Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım arasındaki tartışmayı yöneten İsmail Küçükkaya hakkında pek çok şey söylenebilir. Söylenemeyecek tek şey herhangi bir partiyle işbirliği yaptığı, bir komplonun parçası olduğu, danışıklı dövüşe ortak olduğudur. Her şeyden önce böyle bir risk almaz. Almayacak kadar akıllı ve yaptığı yayının tarihi öneminin farkında. Adına en ufak bir şaibe düşürmek istemez.

E o zaman nasıl açıklayacağız otel buluşmalarını, bir adayla yüz yüze diğeriyle sadece telefonda konuşmalarını?

Boş tartışmalar diye geçerek açıklayabiliriz, ama o sıkıcı ve adayların aşırı kontrollü davrandığı programdan başka malzeme çıkmadığı için Küçükkaya’ya doğal hedef oldu.

Tek merak ettiğim moderatör üzerinden yürüyen bu tartışmanın yapay ve suni olduğunun farkında mı başlatanlar, yoksa gerçekten inanıyorlar mı?

Hayatın her alanında çıta düştükçe komplo teorisinin de kalitesi azalıyor ister istemez.

BU PROGRAMLARDA HER ŞEY ÖNCEDEN BELLİDİR

Bu suni gündemi yaratanlar televizyonculuğun işleyişini ya da dünyadaki benzer “debate” format’larının nasıl hazırlandığından da bihaber olmalı. Dünya televizyonculuğunda her programın, canlı yayının dahi önceden provası yapılır ve saniye saniye ekranda ne olacağı profesyoneller tarafından belirlenir.

Hani Jimmy Fallon’ın karşısında Hollywood ünlüleri çok komik anılarını anlatıp spontane espriler patlatıyor ya… “Kasetten canlı” yayından önce talk-show’un yapımcısı o star’larla teker teker oturuyor, Fallon’un soracağı soruların provasını yapıyor, espriler deneniyor, çekimden önce tıpkı bir tiyatro oyunu gibi temsilden önce kostümlü prova sahneleniyor. Spontane gibi görünmesi bu işi yapanların profesyonelliği ve tecrübesi.

ABD’deki siyasi tartışma programları da partilerin ve adayların keyfine göre belirleniyor. Zayıf durumda olan çok kez tartışmak istiyor, kendinden emin başkan tekrar seçime giderken mecburen göstermelik olarak katılmanın yollarını arıyor. Programın konuları, temaları da önceden beli ve iki partinin yöneticileriyle televizyoncular arasında sıkı sıkıya bir pazarlık dönüyor. Ve, evet, sunucunun kim olacağı üzerine de pazarlık dönüyor.

Donald Trump daha önce ismi üzerinde anlaştığı bir Fox News sunucusunun sorusu karşısında kanalı boykot etmeye karar vermişti. Fox daha sonra o sunucuyu sonraki münazaalardan çekti.

Bir anlamda danışıklı dövüş de denebilir, ama unutulmamalı ki bu programların amacı kimseyi köşeye sıkıştırmak değil, aksine adaylara platform açmak ve işlerine geldiği şekilde kendi propagandalarını yapmaya fırsat tanımak.

Başkan adaylarının ekibinde sadece bu iş için çalışan elemanlar var ve tartışmadan günler önce adayı karşılarına alıp hazırlıyorlar. Çıkacak her türlü soruyu tahmin etmek ve yanıtı ezberletmek görevleri. Hatta ekipten biri rakip adayı canlandırıyor, birisi gazeteci rolü oynuyor ve canlı yayının provası defalarca yapılıyor. Ekipler adayın tonunu, vücut dilini, seçeceği kelimeyi bu provalarda netleştiriyor.

Hakikaten, hiçbir şey bilmiyorsanız Binali Bey’in vaat ettiği internet paketiyle Netflix’te “The West Wing” dizisini izleyin: Sezon 4, bölüm 6.

BARİ ZEKAMIZLA ALAY ETTİRMEYELİM

İsmail Küçükkaya’nın da herkesin gözünün üstünde olduğu bir yayın öncesi yaptığı bu. Soru falan vermiyor, bir adayla işbirliği yapmıyor. Zaten sorulacak soruları beş yaşındaki çocuk da önceden tahmin edebilir. Üniversitede sınava girerken bile öğrencilere nereleri çalışması gerektiğini söyler hoca, ne var bunda?

17 yıl sonra gelen bu yayından önce herkesin diken üstünde olması, Küçükkaya’nın bir muhalefete bir iktidara konuşup teker teker yayın öncesi konuşması, hatta pazarlık yapılması bile son derece normal. İtirazların aksine olması gereken bu.

Her şey bir yana, bari zekamızla alay ettirmeyelim.

Gizli bir işbirliği yapacak olan biri İstanbul’un en bilinen otelinin lobisini mi seçer? Hele hele onlarca kameranın olduğu bir ortamda, bir basın toplantısı sonrası.

 

***

 

Binali Bey toparlıyor mu

 

Pazar geceki programdan sonra “İlla bir galip seçeceksek Ekrem İmamoğlu,” diye yazdım. Fakat birkaç gündür kendi kendime şüpheye düşmeye başladım. Zira AK Parti cenahı da programdan memnun, onlar da Binali Yıldırım’ın fark attığını düşünüyorlar.

Çoğunluk İmamoğlu’nun yayını galip götürdüğünü düşünürken Yıldırım tarafının memnun olması yanılsama mı yoksa bir bildikleri mi var? Genellikle AK Parti söz konusu olduğunda ikinci seçenek doğru çıkıyor.

Sonradan yakın çevremde de birkaç ayrık ses duymaya başladım. Mesela, iktidarla hiç alakası olmayan ama Ankara’yı çok iyi bilen bir gazeteci arkadaşım ısrarla “Bu yayın Binali Bey’e yaradı, Ekrem Bey çok kötüydü,” diyor. Bir sosyolog tanıdığım “Objektif gözle bakıldığında Ekrem Bey menfaat vaat ediyor, Binali Bey ise hizmet,” diye özetledi yayını. Bir siyasetçi ise “Ekrem İmamoğlu’nun kendi tabanının hoşuna giden yayındaki tavırları genel halk nezdinde antipati toplar,” dedi.

Bir yandan da muhalifler arasında da daha önce hiç laf söyletmedikleri Ekrem İmamoğlu’na yönelik itirazlar gelmeye başladı. İçkisiz tesis çıkışı hakkında Sol Haber’de Orhan Gökdemir’in yazısı önemli bir itirazın sözcülüğünü yaptığı için okunası. TKP’nin seçimi boykot kararı da bunun üzerine denk geldi; küçük partilerin farkının ne kadar önemli olduğu farktan belli. İmamoğlu’nun Topal Osman çıkışı, sosyal medyadaki militan bir trolle çektirdiği fotoğraflar da tepki topluyor ama şimdilik muhalifler sineye çekiyor.

SEÇİMİN SONUCU BELLİ DEĞİL

Bütün şartlar Ekrem İmamoğlu’nun lehineyken kendi kendine bir çuval inciri mahvedebilir mi?

Son haftalarda AK Parti’nin seçime yaklaşırken biraz daha moralli olduğu sır değil.

Bu morali tehdit eden iki unsur var şimdilik: Selahattin Demirtaş’ın Kürt seçmene yaptığı muhalefeti destekleme çağrısı… Bir diğeri se AK Parti’nin içinde konuşulan ama kimsenin dillendirmeye cesaret edemediği Cumhurbaşkanı’nın sahaya inmesi. Daha önceki seçimde Cumhurbaşkanı’nın sert açıklamalarının seçmende ters teptiği yönünde bir algı oluşmuştu. Öte yandan, bu tarzı seven azımsanmayacak bir seçmen kitlesi de var.

Söylenebilecek tek şey seçim sonucunun bir kez daha önceden belli olmadığı, şimdiden zafer ilan etmenin acelecilik olacağı.

 

***

 

Yapılan araştırmalar Netflix dedirtti

 

Binali Yıldırım’ı aradım ama ulaşamadım, halbuki ona Netflix sormak istiyorum. Hakikaten Netflix hesabı var mı, varsa hangi dizileri izliyor merak ediyorum.

Pazar geceki tartışmadan akılda kalıcı tek çarpıcı cümle Binali Yıldırım’ın adını da vererek Netflix vaat etmesi oldu.

Netflix bir tesadüf değil. Sürekli saha araştırması yapan ve veriye göre siyasetini belirleyen AK Parti zayıflığını biliyor. Şu anda özellikle gençler arasında güçlü olmadıklarını, genç seçmene bir şekilde ulaşmaya çalıştıklarının farkındalar.

İnternet hızları, internete bağlanma ücretleri gençlerin en ilgilendiği konular arasında. Bedava kek başka bir kitleyi hedef alıyordu, tuttu. Bakalım Netflix de hedef aldığı kitleyi tutacak mı?

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!