Yağ skandalları
Habertürk Egeli’nin Perşembe günkü manşetini okuyorum. “Yağda büyük hile”. Bu başlık beni 51 yıl geriye 1965 yıllarına taşıdı. Karışık yağ skandalı davasında Gomel’lerin ve tüm sanıkların avukatı idim.
Bir aileyi haksız yere mahkum etmek için toplum ve ilgililer ve o zaman ki sorgu hakimliği neler yaptı. Gerçeği nasıl ters-yüz edip farklı yansıttı. Sadece Musevi oldukları için suçlamalar kimler tarafından sürdürüldü. İtalya ve İspanya’da neler oldu. Toplum yalan ve iftiraya nasıl kolayca inandırıldı. Gerçek sanıkları bütün delilleriyle tespit ederek şikâyetçi olarak gittiğim sorgu hakimliğinden, nasıl sanık olarak çıktık. Size bir gün bu tarihi davayı aklımda kaldığı kadarıyla anlatacağım.
Bugün, bizim gazetenin haberine bir bakalım; “Zeytinyağında alınan 941 örnekten 225’ i hileli çıktı.” “Türkiye’nin önde gelen zeytinyağı merkezlerinden Aydın’da hileli karışım iddialarıyla ilgili çalışma yapan Ticaret borsası laboratuvarlarına gelen geçen yıl gelen dört numuneden biri tağşişli çıktı.” Haber şöyle devam ediyor; “Örneğin bir tanker dolusu pamuk yağı, zeytinyağı aroması ilave edilerek, zeytinyağı ambalajıyla pazara sürülüyor. Kilosu 3,5 lira olan Pamuk yağı 10-12 liradan zeytinyağı diye satılıyor”Zeytinyağının bu yıl üreticide kilogramının 18 lira olduğu dönemde, 10-12 liradan yağ bulmak mümkün mü... Belli ki hileli... Peki, bu alanlar kim? Özellikle oteller ve lokantalar, pazarcılar...
YASALARIMIZ
Evet, Türk Ceza Kanunu’nda sadece (185,186,187. maddeler) ile “Kamunun sağlığına karşı suçlar” diye geçiştirilen bu üç madde ile hileye, zehirlenmeye, öldürmeye kadar giden tağşişlerle savaşmak mümkün mü...
Hükümetin en yetkilisi Gıda, Tarım Ve Hayvancılık Bakanı deneyimli politikacı Faruk Çelik diyor ki “Üretimlerinde 18 kez taklit, tağşiş yapan, insan sağlığı ile direkt ilgili ve gıda güvenliğini ortadan kaldıran uygulamalarına devam etmekte ısrar eden firmalar var...”
Bunlar için kademeli artacak ceza uygulaması düşünülüyormuş...Hadi canım sende. Düşünüyorsanız caydırıcı cezalar düşünün...Türkiye’de teşhir edilmekten korkacak kaç kişi var... Onlar şerbetlenmiş...
SAHTE RAKI
Bir firma, en az 18 kez teşhir edilmesine rağmen aynı terbiyesizliğini devam ettiriyorsa, bu firma yetkililerinin yüzlerine tükürsen, yağmur yağıyor diye dua ederler. Adam sahte rakı yapıyor. Bu karışım zehirin fiyatı yenisinden çok daha ucuz. İnsanlar ölüyor... İçenlerin bir kısmı tesadüfen kurtuluyor. Katile verilecek ceza iki yıl hapis... Eğer 5 yıl içinde yeni bir suç işlemezsen o da kendiliğinden kalkıyor. Ve küçük para cezası... Oysa, bu olay ölüm olduysa kasten adam öldürme, ölüm yoksa da öldürmeye tam teşebbüstür... Sahte rakı içine kişi ölmüş ise bu bir cinayettir. Buna verilmesi gereken ceza müebbet ağır hapistir. Sahte rakı ile ölüme sebebiyet veren sahtekar ölünceye kadar hapiste kalmalıdır. Nitekim yanlış hatırlamıyorsam, Anadolu’da bir ağır ceza mahkemesi böyle bir olayda en ağır ceza olan “müebbet” uygulaması yapmıştır. İzmir Kordon İşadamları Derneği diyor ki; “Sahte içki satan teşhir edilsin”
Böyle hilebazlar teşhirden meşhirden korkmazlar. Çekinmezler. Onlarda utanma, arlanma olsa bu işi yapmazlar. Teşhir onların tanınmasını ve müşterilerinin artmasını sağlar.
O halde ne yapmalı
Bu Ceza Kanunu’muzun 185, 186, 187. Maddeleri yeniden ele alınmalıdır. Suça, suçluya, suçun oluşumunda görev alan, yapımcıya, alıcıya, sahte rakı üretiminde rol alan herkese, her firmaya en ağır para cezaları ile birlikte en az 15-30 yıl arasında hapis cezası verilmeli, ayrıca otellerin, restoranların, işletmelerin kapatılması, ruhsatlarının iptali gerekmektedir.
İnsanların ve hatta hayvanların, içilecek, yenilecek, kullanılacak, tüketilecek her çeşit besin maddelerini tağşiş edenlere, suçun ağırlığına göre farklı cezalar uygulanmasını sağlayacak, yeni bir mevzuat hazırlanmalıdır. Eğer Anayasa tartışmasından vaktiniz kalırsa... Kalın sağlıcakla...