Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TÜRKİYE'nin Muhteşem Yüzyıl dizisi üzerinden ecdat tartışmalarına boğulduğu geçen haftayı, kendi açımdan ecdatlarım arasında gördüğüm insanların saraylarına, bahçelerine bakıp kurdukları medeniyetin huzmeleri arasında büyülenerek geçirdim. İspanya'nın Endülüs bölgesinde, buradaki tarihin de bir parçası olduğumu hissederek cennetten arda kalan ne varsa hatırlamaya çalışarak...

        Osmanlı yükselirken düşüşe geçmiş bir devlet Endülüs. Tarihte hep böyle olmuş. İslam medeniyetinin taşıyıcılığını yapan bir devlet ya da devletler topluluğu düşüşe geçerken, güneş başka bir coğrafyada doğmuş. 8. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar Avrupa'nın tıp, bilim, tarım ve sanat hayatına eşsiz katkılar sunan ve Rönesans'ın zeminini hazırlayan Müslüman varlığı, Kraliçe İsabel ile hızlanan Reconquista sürecinin aldığı kanlı boyuttan sağ çıkamamış. Müslümanlar İspanya'da katledilmiş, sürgün edilmiş. Din değiştirmeye zorlananlar "morisko" adını almış ve bugün sayılan yüzlü rakamlarla ifade edilebiliyor.

        Endülüs ya da Andalucia'ya giderken, çok umutsuzdum. Ne kalmış olabilirdi ki geride? Ama umduğumdan fazlasını buldum diyebilirim (Beklentiyi düşük tutmanın faydaları).

        Doğrusu, "Bu topraklarda Müslüman kalmayıncaya kadar yıkanmayacağım!" diye yemin eden ve bu yüzden tarihe "Pasaklı İsabel" diye geçen kraliçenin, eksik bir ahitte bulunduğunu düşündüm . Asırlar süren "Avrupa'yı Müslümansızlaştırma harekâtı", Müslümanların Avrupa'daki varlığını neredeyse yok etmiş ama İslam medeniyetinin izlerini silememiş.

        Bugün Arapça'dan İspanyolca'ya geçen 2500 kelime var. İkinci bir neden olarak Granada'daki El Hamra sarayını, Al Bayzin tepesinde geçen yıl yeniden cami olmasına izin verilen ve Başbakan Erdoğan'ın ısrarlı takibiyle restore edilen Merkez Camii'ni ve Cordoba'daki Kurtuba cami/katedralinin bütün görkemiyle tarihe meydan okumasını sayabiliriz.

        Dahası "mudejar" adı verilen bir mimari uygulama söz konusu. İspanyollar Müslümanların hükümdarlığına son verdikten sonra bile, bazı saraylarını, devlet binalarını İslam sanatına göre inşa ettirmeye devam etmişler. Malaga örneğin, önemli binaları mudejar süslemelerle dolu bir kent. Hakeza, Seville'deki Real Alcazar, 13. yüzyılda, Müslümanlar Seville'den çıkarıldıktan sonra yapılmış olmasına rağmen düpedüz İslam sanatının inceliklerine göre inşa edilmiş bir yapı. İşlemelerin arasında besmele ve dahi pek çok Arapça lafız yer alıyor. Zira bu yapılan inşa eden dönemin ustaları arasında Hıristiyanlar olduğu gibi Müslüman ustalar da bulunuyor ve hepsi Arapça biliyor.

        Ama beni en çok etkileyenin Endülüs İslam medeniyetine ait şehircilik ritüellerinin hâlâ kentlere hâkim olması oldu. Misal, Cordoba'da ve Granada'da hatta Seville'de bile, o şehrin en büyük ibadethanesinden daha yüksekte kalacak bir yapı dikmeye izin verilmiyor. Endülüs İslam'ından kalma bu teamülü İspanya devam ettiriyor. Dolayısıyla şu an Reconquista Hıristiyanlığının Müslümanlara karşı yürüttüğü "Ben seni yendim lan!" kompleksinin bir tezahürü olarak, ortasına at nalı gibi bir katedral inşa edilmiş bulunan Kurtuba Camii, bütün bunlara rağmen ve Endülüs İslam medeniyetinden kalma bir teamülün İspanyollarca benimsenmiş olmasının sonucu olarak, hâlâ Cordoba'nın en yüksek yapısı. Ve Granada'da Al Bayzin tepesindeki Merkez Camii'ne tepeden bakan başka bir yapı yok. Endülüs İslamı'nın en ölü haliyle bile Kâbe'nin tepesine Zemzem Tower'ı diken yöneticilere ince ve hazin bir selam çakabiliyor olması... Kaç puan?

        Gırnata'yı, Kurtuba'yı ve Seville'i gezerken Avrupa'nın bizim "Batı'nın bilimini alalım, kültürünü almayalım"ın değişik bir versiyonuna bundan yüzyıllar önce vardıklarını düşündüm. "Müslümanların bilimini ve sanatını alalım, ama kendilerini almayalım, hatta keselim."

        Gelgelelim, tarihin çoğunlukla katliamları ve kötülükleri yazıp asırlar boyu süren dostluklara, beraberliklere ve işbirliğine çok az değindiğini unutmamak, yaşamın tarihin yazmadığı o boşluklarda yeşerip boy verdiğini akıldan çıkarmamak lazım.

        Endülüslü İspanyollar bugün İbni Rüşd'e "Bizim adamımız" diyorlar. Atalarının mahvettiği mirastan geriye ne kalmışsa özenle restore etmeye çalışıyorlar. Böyle de bir durum var.

        Not: Konuyla ilgili daha detaylı bir Endülüs yazısını Pazar eki için kaleme alacağım.

        Diğer Yazılar