Ankara
Geçen salı günü Yargıtay’daki işlerimiz için avukat Erçin Yılmazarslan ile Ankara’daydık.
Dedeman Hotel...
Kalacak yer için, 40 yıldan beri Dedeman Otelleri’ni tercih etmişimdir; Bodrum ve Antalya dahil...
Bu kez de öyle yaptım. Önceden yer ayırttım. Resepsiyona gidip odalarımız ayrıldıktan sonra fark ettim ki Dedeman artık benim otelim olmaktan çıkmış. Önce fiyatlar ‘euro’ya bağlanmış, sonra otelin Anadolu’ya has samimiyeti kalmamış. Salon ve odalar küçülmüş ve alabildiğine karanlıklaşmış. Yatakların üzerine gereğinden fazla yastık konulmuş. Fiyatlar uçmuş. Tüm hizmetler aksıyor.
Rahmetli Kemal Dedeman zamanını hasretle andım ve sabahın 8’inde oteli terk ettik. Artık Dedeman benim için kapanmıştı.
Yargıtay’daki işlerimiz bitmişti. Çıktık, ana caddede biraz yürüdük. Yakınımızda olduğu anlaşılan çok büyük bir gürültü ile sarsıldık. Terör Ankara’ya da gelmişti. Yine pek çok insan yaralanmış ya da ölmüştü. PKK bir şeyi unutuyordu. Bu ülke 40 binin üzerinde şehit vermişti. Türkiye’nin nüfusu 74 milyondu. Üstelik terörle yaşamayı da öğrenmişti. Korku yoktu. Yılgınlık yoktu. Sadece üzüntü ve gözyaşı vardı.
PKK sadece Türk halkına değil kendi Kürt halkına da çok zarar veriyordu. Kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk, ihtiyar demeden ırkdaşlarını, yakınlarını öldürüyor, ocaklarını söndürmeye devam ediyor.
Hiçbir dönemde hükümet ve devlet PKK’dan kurtulmak için bu kadar bilinçli ve kararlı olmamıştır. Kötülük ebedi değildir. Mutlaka son bulacaktır.
TAV
Ankara Havaalanı’na iki saat önce geldik. En sakin ve en dinlendirici yer. Üstelik birkaç saat önce büyük bir felaket atlatmış şehir.
THY’nin nazik bir memuresinden uçaktaki yerlerimizi ayırttık. Salona giriş için sırada yerimizi aldık ve TAV’ın son derece saygısız bir personeli ile karşılaştık. Kendisini havaalanının sahibi ya da patronu zanneden bu ukala, güya güvenlik görevlisi ‘Ayakkabınızı çıkarın. Belinizdeki kayışı çıkarın. Ceketinizi çıkarın...’ diye emirler yağdırıyor ve önümde kadın, erkek demeden adeta zor kullanıyor, baskı yapıyordu. Sıra bana geldi. Aynı nakarat devam etti. Ben “Kayışın altında, ayakkabının içinde ne arıyorsunuz? Ceket ise bomboş. Hiçbirini yapmıyorum. Ayakkabıyı çıkarırsam giyemem. Kayışı çıkarırsam tekrar takamam. Ceket için de bu geçerli” dedim. Büyük bir hışımla adeta dövmek istercesine küstah bir eda ile...
‘Şerafettin Bey, bu adamı odaya alır mısınız?’ diye talimat verdi. Maksadı, vatandaş olarak beni küçümsemek ve kendi zaferini ilan etmekti.
O esnada ben, ‘Bakın, ben bir avukatım, beni sizin arama yetkiniz yok’ derken arkamdan gelen bir vatandaş ‘Kayışlar ve ayakkabılar aranmayacak diye Bakanlık’ın genelgesi var’ diye isyan edince ‘O genelgenin burada hükmü yok. Biz ararız’ diyerek meydan okuyan bir yanıt verdi.
Şerafettin Bey, bendenizi bir odaya aldı. Usulen ellerini gezdirdi ve ‘buyrun’ diyerek serbest bıraktı.
Bunları neden yazıyorum? THY’nin yetkili memuresi ne kadar nazik ve kibar davrandıysa TAV’ın şımarık görevlisi de o kadar küstahtı. Ve asıl meslekdaşlarımı uyarmak istiyorum. Avukatlık Kanunu’na göre (Madde 58) ağır suç işleme hali istisna edilecek olursa hiçbir polis, jandarma, özelikle TAV’ın yetkisiz memurları hiçbir yerde, hiçbir şekilde avukatların üzerlerini arama yetkisine sahip değildir. Kendinizi ezdirmeyin. Direnin. Görevli adamların keyfi davranışlarına sert çıkın, kendinize ve mesleğinize saygılı davranmaya onları mecbur bırakın.