Referandumun nabzını tutmak için Türkiye’nin dört bir yanını gezen Muharrem Sarıkaya, Karadeniz Bölgesi’nden aktarıyor: “Reis ne derse odur, o bizim için de düşünmüştür.”

Her yerde Erdoğan sevgisi bu kadar gözle görünürken, bütün araştırmalar referandum sonucunu sayılarının epey yüksek olduğu ortaya çıkan kararsızların belirleyeceğini söylüyor. 

Bu sefer Erdoğan’ın karşısında kolaylıkla ekarte edeceği bir siyasi rakip yok. Uzun vadede ona karşı alternatif bir liderin çıkacağı da pek mümkün görünmüyor. Zira muhalefet bunca yıldır hâlâ Türk insanının neden Erdoğan’ı bu kadar sevdiğinin yanıtını bulamadı.

Ancak kararsızlığı devlet kültü belirliyor gibi.

Okullarda okutulan İstiklal Marşı’ndan gündelik hayatta sık sık rastladığımız bürokrasiye kadar devlet, pek çok ülkenin aksine Türk insanının hayatının çok fazla içine girmiş, kendisini vazgeçilmez kılmış bir kavramdır. Devlete karşı çıkmak, bilinçaltındaki en büyük günahlardan biri olduğu gibi devlette başarıya ulaş- mak da bir idealdir. Bu bilinçle büyütülürüz...

Görevde kaldığı uzun süre boyunca Erdoğan ister istemez devlet algısının bir parçasına dönüştü, ikisi birbirinden ayrı değerlendirilemeyecek unsurlar oldu. Türk insanı yıllarca en güvendiği kurumu, en güvendiği insana emanet etti. Körü körüne bağlı olduğu devletin devamlılığı için Erdoğan’ı görevlendirdi, çünkü devlet diğer niteliksiz alternatiflere emanet edilmeyecek kadar önemliydi seçmen için.

Vizyonu sınırlı memur aileleri için herhangi bir devlet kurumunda garantili iş bulmak, devlet görevine atanmak bir gurur kaynağıdır. Özal’la birlikte devletten ihale almak, devlete iş yapmak da en büyük başarı ölçütlerinden biridir.

Uyduruk sanatçılar bile bol keseden dağıtılan “devlet sanatçılığı” unvanını bir gurur meselesi yapar. Yıllar önce televizyonda yaşadığım bir tartışmada asıl kırılma noktası, birinin (sonradan mahkemece iptal edilen) bu titrini sorgulamamdı: Hemen her türlü eleştiri kabul edilebilir, ama devletin verdiği bir payeye ne cüretle dil uzatılabilir?

KUTSAL DEVLET

Yıllar içinde devlet hem sağcılar hem solcular tarafında kutsallaştırılmıştır çünkü.

Türk insanının devletine bağlılığının altında çeşitli korkular da yatar. Herkes bilir ki eskiden bir bekçiyle uğraşmak bile insanın başını belaya sokar, olmadık işler açardı. Devlet bürokrasisinde hapsolmak hep kurtulmaya çalıştığımız bir tuzaktır, devleti karşına almak, devirmeye çalışmak da en büyük suçtur. En fazla sempati toplayan protestolarda bile kamuoyunun fikri, devleti tehdit eden en ufak bir işarette dönmeye başlar: Gezi’nin sonu da meydanı Türkiye’nin bilinçaltında devlet karşıtı örgütlerin ele geçirmesiyle gelmişti. Türk insanı her zaman milletten daha çok ne olduğunu bilmediği, tam olarak elle tutulmayan, somut olarak adlandıramadığı devlete daha çok güvenmiş ve sığınmıştır.

Şimdi seçmenin kafasında devletin DNA’sıyla ne kadar oynandığına dair kuşku varsa bu kararsızlığı körükler. Bir diğer soru da Erdoğan’dan sonrası tabii ki. O görevde olduğu sürece “Reis ne derse o olur” ve bu sevda da bitmez. Ama yarın devletin bir başkasının eline geçebilme ihtimali Türk insanının kafasını karıştırabilir.

 

YÜZDE 61 EVET!

Michael Sercan Daventry, Londra’da yaşayan bir İngiliz-Türk gazeteci, “James in Turkey” adlı blogunda Türkiye üzerine analizler yapıyor. Sitesini Türkiye üzerine yorum yapanlardan ayıran unsur, işlenmemiş veri ve bilgiye dayalı yaptığı projeksiyonlar.

Önceki gün Qriously isimli bir şirketin referanduma dair araştırmalarını yayımladı. Şirketin anket sorularının hazırlanmasına yardımcı olmuş Daventry, karşılığında da sonuçları yayımlama hakkını almış.

Qriously’nin geleneksel anket metotlarını epey zorlayan yöntemleri var. Akıllı telefonla yapılıyor anket, katılıp katılmamak gönüllü... Ekranda karşısına rastgele çıkan ve reklam sayfasının yerinde yer alan anketi kapatmak size kalmış. Bu açıdan kimin hedefleneceğini takip etmek de güç. Dahası Türkiye’de cep telefonu sahipleri arasında akıllı telefon kullananların oranı yüzde 50...

3418 yetişkin arasında 28-30 Mart tarihleri arasında yapılan anketin sonuçları bugüne kadar yayımlanan diğer şirketlerin raporlarından epey farklı.

Evet yüzde 61.4.

Hayır yüzde 38.6.

İktidara yakın şirketler böyle bir sonuç bulmadı. Qriously’nin verilerine de şüpheyle yaklaşmak için her türlü haklı gerekçemiz var.

Ama şirket aynı yöntemle “Brexit”, Renzi’nin İtalya’daki referandumu ve bu ayki Hollanda seçimlerini doğru tahmin ettiğini iddia ediyor. “James in Turkey” de “Siz karar verin” diyor.

Doğrusu bilemedim, bana abartılı geldi. Ciddiye aldığım tek tarafı, şirketin geçmişte doğru çıktığı iddiası, ama birkaç kere kumar masasında şanslı olmak gibi sanki. Bu yöntem herhangi bir bilinen araştırma yöntemine uymuyor zira.

Öte yandan akıllı telefonlar ve internetle bütün dünyada anketlerin yanıltıcı olmaya başladığını gördük. ABD seçimleri en büyük örneğiydi. Temkinli olmak adına her türlü veriye daha mesafeli olmak gerek sanki.

 

KÂĞIT ÖLMEDİ

Pazar günkü New York Times’ta Nijer’deki göçmen krizi üzerine yapılan özel bir ek vardı. Ek dediğim, dört sayfaya yayılmış bir fotoğraf aslında. Gazetenin sayfaları öyle bir katlanmış ki elinize aldığınızda normal bir ek gibi duruyor. Ancak sayfalar kesilmemiş, dördü upuzun, dev bir posteri oluşturacak fotoğrafa dönüşüyor.

Gazete bu eki internette de desteklemiş. Times’ın sitesinde bu fotoğraf üzerinde dolaştığınızda teker teker insanların hikâyesini okumak mümkün. Aynı şekilde gazetenin son zamanlarda ağırlık verdiği 360 derecelik videolarla da zenginleştirilmiş proje...

Kuşkusuz çok masraflı bir iş... Ama etkileyici de.

New York Times epey zamandır bu gibi denemeler yapıyor, ama kendisini asıl var eden kâğıdı da unutmuyor. Çünkü kâğıt baskı bir gazetenin asıl varlık sebebi, ama giderek daha da değerleniyor. Önümüzdeki yıllarda kâğıt baskının daha da özel, meraklısına hitap eden ayrıcalıklı bir ürün olarak konumlanacağı basının geleceği olacak.

Kısacası gazeteler bir gün sonra atılacak değil, saklanacak kâğıt baskının denemelerini yapıyor şimdiden.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!