Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçen gece ABD’nin muhalif haber kanalı MSNBC’de ülke liberallerinin en sevdiği isimlerden Rachel Maddow’u izlerken gazetecilikte boşa harcanan kurşunları düşündüm.

        Bilmeyen yok herhalde, Donald Trump bütün gelenekleri bozarak kendi vergi kayıtlarını açıklamayı reddediyor epeydir. İlk başlarda inceleme altında olduğunu, bitince açıklayacağını söyledi. Başkan seçildikten sonra da seçmenin bu konuyla ilgilenmediği, açıklamasına gerek kalmadığı mesajı geldi Beyaz Saray’dan.

        Şeffaflık adına her başkanın dahil olduğu bir siyasi gelenek böylece bozuldu. İster istemez Trump’ın ne sakladığına dair spekülasyonlar da yapılmaya başlandı. Gizleyecek bir şeyi olmasa açıklardı, değil mi?

        Kim bilir belki de iddia ettiği kadar parası yok. Trump, kızıyla arasında ilişki olabileceğine dair şakaları bile kaldırıyor, ama hiç kimsenin zenginliğini sorgulamasını istemiyor. En hassas olduğu konu bu.

        100 MİLYON $ ZARAR

        Trump’ın vergi kayıtlarına dair ilk sızıntı New York Times’ta yayımlandı geçen ekim ayında. 1995’te iflas açıkladığı için 18 yıl boyunca hiç vergi vermemiş olabileceği iddia edildi.

        Salı gecesi Maddow ise Trump’ın 2005 yılına ait iki sayfalık vergi kaydını yayınladı. Programdan önce de beklentileri yükseltti, programda sürekli “az sonra” taktiğiyle izleyiciyi oyaladı.

        Trump döneminde dokuz yılın en yüksek izlenme oranlarına sahip olan, her gece 2.5 milyon kişiye ulaşan Maddow coştukça coştu.

        Ancak haber elinde patladı. Beyaz Saray ondan önce hamle yapıp resmi açıklamayla duyurdu. 2005 yılında Donald Trump’ın vergi beyannamesinin iki sayfasıymış meğerse. 100 milyon dolar zarar beyan etmiş, 150 milyon dolar kazanmış ve yüzde 25’ten 38 milyon dolar vergi ödemiş.

        Bu vergi beyannamesi bir başka gazetecinin posta kutusuna “bırakılmış”.

        Trump’ı zorda bırakacak bir belge olmadığı için bizzat Amerikan Başkanı’nın kendi işine yarasın diye sızdırdığını söyleyenler bile var.

        Öyle ya da böyle muhalif bir ekran yüzü oyuna geldi. Halbuki Maddow bu kadar kolay gaza gelmese, biraz beklese, bütün belgelere yavaş yavaş ulaşınca resmin tamamına baksa belki de Trump’ı yerinden edebilirdi.

        Ama reytingin gözü kör işte... İdeolojinin de... Gazeteci kendi varlığını “düşman” bellemek üzerine yaptıysa bazen en büyük iyiliği o düşmana yapıyor.

        Kıssadan hisse dememe gerek var mı?

        SORUŞTURMA GAZETECİ TARAF TUTMAZ

        Gerçek gazeteciliğin gücünü ilk kavrayanlardan biri, ABD Başkanı’nın şimdi başstratejisti olarak görev yapan Steve Bannon. Şeytani bir zekâsı var. Belki de Trump’ın başkan seçilmesinin önünü açan en stratejik hamlesi, objektif ve güvenilir soruşturmacı gazeteciliğe destek vermesi.

        Hillary Clinton’ın seçmen nezdinde güvenilmez, hatta yolsuzluğa bulaşmış görünmesinin nedeni Steve Bannon’ın yarattığı algı operasyonu. Bannon çok erken bir zamanda soruşturmacı gazeteciliğin önemini kavramış, bilginin her şeyden daha kuvvetli olduğunu fark edip kurduğu dernekte bir gazeteci ekibi oluşturmuş.

        Clinton’ı didik didik edip her türlü belgeyi bulup bunu da güvenilir yayın organlarında yayımlatma stratejisini belirlemiş. İdeolojik, fazla taraf, aşırı sağcı, inandırıcılığı tartışmalı bir yerde haber çıksa etkisi olmayacağını bildiğinden doğrudan New York Times’ı hedef almış.

        Bannon ve ekibinin en büyük başarısı “Clinton Cash” isimli bir kitap; “derin internet”e yani Google gibi arama motorlarında yer almayan yüzde 97’lik bilgi çöplüğüne dalan gazeteciler, Clinton çiftinin para ilişkisini araştırıp belgelediler. Clinton Vakfı’nın hangi ülkelerden bağış topladığını, çiftin nerelere gidip yüksek ücretle konuşmalar yaptığını...

        Kitap inanılmaz ses getirdi ve New York Times başta olmak üzere bütün ana akım mecralar tarafından kaynak gösterildi.

        Bannon, merkez medyaya sağlam kanıtlar olan bir haber sunulduğunda gerçek soruşturmacı gazetecilerin haberi önemsediğini, kendi ideolojilerini geri plana ittiğini çözmüş. Bu yüzden reddedemeyecekleri kadar kusursuz ve gerçek bir haber dosyasıyla çıkmış karşılarına.

        Clinton bu kitabın hasarını bir türlü onaramadı.

        Belki de Trump’ın seçilmesini önleyebilirdi Amerikan basını...

        MESLEKİ SORU

        Hemen hemen bütün büyük gazetecilik dosyaları birilerinin sızdırmasıyla hazırlanır... Sızdıranların da her zaman kendince gizli bir hesapları olur.

        Aldatılan bir eş olmasaydı İSKİ skandalını bilemeyecektik mesela...

        “Derin Gırtlak” Mark Felt, ikinci adam olmaktan bıkıp FBI’ın başına geçme hesabı yapmasa Watergate ortaya çıkmayacaktı...

        Sorum şu: Bir başkasının gizli hesabı gazeteciyi ne kadar bağlar? Yahut gazeteci haberi yazmadan önce “Bu acaba kimin işin gelir” diye düşünür mü, düşünmeli mi?

        Uzun yıllar bu soruya yanıtım kendimden emin bir şekilde “Tabii ki yayımlar”dı. Ama giderek bu kadar net konuşamıyorum.

        Dünyada çok fazla çıkar grubu var, bu çıkar gruplarının bazılarının toplum, hatta dünya düzeni için tehlikeli planları var ve gazetecileri kullanmaya hazırlar. MİT TIR’larını servis eden FETÖ gibi.

        Sırf haberin çekiciliği uğruna kullanılmak kabul edilebilir mi, yoksa gazeteciler kim tarafından kullanıldıklarını da göz önünde bulundurmalılar mı?

        Giderek haber seçiminde çok daha uyanık olmamız gerektiğine inanıyorum.

        #OKUMA PARÇASI

        GİZLİ BAŞKAN...

        ABD’yi Steve Bannon’ın yönettiğini düşünenlerin sayısı hiç az değil. Emily Bazelon’un geçenlerde New York Times Magazine’de yayımlanan uzun makalesine göre Bannon ve şu anda Adalet Bakanı olarak görev yapan Jeff Sessions çok önceden bugünün çatısını kurmuşlar...

        Sık sık buluşan ikili Amerika’yı yeniden yaratmak için kafa kafaya verip bunun yol haritasını seçimlerden, hatta Trump’tan çok önce çizmiş.

        Bazelon’un ortaya çıkardığına göre, Trump sadece onların ideolojisini hayata geçirecek bir figür olarak denk düşmüş. İkisinin de aklından geçmemiş önce adı, üzerinde kumar oynamışlar ve kazandılar.

        Son zamanlarda Amerikan siyasetiyle ilgili okuduğum en çarpıcı makaleydi “Department of Justification”. Aynı zamanda da en korkutucu olanı.

        Diğer Yazılar