recep Akdağ birçok başarıya imza atmış bir isim. Tam gün yasası, özel hastanelerin kontrolü ve denetimindeki hassasiyet (başta stent yolsuzlukları olmak üzere birçok hastane dolandırıcılığının önünün kesilmesi), dar gelirlilerin sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaşması gibi yığınla hizmeti mevcut. Ama eczacıların ve doktorların birçoğunun canına tak etmiş durumda. Açık söyleyeyim, Akdağ'ın yeni kabinede yer alması meslek grupları için büyük bir üzüntü kaynağı oldu. Şahsen yaşanan kâbusun bir hayli içindeyim. Yakınlarımın doktor olması nedeniyle de, bugüne kadar mevzu hakkında yazmamın doğru olmayacağını düşündüm. Ancak "doktorların bitirilen hayatı" meselesine bu kadar içeriden tanık olduğum halde, bu konuda tek cümle etmemenin abesle iştigal olduğu bir noktaya gelindi. İtiraz eden doktorları "Ergenekoncu" diye yaftalama girişimlerinin nedenli haksız olduğunu bu kadar yakından görüp de yazmamak, artık olmuyor.

        CELLATLARINA OY VERMİŞLER

        Özel hastanelerde çalışan doktorlar epeydir perişan durumda. Hastane standartlarının denetimine ilişkin hassasiyetin artması, vergilerin tahsilatındaki titizlik iyi hoş; fakat patronlar bu yükümlülüklerin bedelini kimlere yansıtıyor, bunların o hastanede çalışan doktorlara maliyeti ne oluyor, bakanlık buna da bakıyor mu? Umurunda bile değil.

        Muayenehanesi olanlar ise şimdi ölümcül, obsesif bir yönetmelikle karşı karşıya.

        Sağlık Bakanlığı'nın pek çok politikasını, ucu kendi menfaatlerine dokunsa bile var gücüyle desteklemiş olan doktorlar vardı. Önceden, "Sonuçta bunlar doğru düzenlemeler; biz de fedakârlık etmeliyiz" diyorlardı. Başta doktor babam olmak üzere tanıdıklarımın hepsi, sağlık politikalarının ateşli savunucularıydı. Babam şöyle diyordu örneğin: "O kadar çok sayıda kötü hekim ve o kadar çok istismarcı hastane, işletme var ki, onların önünün kesilmesi için gerekiyorsa ben de bedel öderim." Babam, profesörlüğünü aldığı üniversiteden 28 Şubat kararlarından sonra başlayan sıkıntılar yüzünden; çalıştığı özel hastanelerin birinden de o meşhur "Kes, biç, bize para kazandır" mantığına isyan ettiği için istifa etmişti. İşini öğrendiği deontolojiyle, ettiği Hipokrat yeminine sadık kalabilecek şekilde yapabilmek için muayenehane açtı. Gelinen noktada onun ateşli idealizmi bile olanları açıklamaya yetmiyor. Onu en son, 28 Şubat'ta bu kadar endişeli görmüştüm. Diğerlerini de öyle.

        KRİTERE UYGUN BİNA YOK

        Muayenehane yönetmeliği sanki ortada bağımsız çalışan doktor kalmasın diye hazırlanmış. Muayenehanenin bulunduğu bina kapısı dahil hane içindeki oda kapılarının tümü 110 cm genişliğinde olacakmış. Sedye ile hasta gelirse diye. Asansör kapısı genişliği 80 cm olacak. Tekerlekli sandalyede hasta gelirse diye. Yine sedyeyle hasta taşımak mümkün olsun diye, basamak yükseklikleri 16-18 cm, genişlikleri 30-33 cm olması gerekiyor. Depreme dayanıklılık raporu da cabası.

        Oysa bırakın psikiyatrı, dermatoloğu bir yana, cerrah muayenehanesine bile sedye ile hasta gelmez; sedyelik hasta direkt hastaneye, acile götürülür. Teamül böyle. Ayrıca değil İstanbul'da, Türkiye'nin tümünde bu standartların hepsini karşılayabilecek bina yok denecek kadar az. Bu şartların aile hekimliği merkezlerinden ve hastanelerden bile istenmiyor olması manidar. Onlarca yayın yapmış, profesör olmuş, elli altmış yaşında adamlar, muayenehane kapanırsa kolay kolay hastanelerde iş bulamayacak olan başörtülü kadın doktorlar ve ölçüsüz kazanç peşinde olmayan birçok vicdanlı doktor, bir ellerinde mezura, bir ellerinde inşaatçıların çıkardığı kabarık fiyat listesi, kara kara düşünüyorlar şimdi. Devlet yönetmelikten çok kaprise benzeyen bir metni, "süre vermeksizin" dayatıyor. Bu dayatma yine "müteahhitlere" yarıyor, ya bina sahipleriyle anlaşarak ya da hızla yeni bina dikerek "kritere uygun bina fiyatı" çekiyorlar. Kiralar ayda 10 bin liraya kadar çıkartılıyor; yönetmelik vesile, rant şahane. Çok merak ediyorum.

        Sağlık Bakanlığı doktorları değil, müteahhitleri mi himaye ediyor?

        Ve Başbakan "doktorların da" başbakanı olduğunu ne zaman hatırlayacak?

        Diğer Yazılar