Acı gerçek: Huzur Ekmel'de değil
EKMELEDDİN İhsanoğlu’na hiçbir şahsi garezim yok. Yarışı centilmence ve uygun bir adap ve üslup içinde götürdüğünü de düşünüyorum. Ancak kendisine oy vermeyi düşünmüyorum.
Kötü bir adam olduğu için değil, bilakis iyi biri olabilir, ama kendisinin sistem tasavvuru, 70’lerin sloganlarını, kavramlarını kullanması, babasının sürgün arkadaşı Mehmet Akif Ersoy’un dizelerini/şiirlerini karıştırması, Türk Solu gibi faşizmi ve ırkçılığı şiar edinmiş bir dergiyle poz vermesi, İsrail’le ilişkiler konusunda tarafsız olmayı salık vermesi, sonra da “Ben öyle demedim” demesi, ama Youtube diye bir imkânımızın olması ve videoyu tıklayıp tam olarak dediğini göreceğimizi hesap etmemesi gibi nedenler bile oy vermemem için yeterli. Ama asıl nedenim, İhsanoğlu seçilirse huzuru mumla arayacak duruma düşmemiz.
Her ne kadar İhsanoğlu’nun taraftarları onu “huzur” kavramıyla pazarlıyorlarsa da gerçek bu değil. Nedenini aynı taraftarların-yandaşların tezlerinde göreceksiniz. İhsanoğlu’nu “Erdoğan’dan kurtulma kiti” gibi gördüklerini hiç saklamıyorlar çünkü. Akıllarına pek yatmışa benzeyen argüman aşağı yukarı şöyle: “Erdoğan seçilirse huzur bulamayacağız, oysa Ekmeleddin İhsanoğlu seçilirse huzur ve barış da gelecek. Halk Erdoğan’ı dindar ve muhafazakâr olduğu için seçiyor, biz de onlara hem dindar hem muhafazakâr başka bir profil sunuyoruz; çünkü Erdoğan’dan ancak bu şekilde kurtulabiliriz.”
Peki, Erdoğan’dan neden kurtulmak istiyorlar?
Muhafazakâr olduğu için! Ve çoğunluğu muhafazakâr olan halkın değer, arzu ve projeksiyonlarının taşıyıcısı olmasını tehlikeli buldukları için. Çünkü bu görüşe göre, çoğunluk eşittir tehlike demek.
Sizce de burada büyük bir sorun yok mu?
Tehlikeli gördüğünüz çoğunluğu, o çoğunluğa hitap ettiğini düşündüğünüz muhafazakârlıkla kandırarak bertaraf etmeye kalkışacaksınız ve bunun “huzur” getireceğini iddia edeceksiniz. -Bu çelişki ancak aşırı iyimserlikle mümkün.
Siyasal iktidarda, halkın o hiç sevmediğiniz çoğunluğunun seçtiği bir parti olacak, -çünkü parlamenter demokrasi hâlâ bunu gerektiriyorama devletin başında o partiye siyasal olarak karşı duygular taşıyanlarca seçilmiş bir cumhurbaşkanı olacak, o cumhurbaşkanı siyasal iktidarı denetlemek ya da hadi itiraf edelim “engellemek” için seçilmiş olduğunun farkında olacak, ezkaza hükümetle uyumlu çalışırsa, “Hey Ekmel, rütbeni bil” diye uyarılara maruz kalacağını bilecek ve rolünü oynamak için “tabanını” memnun etmeye endeksli vetolar icra edecek, imza krizleri yaratacak, ama tüm bunlar hep “siyasetüstü cumhurbaşkanlığı makamı” sayılacak, dahası tüm bunlar Türkiye’ye “huzur” getirecek öyle mi? -Bu iyimserlik ancak halkı aptal sanmakla mümkün.
Hatırlayalım, Ahmet Necdet Sezer de çok “siyasetüstü” idi ve ülkede huzur filan yoktu. O kadar yoktu ki, siyasal iktidar ve devlet iktidarı arasındaki gerilimi istikrar adına dengeleyecek ciddi ve güçlü bir siyasi aktörün olmadığının farkında olan sermaye, bir kanun kitabının dönemin başbakanına doğru fırlatılmasına verilebilecek en kötü yanıtı vererek piyasaların yerlerde sürünmesine neden olmuştu.
Süleyman Demirel döneminde de huzurdan eser miktarda bulunmazdı. Darbelerden aldığı yaraları 28 Şubat postmodern darbesi hakkındaki gizli/ açık desteğiyle şansa ve kazanıma tahvil eden Demirel, siyasetin altındaki halıyı çekerek toplum huzurunun değil, birden çok kesimin birbirine sağır kalarak çoğalttıkları acıların kaynağı olmuştu.
Örnekler çoğaltılabilir. Ama şu var: Siyasal iktidarı dengeleme adına kâğıt üzerinde doğru görünen konumlandırmasıyla cumhurbaşkanlığı makamı evet, sahiden “siyasetüstü” oldu hep, siyasetin üstünde, siyasete hükümran, siyasete karşı ama sonuna kadar da “siyasi”! Huzur filan da getirmediler.
Son sözü halk söyleyecek ve ne söylerse doğru söylemiş olacak. Amenna. Ama kendimizi kandırmayalım. Ekmeleddin İhsanoğlu, cumhurbaşkanı olursa huzur filan gelmeyecek. 2015 seçimlerinde muhtemelen yine AK Parti kazanacağından ve İhsanoğlu “devlet iktidarı”nın geri gelmesi için adeta “savaşan” kesimlerin siyasi temsilcisi gibi yetkilendirilmiş olacağından “Güllerin Savaşı” filminin sahnesini yaşayacağız kare kare. Cedel neymiş, gerilim neymiş o zaman göreceğiz.
Oysa ben huzur istiyorum. O yüzden oyum İhsanoğlu’na değil.