TMOK Planı eşek gölgesinde kalmasın
Önceki gün Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı Uğur Erdener'in daveti ile TMOK Stratejik Planı ve Procter&Gamble (P&G)'nin sponsorluğunda açıklanan 1 milyon öğrenciyi spora başlatmayı hedefleyen "Okulumdan Olimpiyat Oyunları" projesinin tanıtımına katıldım. Yüzlerce spor adamının ve geçmişten günümüze Olimpiyat şampiyonlarının katıldığı mükemmel bir törendi.
Yıllardır Türk sporunun plansızlığından dem vuran birisi olarak bu planı çok önemsiyordum. Ne de olsa Uğur Erdener, Hasan Arat ve arkadaşları Türk Spor Modelini de şekillendirecek 4 yıllık bir stratejik planı açıkladılar.
Planın detaylarını ve eleştirilerimi daha sonraki yazılarımda ele alacağım. Üzerinde yazılacak, çizilecek çok şey var. Ama şu kadarını söyleyeyim, ben bu planı okuduğumda anladığım Olimpiyat Komitesi'nin bir felsefe değişikliğine giderek 'artık ben de Türk sporunda önemli bir oyuncu olmak istiyorum' dediğini görüyorum. Her ne kadar biraz ürkek ifade edilse de... Belki de tiyatronun özelleşmesini, özerkleşmesini tartıştığımız bugünlerde Olimpiyat Komitesi'nin çıkışını sporumuzun da özelleşmesi çerçevesinde ele almalıyız. Planın tanıtıldığı toplantıya katılan Spor Bakanı Suat Kılıç'ın daha önce söylediği 'devlet eliyle spor yapılmaz' sözünü de yoksa bu açıdan mı okumalıyız? Hem zaten sporun devlet eliyle yönetildiği kaç ülke kaldı dünyada?
Ama anlı şanlı spor yazarları yine bu stratejik planı atladı. P&G Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Karpat'ın açıkladığı 'Okulumdan Olimpiyat Oyunları'na' projesi de medyada hak ettiği yeri bulmadı. Bir tane köşe yazısı, bir tane analiz bulamadım spor yazarlarımızdan. Ben yine de -belki de Polyanna algısı ile- bunu aynı gün İstanbul'da yapılan TSYD Başkanlık seçiminin yorgunluğuna bağlamak istiyorum.
Tabii öte yandan, futbolda yaşanan gelişmeler önce Filenin Sultanları'nın tarihi başarısını gölgede bırakmıştı. Şimdi de üzülerek görüyorum ki, 2020 Olimpiyatlarını düzenleme hayalimiz de gölgede kalıyor. "Şike var, şike yok. Sahaya yansıdı, sahaya yansımadı. Kupamı verin, vermeyin" tartışmalarından bir türlü çıkış bulamayan futbol lobisi ilk kez bu kadar yaklaştığımız Olimpiyatları elimizden almak üzere. Bu satırları yazarken gazete sayfalarında bir haber gözüme çarpıyor: IOC Başkanı Jacques Rogge "İstanbul 2020 Olimpiyatı'nı kazanırsa, Euro 2020'den çekilmesini isteyeceğiz." Buna benzer bir cümleyi Platini'den de İstanbul'da duyduğumuzu hatırlatalım.
Bu gölgede bırakma tartışmaları bana geçenlerde televizyonda dinlediğim bir Atina hikâyesini hatırlattı:
Demostenes kürsüde, ancak dinleyiciler sürekli kendi aralarında konuşuyor, filozofu dinlemiyor. Bunun üzerine Demostenes, bir hikâye anlatmaya başlar: "Uzun zaman önce delikanlının biri, Atina'dan Megara'ya gitmek için eşek kiralar. Eşeğini kiraya veren adamın da Megara'da işi olduğu için beraber yola düşerler. Öğle sıcağı bastırır. Yemek yemek için subaşına otururlar. Ortalıkta gölgelik bir yer yoktur. Eşeğin sahibi yemeğini alıp, hayvanın gölgesine sığınır. Genç ise, 'Eşeği ben kiraladım, gölgesini ben kullanacağım' diye itiraz eder. Kavga büyür."
Hikâyenin tam burasında Demostenes kürsüden inip, yürümeye başlar. Dinleyiciler sonunu duymak isterler, sorarlar: "Neticede kim haklı çıktı?"
Demostenes kürsüye döner, "Sizin için çok önemli bir konuda bir şeyler anlatmaya çalıştım, dinlemediniz. Şimdi ise eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz. Merakınızı gidermeyeceğim. Bir daha size fikirlerimden de söz etmeyeceğim..." der; yürür gider.
Ne yazık ki Türk spor basını da bir türlü eşeğin gölgesi tartışmasından kafasını kaldırıp Olimpiyat Komitesi'nin Stratejik Planı ile "Okulumdan Olimpiyat Oyunları'na" projesine kulak veremedi.