Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DAVRANIŞ bilimleri uzmanı Sema Maraşlı’nın Küçükçekmece Belediyesi’nde verdiği bir seminer, haber konusu oldu. Maraşlı, TV dizilerindeki kadın tiplemelerinin fazlaca akıllı ve kendini beğenmiş olmasından şikâyetçi. “Kadın haklarını unutun” gibi sözler sarf ediyor, kadının fıtratı itibarıyla “teslimiyetçi” olduğunu, bu özelliğini unuttuğunda mutsuz olduğunu iddia ediyor.

        “Kadınlar, okuyan kız çocuklarını ‘Elinde mesleğin olsun, kendine güven, eşine muhtaç olma’ diye yönlendiriyor. Bu bilinçle yetişen kızların ileride evlilikleri yürümüyor” diyor. Masal kitapları yazan ve şimdi davranış bilimleri uzmanı olarak kariyer yapan Maraşlı, kadınların meslek edinmesine ve kariyer yapmasına karşı.

        Ne garip, daha beş-altı yıl önce, kadının cinsel meta olarak eleştirilmesi mevzubahis olduğunda, muhafazakâr ve dindar kalemler “Kadının dişiliği değil kişiliği önemlidir; kadın fiziği ve güzelliğiyle değil aklıyla var olmalıdır” tezini işlerlerdi. Ne hazin bir samimiyetsizlik imiş ki, şimdi, benzer eğilimin yayın ve kültür merkezlerinde çok farklı görüşler enjekte ediliyor. “Akıl” kendini beğenmişlik göstergesi sayılıyor ve kadınlar tarafından süpürülmesi gereken bir vasıf kıvamını alıyor; “Meslek edinmek yerine kocanıza teslim olun” önerileri veriliyor.

        “Kadın meslek edinmesin, ayrıca erkeğine teslim olsun” fikri, “Yuvayı yapan dişi kuştur” şeklindeki atasözlerinin bile gerisine düşüyor.

        Erkeğe mutlak teslimiyet söz konusu olduğunda, Maraşlı’ya göre asıl ilgi alanı, “başarı ve otorite” olan erkeğin “yuva” tasavvuruna mahkûm kalınacak demektir çünkü. Buradan çıkacak sonucu gözümün önüne getirmekte bile zorlanıyorum.

        Teslimiyetçilik bir kadın özelliği ise ve buna direnmek fıtrata aykırılık teşkil ediyorsa, o zaman “Kadınlar dayağa-köteğe, tecavüze uğramaya, cinsel meta olarak teşhir edilmeye filan da teslim olmalılar” diyecek miyiz?

        Teslimiyetçilik bir kadın özelliği ise, başörtülü kadınlar neden son derece erkek egemen, ataerkil laik düzene teslim olmadılar? En tepedeki en güçlü erkeğe itaat etselerdi ve başlarını açsalardı, tebrik mi edecektiniz?

        Dahası bu Müslüman beyinler, “Kadınlar meslek sahibi olmaya teşvik edilmesin” filan derken, aslında ne kadar gayri İslami bir şey tavsiye ettiklerinin farkındalar mı? Kocalarına teslim olmuş ve hiçbir alanda uzmanlaşamamış kadınların bulunduğu bir toplumda, diğer inançlı ve takva sahibi kadınlar kimden hizmet alırdı mesela? Bu önerilerinizin kabul gördüğü bir toplumda, inancı ve hassasiyetleri gereği erkek jinekoloğa, erkek dermatoloğa, erkek masöre, erkek kuaföre, erkek psikoloğa gitmek istemeyen kadınlar diledikleri hizmeti kimlerden alacaklar?

        “Takva sahibi erkekler yuvalarında mutlu olsun” derken, bir grup kadın mesleksizleşirken, diğer bir grup takva sahibi kadın da ihtiyaçlarını inançlarına uygun bir şekilde karşılayamama bedeline mahkûm olacaklar öyle mi? Ne hayalmiş! Oysa Körfez ülkelerinde bile benzer nedenlerle, kadın istihdamı oldukça yüksek oranlarda. Bizim kanaat önderlerimiz ise aynı anda hem Türk atasözlerinden hem Körfez ülkelerinden daha geriye düşmeyi başarabiliyor.

        Fıtrat/yaratılış bilgisi diye bir şeye inanmayan feminizm, dindar kadınlara hitap etmiyor olabilir. Ama kimse kusura bakmasın “teslim ol”cu kadınların önerebildikleri de akvaryum balığının görkemli hayatına ilişkin boş ve düzmece övgülerden ötesi olamıyor. Peygamberimiz’i görselerdi “kılıbık” deyip alay edecek olan kimi İslamcı “ağabeylerin”, kendilerini kadınlar arasında da klonlaması son derece üzücü.

        Mizaç ve meşrep farklarını görmeyip “Kadın fıtratı şudur, erkek fıtratı budur, ötesi bizde yoktur” demek, yaratılmışı hayvanlar ve bitkiler diye ayırıp “İnsan doğurarak çoğaldığına göre memeli bir hayvandır” demeye benziyor.

        Kadını ya da erkeği “fıtrat”a indirgeyip oradan tek ve mutlak bir yol haritası çıkarmak; “fıtrat-ı evvel” denilen “mizaç”ı hiç dikkate almamak, “insan” denilen hakikati anlama çabasından vazgeçmeye delalet eder.

        İnsanı anlamaktan vazgeçenlerin kestiği ahkâm ise günün sonunda adaletsizliğin çoğalmasından başka bir işe yaramayacak. Anlayan için büyük vebal, anlamayana davul zurna az. İnsan, memeli bir hayvan mıdır?

        Diğer Yazılar