Bisküvi darbesine karşı kutu kola
Düşünüyorum, düşünüyorum, bir türlü aklıma Ülker’in şu tartışma yaratan 1 Nisan reklamı kadar zekâdan yoksun hazırlanan bir başka örnek gelmiyor. Eminim vardır, ama bu reklam, saçmalığı ve zekâsızlığı adeta yeniden tanımladı.
Subliminal mesajı, darbe çağrısı iddiaları bir yana, düpedüz kötü bir reklam bu. Beceriksiz reklam ajansı adeta müşteriyi kazıklamış. Ajansın kapısına kilit vurulsa yeridir. Bu reklamı görüp de hangi müşteri onlarla çalışmaya devam eder?
Acil servis müdahalesini andıran çözümlerle apar topar kriz yönetimi başladı. Bu saçmalığa imza atan reklamcı ajansından istifa etmiş; Ülker de bu reklama onay veren ekiple yollarını ayırmış.
Ülker’in ekibi de bu korkunç reklamın daha ilk izleyişte nereye çekileceğini nasıl anlamaz? Hadi art niyetleri yoktu, sadece kapasiteleri anlamaya yetmedi diyelim. E bu da hafifletici neden değil ki! Hiçbir mesajı okumasalar reklamı sırf kötü diye reddetmeleri gerekirdi.
PEPSI’NİN YAPTIĞI
Tam Ülker reklamından daha kötüsü olamaz diye düşünürken geçen hafta ABD’de Pepsi’nin yeni reklamı gösterime girdi. Girdiği gibi ertesi gün hemen geri çekildi ve tarihin çöp tenekesine atıldı.
Kardashian Ailesi’nin manken kızlarından Kendall Jenner’ın oynadığı reklam birbirinden farklı insanlardan oluşan kalabalık bir topluluğun sokak protestosuyla başlıyor. Özellikle masum siyahları öldüren polislere yönelik protestolar son yıllarda ülkenin gündeminde önemli bir yer edindi ya, Pepsi de bu rüzgârdan faydalanmak istemiş.
Film icabı taktığı sarı peruğuyla fotoğraf çekimine hazırlanan Kendall Jenner da bu protestolardan etkileniyor, kendini sokağa atıyor ve topluluğun arasında yürüyüşe katılıyor. Tabii peruğunu çıkarıp asistanına teslim ettikten hemen sonra.
Protestocular emniyet görevlilerinin engeliyle karşılaşınca Jenner bir polis memuruna kutu Pepsi uzatıyor, polis içeceği kabul ediyor ve bir anda her şey düzeliyor, bütün dertler bitiyor; hem protestocuların hem de polislerin yüzünde güller açıyor.
Aptallığın ve duyarsızlığın reklamı daha iyi çekilemezdi. Nitekim hayatını siyahların özgürlük mücadelesine adamış Martin Luther King, Jr.’ın kızı da “Keşke babam da Pepsi’nin gücünü bilseydi” diye dalga geçti reklamla.
GAZETE OKUYAN BİRİ
İki reklam arka arkaya gelince gerçekten büyük holdinglerin nasıl yönetildiğine dair bir kuşku oluştu içimde. Karar mekanizmasında ülkelerin dinamiklerini, hassasiyetlerini, siyasi gelişmeleri, jargonu, günlük tartışmaları ve mesajın nasıl yorumlanacağını bilen bir kişi bile yok mu diye merak ediyorum. Doktora sahibi bir analistten bahsetmiyorum, sadece basını takip eden biri bile yeter.
Galiba milyarlarca dolarların döndüğü bu şirketleri yönetenleri, karar mercilerini gözümüzde fazla büyütüyoruz.
Komplo teorilerine falan gerek yok, beceriksizlik bir virüs gibi her yeri sarmış adeta.
Belediyeler Halk Tv Para Trafiği
Makbule Cengiz yıldızının parlayıp kovulduğu Halk TV macerasını “Üzgünüm Yazmak Zorundaydım” kitabında anlatıyor. İki şey dikkatimi çekti:
- BİR: Mütevazı bir apartman dairesinden yayın yapan küçücük bir kanalda bile büyük holding medyalarını aratmayacak ayak oyunları, kulisler, kumpaslar dönüyor. Hakaretler, çirkin üsluplar, dahası izin haklarının gasp edilmesi... Merkez medya daha masum kalmış bile diyebilirim.
Bir misyonla küçük bir kanal kurulmuş, pek çok gazeteci de sırf inandıkları için para almadan destek olmuş. “Eski yanlışlardan ders alalım, herkesi bağrımıza basalım, birlikte büyütelim bu kanalı” demek yok. Ruhat Mengi’nin, Hulki Cevizoğlu’nun nasıl susturulduğu, ekran yasağı getirildiği muhalif medyada bile sansürün ne boyutta olduğunun örnekleri. Halk TV’de kurulan müthiş feodal bir düzeni anlatıyor Makbule Cengiz.
- İKİ: CHP’li belediyelerle kanalın aşırı içli dışlı ilişkisi. Halk TV’nin tabii ki kendi partisinden kanunlar el verdiğince destek alması beklenebilir... O da belki...
Ama ya belediyelere toplu davetiye satmak, belediye başkanlarıyla gece evlerinde buluşup elden para almak, adayları para karşılığı yayına çıkarmak, yine belediyelerden toplantı salonu, otel parası hatta ve hatta büro kirasını ödemelerini talep etmek?
Müthiş bir çürümüşlüğe, kirliliğe işaret etmiyor mu? Üstelik CHP yıllar önceki bir İSKİ skandalının faturasını hâlâ ödüyor ve hiç ama hiç akıllanmıyor. Herkesten iki kat daha dikkatli, daha titiz olması gerekirken üstelik.
EVET’Çİ MUHALİFLER
CHP liderliğine oynayan Ümit Kocasakal da “Hayır” söylemini tıpkı Muharrem İnce gibi eyalet korkusu üzerine kurmuş... MHP’li muhalif Ümit Özdağ da devletin PKK’yla pazarlıklara yeniden başlayacağını söylüyor... Kritik oya sahip Kürt seçmeninin beklediği en büyük iki vaat...
Evet cephesi bu muhalefete ne kadar teşekkür etse azdır.
AJDA NEDEN KIBRIS’TA?
DUYDUĞUM son dedikoduyu aktarıyorum... Geçenlerde Kıbrıs’a ziyarete gitmiş Ajda Pekkan. Sebebi ise Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlığına başvurmak... Aniden neden ihtiyaç duydu, anlamak zor.
Bir ara binlerce Türk ünlüsü kolay yoldan AB vatandaşı olmak için KKTC pasaportu almaya çalışmıştı, ancak skandal ortaya çıkınca adları listeden çıkarılmıştı.
KKTC’nin Cihan Ünal, İzzet Yıldızhan, Necati Şaşmaz gibi isimlere vatandaşlık vermesi de tartışmalara neden olmuştu.
Ajda’nın aklından ne geçiyor acaba?