Sözde dershane tartışmasında yeni sorular
TÜRKİYE günlerdir güya "dershane"yi tartışıyor. Tartışmanın "Ben kararımı verdim" ile bir ticari işletmeyi din diliyle savunma garabeti arasında sürüp gitmesi yeterince sorunluydu. İş daha ilk andan itibaren hükümet-cemaat çatışmasının sularına sürüklendi. Hizmet'ten ya da Hizmet'e yakın olduğu artık herkesçe malum olan isimlerin meseleyi kriminalize etme çabası da tuz biber ekti. Hükümet, "Bizi bitirmek istiyorsunuz, bunun için PKK ile anlaştınız, karar Oslo'da verildi" gibi ithamlarla karşılaştı. 2004'teki bir MGK kararının, o kararı verenlerin çoktan tasfiye olduğuna ve belgenin yürürlüğe konmamasına bile aldırılmaksızın "Gülen'i bitirme planı" diyerek manşet yapılmasına tanık olundu. Dershaneyi savunmak için Başbakan'a Firavun, Karun, Yezid diye haykıranlara da şahit olduk... Ergun Babahan'ı ve Andrew Finkel'i Gülen'i eleştirdiler diye kovan gazetenin genel yayın yönetmeni, kendine bakmadan kendi gibi düşünmeyenleri "Beyefendi rahatsız olmasın gazeteciliği" kapsamına alabildi. Bendeniz dahi, sadece huzur, şeffaflık ve demokratikleşme istediğini yazıp/söyleyen aynı kişi tarafından besbelli tuhaf odaklar kastedilerek "görevli" ilan edildim. Huzur, barış dileyen bir bilinçaltı için hayli yüklü ve kirli bir bagaj doğrusu.
İmkânım olsaydı görev sayabileceğim tek şey, dış politika, İslam dünyasına bakış, Batı ile ilişkiler gibi bazı konularda hiç katılmadığım fakat "Allah" tasavvuru taşıyan, Peygamber ahlakını tedris eden eğitimli insan yetiştirme nosyonuna tarif edemeyeceğim boyutta değer verdiğim hizmet insanlarıyla, tüm kusurlarına rağmen tarihe geçecek son derece anlamlı işlere imza attığını düşündüğüm Erdoğan'ın AK Parti'sine gönül verenler arasında tamir edilemeyecek yarıklar açılmasını engellemek olurdu. Ancak anladığım kadarıyla böylesine "retro" bir reflekse mahal kalmamış. Anladığım kadarıyla Hizmet hareketini AK Parti'den koparmak ve vaktiyle "F tipi" diye damgalar icat edenlere yâr etmek kimilerine kabul edilebilir geliyor. Olabilir. Ama mesele Today's Zaman'da çıkan bir yazıda da dendiği gibi, özetle "Erdoğan Türkiye'yi Batı'dan koparıyor, biz de buna direniyoruz" meselesi ise, önce karalar bağlayalım, sonra şu soruyu soralım: "Hizmet hareketini oluşturanların bu tasavvurdan haberi var mı?"
"AB değerlerinden kopmayalım" diyenlerin Oslo'ya, çözüm sürecine itiraz etmelerindeki çelişki bahsi diğer olsun. Yazar haklıysa eğer, dini referansları olan bir hareket, çoğunluğu Müslüman bir toplumun Batı değerlerini sorgulama ve mümkünse rüşdünü ispat etme arayışını neden yanlış bulur? Bu ülkenin insanının "Mısır'da yapılan darbeye ve katliama 'gık' bile diyemeyen Batı'nın sözde 'insan hakları-demokrasi' vitrini önünde hipnotize edilmiş gibi bekleşip hayal kurmakla yetinmek istememesi Hizmet idealleriyle neden örtüşmüyor?" sorularına tatmin edici yanıtlar gerekir.
Söylemeye gerek var mı bilmem. Erdoğan bu milletin gözünde, bu milletin önüne konulan söz konusu mönüye mahkûm olmadığımızı, bu çaresizliğimizi aşabileceğimiz umudunu temsil ettiği için bu derece değer kazandı. Batı'dan kopmadan ama "eşitler arası" bir ilişki zeminine doğru çalıştığı için.
Bu işler böyle.
Ama hükümetin "dershane" meselesinde tümüyle sorunsuz bir yol haritası izlediğini de iddia edemeyeceğim.
SETA'nın Mart 2011 raporu, dershanelerin eşitsizliği derinleştirdiği savını çürütüyordu, ki benim de gözlem ve deneyimlerim bu yönde. Ne diyordu rapor? "Gelir düzeyi 750 TL ve altında olan ailelerin çocukları dershanelere katılan öğrencilerin yaklaşık % 85'ini oluşturmaktadır." (s. 13)
Daha önce de yazmıştım, konu benim için özel teşebbüs hürriyeti meselesi değil. Eğitim alanını yeniden düzenlemek ve gerekli reformlar yapmak devletin yetki alanındadır. Ama ihtiyaç ortadan kalkmadan, sınav sistemini değiştirmek için ÖSYM'nin gereksindiği süre verilmeden yapılan bir dönüşüm yol kazalarına davetiye çıkarır.
Üstelik Maliye Bakanı Şimşek, öğretmenlerin mağdur edilmemesi için yapılacak girişimin sonuçlarını şöyle izah etmiş: "Bütçeye yansımasını sınırlandırmak için tedbir alınmak zorunda kalınır. Çünkü daha fazla eleman alacaksak, daha fazla para harcayacaksak bizim borçlanmamız ya da vergileri artırmamız lazım. Bu kadar açık ve net."
İçinize sindi mi? Benim sinmedi, açık ve net.