Kadına şiddet, aileyi bitirecek
DİN-Bir-Sen diye bir şey var. Özerk Diyanet Vakıf Çalışanları Birliği Sendikası. Genel Başkanı Lütfi Şenocak memlekette eleştirilecek bir şey kalmamış gibi, kalkmış; şiddete uğrayan kadınların tek tuşla polis çağırması uygulamasını eleştiriyor. Daha ortada uygulama da yok, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yani Fatma Şahin‘in bir çalışması var. Ama Din-Bir Sen Başkanı’na göre bu çalışma, aile birliğini sarsar, kaybolan değer yargılarını ve güveni tamamen yok eder imiş. Aileye dışardan müdahalenin uygun olmadığını ifade eden Şenocak, aile içi çatışma konusunda “polis” safhasına gelmeden alınabilecek tedbirler olduğunu söylemiş. Kadın ve erkeğin tarafından her ikisinin de itimat edeceği hakemler, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak çalışabilcek Aile İrşat büroları devreye girmeli, polis tedbiri ondan sonra gelmeli imiş. İnceliğe bakın, “iki tarafın da itimat ettiği bir hakem” bulunacakmış. Erkek karısını dövecek sonra da karısıyla karşılıklı oturup konuşarak iki tarafın da itimat ettiği bir isim arayışına girilecek öyle mi? Fantastik film gibi. Aileye “dışardan müdahalenin doğru olmaması” meselesine gelince... Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür ki, kadınlara daha çok çocuk doğurmaları tavsiye edilirken yahut tam tersine nüfus planlanması politikası doğrultusunda hastaneye giden her kadına “sezeryan” uygulanıp, kadının doğurganlığı “fiilen” sınırlandırılırken bu tutumlar aileye müdahale olmuyor, ama mevzu şiddet olduğunda hemen akıllara mahremiyet geliyor!
AİLE ERKEĞE BIRAKILAMAYACAK KADAR CİDDİ BİR ŞEYDİR
Aile yapısı çökmüş bir toplumu kısa ve uzun vadede birçok sıkıntının beklediğini öngörmek için büyük bir sosyolog olmaya da gerek yok. Ayrıca şahsen, ailenin, tüm ezici otoriteler karşısında, bireye hem liman hem de kendini yeniden inşa etme imkânı temin ettiğini düşünüyorum. Ancak... Aile yapısını canlı tutmanın yolu, onu dışardan efsunlayıp, dokunulmaz hale getirmek ve o aileyi oluşturan insanlara abartmayın, katlanın demek değildir. Toplum ve devlet tarafından dokunulmaz hale getirilmiş bir yapının bazı insanlara konfor temin ederken diğer bazılarına zindan olduğu gerçeğini unutursanız, aileyi içerden çökertmenin ilk adımını atmış olursunuz. Muhafazakâr ve gelenekçi/töreci düşünceler, aileyi güçlü bir kale olarak tasavvur etme alışkanlığında o kadar aşırıya kaçıyorlar ki, aile bir yuva, bir liman olmaktan çıkıyor, büyük balığın küçük balığı yuttuğu, güçlü olanın zayıfı ezdiği kirli bir sahneye dönüşüyor. Erkek kadını ezerken, kadın da öfkesini çocuktan çıkarıyor.