Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CUMA günü Üç Nokta programında değindiğimiz konulardan ilki muhafazakâr kentli kadına hitap eden yeni dergilerdi. Geçtiğimiz hafta Radikal Gazetesi’nde muhafazakâr kesimin Vogue’u benzetmesiyle lanse edilen Âlâ Dergisi tesettürlü kadınlar için çıkarılan moda ve güzellik eksenli bir hayat tarzı konseptine sahip ve gelen mail’lerden twit’lerden anladığım kadarıyla camiayı ikiye bölmüş durumda. Kimi “Ne var, neden olmasın?” yaklaşımıyla bu girişimi destekliyor; kimi programda İskender Pala’nın da dediği gibi “80’li yıllarda ne güzeldi, herkes aynı şekilde başını örterdi” diyerek, neredeyse tek tip “üniforma tesettür” anlayışını savunuyor, kimi ise çok sert, ağır ifadeler kullanarak dergiyi aşağılıyor.

        Bana göre dini bir kaygıyla kullanıldığını belli eden her türden örtü başörtüsüdür. Vücudu örten, hatları vurgulamak için değil, sahiden giyinmiş olmak için alınan her tür kıyafet ve seçilen “beden dili” de tesettürü oluşturur. Kentli dindar kadınların düzgün görünmeye, estetik kaygılar taşımaya ilişkin çabalarını da son derece makul buluyorum. Ancak “estetik” tek amaç, ona giden tek yol da “modayı takip etmek” ve “lüks marka kullanmak” olarak algılanıyor ve öyle sunuluyorsa , orada bir terslik var demektir. Epeyce ses getiren Âlâ Dergisi maalesef güzel bir yaşam sürmeyi, güzel görünmeye indirgemiş gibi görünüyor. Kâğıt ve baskı kalitesi çok iyi, fotoğraflar uzman ellerden çıkmış. Satış rakamları iyinin de üstünde.

        Şimdiden kendi kulvarındaki dergiler arasında ikinci sıraya oturduğu ifade ediliyor. Bu da çok doğal, çünkü tesettürlü kadın el birliğiyle “kurbanlaştırıldı”. Kurban olmaktan kurtulmak için en kısa, en net, en somut ve kolay öneriye ilgi duyuyor: Güzelleş, mutlu ol. Yasaklı olduğu, üniversiteye, okula, işyerlerine, Meclis’e alınmadığı, her ne yapıyorsa çoklukla mutfağa mahkûm edildiği yetmiyormuş gibi, “rüküşlüğü” dile dolandı, bakımsızlığı konu edildi, sığınacağı son liman olan ailede sorunlar yaşamaya başladı. Flash flash flash... Parayı bulan erkek, kapalı eşini beğenmemeye başladı! Tesettürlü kadın yeterince çekici, güzel, bakımlı değildi, o yüzden erkekler yeni arayışlara giriyordu, kadınlar ise ağlıyor, ağlıyordu...

        Bu tezin geçersizliğini kanıtlamak için “Hülya Avşar bile aldatıldı” cümlesi yeterliydi, ama ne yazık ki tesettürü “çirkin” addeden heyula başarılı oldu. “Hayır değil, çirkin değiliz!” diyerek, hep beraber güzellik denilen miti yüceltiyoruz şimdi. O güzel sandığın aslında güzel olmayabilir, diyebilme gücü kalmadı kimsede, herkes teslim.

        Muhafazakâr hayırseverler, girişimciler, bir edebiyat-kültür-sanat-fikir dergisini kalkındırmayı akıllarından bile geçirmez iken, çirkin ördek yavrusunu kuğuya dönüştürme misyonunu ‘her bakımdan’ iyi bir yatırım alanı olarak görüyorlar şimdi. Kadınlarımız nasılsa iyi, maneviyat şahane, biraz da güzel olsunlar ki, mutlu olsunlar, deniliyor. Maneviyata ilişkin bu özgüven yanıltıcı oysa. Çünkü spotun altına bedeni koyduğunuz anda, bedenin bitip tükenmek bilmeyen ihtiyaçlarını da meşru kabul etmiş olursunuz. Kadın ya da erkek fark etmez, “beden”e, ünlü bir markanın sloganında olduğu gibi “kendini şımartma” hakkını vermiş, bencilliği, salt kendiyle meşgul bir hayat formunu yüceltmiş olursunuz.

        Kimse kimseye ahlak dersi vermesin tabii ki, kimse çok masum değil. Kadın/erkek, artık herkes süslenmeye, sahip olmaya, alışveriş esnasında kendini kaybetmeye meyilli. Ama bugüne kadar bu halimizin bir zaaf olduğunu biliyor, bu halimizden utanıyor, suçumuzu telafi etmek için sadakayı artırıyor, bedel olarak “iyilik” yapmaya dair bir borçluluk duygusu içine giriyorduk.

        Dindarlar arasındaki eşitlik, kardeşlik duygusunu zedeleyen davranışlarımızı telafi etmeye çalışıyorduk. Fakat manen zaaf olduğuna inanılan şey, altın tepside sunulup norm haline getirildiğinde, kimse yaptığı israftan dolayı suçluluk ve borçluluk hissetmez. Giderek o kadar güzel görünmenin getireceği başka sorunlar da vakayı adiyeden sayılmaya başlanacaktır.

        Bu dergi ve dergilerde çok yetenekli, çalışkan insanlar bulunuyor, her halükârda emekleri değerlidir, ancak oluşturdukları ürünün de değerli olması, kadınlar için piyasa mekanizması dışında alternatif bir değer yaratabilmelerine bağlı. Kentli dindar kadının hakiki sorunlarına temas edebilmelerine.

        Diğer Yazılar