Federasyon seçimleri
Nihayet bir iki paralimpik branş dışında tüm federasyonlarda seçimler tamamlandı. Bu dönemde en önemli tartışma "seçimlerin demokratik olup olmadığı" üzerineydi.
Hasan Celal Güzel'den okuduğum Rahmetli Turgut Özal ile arasında geçen bir konuşmayı hatırlıyorum: Yıl 1987, Özal ile birlikte Futbol Federasyonu'nun özerklik sürecinin başlangıcı olan ilk Genel Kurul'lu seçim yasasını çıkartırlar. Özal'a "Biz seçimlere müdahil olmayalım, Genel Kurul başkanı demokratik bir şekilde seçsin" der. Özal, "bak Hasan, sen demokrasiyi hiç anlamamışsın, kongrelerde kimin seçileceğine önceden birileri karar verir, içeridekiler elini kaldırır" cevabını verir.
"Demokratik seçim" konusunda 25 yıl önce söylenen bu sözün üstüne bir şey diyemem ama benim derdim en azından kamuoyu vicdanında, seçilen ve seçilemeyenlerin performansının hangi kriterlere göre test edilecek olmasıdır.
Açmaya çalışayım: Seçimler sonucunda önceki başkanların nerdeyse tamamı tekrar göreve geldiler. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz; demek ki 2012 Londra Olimpiyatları'nda aldığımız sonuçlar hem devlet yetkililerini, hem de federasyon delegelerini tatmin etmiş olacak ki 2016 ve 2020'ye doğru aynı başkanlarla yola devam ediyoruz!
Yine de şu soruyu sorabiliriz: Federasyon Başkanları'nın tekrar seçim kazanmış olmalarından geçmişte başarılı olduklarını mı anlamalıyız yoksa seçimi kaybedenlerin başarısız olduğunu mu?
Bundan yaklaşık bir ay kadar önce Olimpiyat Komitesi'nin toplantı salonunda 50'ye yakın gazeteci ve yazarla birlikte Bakan Suat Kılıç'la 2012 Olimpiyat Değerlendirmesi Toplantısı'na katılmıştım. Bazı gazeteci arkadaşlar -hadlerini de aşarak- Olimpiyatlarda alınan başarısız sonuçların ardından bir federasyon başkanının tabiri-i caizse kellesini istediler. Bundan yaklaşık 2 yıl önce aynı salonda dönemin Spordan Sorumlu Bakanı Faruk Nafiz Özak'ın danışmanı olarak Federasyon Başkanları ile 'Londra Olimpiyatları Değerlendirme' toplantısına katılmıştım. Toplantının başlamasından yaklaşık 40-45 dakika sonra bir Federasyon Başkanı 8-9 madalya kazanılan Avrupa Şampiyonası'nın ardından ayağının tozuyla toplantıya katıldı. Genel Müdür Yunus Akgül, Bakan Özak'tan izin alarak Federasyon Başkanı'nı alkışlamamızı önermişti. Başkan, salonda bulunan diğer Federasyon Başkanları arasında Genel Müdür ve Bakanının alkışları arasında yerine oturdu. Büyük bir gurur ve mutluluk duyduğu gözlerinden anlaşılıyordu. İşe bakın ki iki yıl arayla aynı salonda alkışlarla karşılanan da kellesi istenen de aynı başkandı.
Peki, mesela göreve geldikten 4 yıl içerisinde 3 ayrı Genel Müdür ve 3 ayrı Bakan'la çalışmak onların performansını nasıl etkilemiş olabilir? Bizim ülkede doğmuş "her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır" sözü biraz geçerli olduysa, varın siz düşünün her yiğide göre yoğurt yapmaya çalışan federasyon başkanlarının halini...
İşte burada, Hükümet adına Spor Bakanı'nın modern devletin üç işlevi olan yol vermek, yön vermek ve denetleme işlevini yerine getireceği temel bir kurumsal yapı var: Sportif Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu (SDGK). Hazırlık çalışmasında benim de katkı yaptığım yasanın ana sloganı "ölçemediğinizi yönetemezsiniz" idi.
İşte bu kurulun hazırlayacağı objektif ve bilimsel raporlar bize Federasyon Başkanları'nın gerçekten başarılı olup olmadığını gösterecektir. Spor Bakanlığı bu Kurul'u çalıştırsaydı bugün başkanların gerçek performanslarını objektif olarak öğrenebilirdik.
Demem o ki, Federasyon yönetimleri, ahbap çavuş ilişkisi ya da nesnel olmayan seçim kriterleri ile değil stratejik planlama ile belirlenmelidir.