Aydınlar şeytanın mı elini tutmuş?
Salı günü yayınlanan "Ve Aydınlar satrancı kaybetti" başlıklı yazımın daha mürekkebi kurumadan aynı gün gelen istifanın benim için sürpriz olmadığı ortada. Zaten uzun zamandır yazılarımda hamlesizlik durumuna düşen Aydınlar'ın satrancı kaybettiğinden bahsediyordum. "Yola devam" dediğinde bile bir dönemece geldiği için gideceği yolun sonunu kestiremediğini ve bu yolun onu bir yere çıkar(a)mayacağını biliyordum.
Aydınlar'ın hem federasyon içinde hem de UEFA tarafından aldatıldığını söylediği istifa metnini okuyunca aklıma Paulo Coelho'dan bir anlatım geldi:
"Ey savaşçı, kılıç tutan elini yakalamak için bir melekle bir şeytanın yarıştığını bil. Şeytan sana der ki: "Güçten düşeceksin. Bunun ne zaman olacağını bilemeyeceksin, korkuyorsun." Melek de "Güçten düşeceksin. Bunun ne zaman olacağını bilemeyeceksin, korkuyorsun" der. Şaşıracaksın, melek de şeytan da sana aynı şeyi söylemişlerdir. Sonra şeytan "Sana yardım edeyim", melek de "Sana yardım edeyim" der. İşte o anda, aradaki farkı anla, sözcükler aynı olabilir, ama sana yardım öneren bu iki kişi birbirinden tümüyle farklıdır. Sen meleğin elini seç."
Aydınlar sıklıkla belirttiği iyi niyetinin kurbanı olmuş ve Coelho'nun önerisinin tersine hem UEFA'dan hem de kendi kurumundan meleklerin değil şeytan(lar)ın mı elini tutmuş diye sormadan edemiyorum.
FUTBOLDA DA BÜROKRASİ Mİ?
Bundan 1 ay önce "Öldüren Makyaj" başlıklı yazımda 8 yıldır TFF'nin kurumsallaşamadığını ve aslında pek de niyetinin olmadığını yazmıştım. İşte bu bumerang böyle dönüp kafanıza çarpar. Bir başkan, kurumsal bir yapıda değil ancak saray entrikalarında görülebilecek absürd durumlara düşer, hamlesiz kalıp da kıblesini UEFA'ya dönüp birilerinin kendisinden belge gizlediğini anlayınca istifasını basar. Sonra da UEFA'dan gelen yazıları kendisinden saklayan yetkililer hakkında işlem yapmadan, -gerçekse- şeytan taşlamadan köşesine nasıl çekilir? Üstelik aynı kişilerin "Başkan zihinsel olarak yorgundu" demesine fırsat vermesine ne demeli?
Ancak burada çok ciddi bir inandırıcılık problemi var. Geçmişte yaşanan onlarca skandalın yanında Genel Kurul'dan güvenoyu almadığı halde görevine devam etme kararlığı göstermesinin üzerinden 24 saat geçmeden CAS Hâkimi Kısmet Erkiner'in pek sır da olmayan açıklamaları sonrası istifa etmesi ne kadar anlamlı?
Hadi başkan binbir cenderenin içinde nefes almaya çalışıyor ve gözü bir şey göremiyordu da 7 yıldır şahın veziri olarak çalışan ve TFF'nin omurgasını oluşturan Lutfi Arıboğan'ın yazıdan haberi olmaması mümkün mü? Helvacı'yı bilmem ama hiyerarşiye aşırı özen gösteren Arıboğan bu mektuptan Aydınlar'ı haberdar etmemiş olamaz! Bugün Aydınlar'ın elinden tutan ve yakından tanıdığım Arıboğan bu dönemin sonunda yine sistemde olacaktır. Öngörüm yeni dönemde ya başkan ya da yine başkanvekili olarak görev alacaktır. Hem de bugün karşısında duran (veya durur gibi görünen) F.Bahçe'nin açık veya zımni desteği de alırsa şaşırmayın!
Bir de Aydınlar'ın istifa gerekçesi ile Arıboğan'ınki aynı olamaz. Futbol sistemine Aydınlar ile girmiş birisi olmamasına rağmen onunla birlikte istifa etmesini tamamen dostluktan olduğunu düşünüyorum. Arıboğan böyle eften püften nedenlerle kolayca pes edecek birisi değil!
Aydınlar'ın "devam" sözünün üzerinden 24 saat içinde istifa etmesiyle "siyasette 24 saat uzundur" sözünün artık futbolda da kullanılacak bir deyim olduğunu belirtelim. Yazımı 'Genel Kurul Tiyatrosunda' sergilenen oyunda asılı kalan Aydınlar'ın 2 repliğiyle bitirmek istiyorum: Herkes suçsuz, tek suçlu biziz! "Yukarıda Allah var Ali bey.. "
Belki bütün bunların sağlıklı açıklamalarını '32. Gün'de Mehmet Ali Birand'a yapar Aydınlar!