Aradığım sorunun yanıtını Okan Bayülgen’de buldum. Programına çıkan Binali Yıldırım’ın meğer 14 yaşındaki torunu Netflix izliyormuş, arada sırada “Dede gel Netflix izleyelim,” diye arayıp çağırıyormuş. Netflix bu sayede seçim kampanyasına vaat olarak girmiş, yoksa kendi evinde yokmuş.
10 GB bedava internet vaadi de gençlerle buluşmasından, katıldığı iftar toplantılarında gençlerle yaptığı sohbetlerden çıkmış.
Buna rağmen gençler neden Binali Yıldırım’a oy vermedi?
Bu sorunun yanıtı sadece bir belediye seçimiyle, İstanbul özeliyle değil Türkiye’deki davranış biçimlerinin uğradığı değişimle alakalı. AK Parti’nin bir gençlik sorunu olduğu ortada. Partinin kendi içinde yaptığı bütün araştırmalarda da en zayıf oldukları alanın gençler olduğu ortaya çıktı. Binali Yıldırım da bu yüzden “Gençler benim kankam” diye kampanya yapmaya başladı ama insanları tam yakalayamadı.

İLK KOPUŞ GEZİ’DE YAŞANDI

Zaten genç olan Türkiye nüfusunda genç seçmen sayısı hızla artıyor, ama bu insanlar aradıklarını AK Parti’de bulamıyor. Mevcut diğer siyasi partilerde de buldukları tartışılır, ama birçok genç için AK Parti aslında kuruluşunda yerle bir ettiği müesses nizamı, eski düzeni temsil ediyor artık. Ekrem İmamoğlu’nun gençliği ve dinamizmi de yaşlı erkekler kulübünün arasında hemen farkını belli etti ve bir çekim merkezine dönüştü.
Aslında gençlerle iktidar arasındaki ilk kopuş Gezi’de başladı. İsyanların sonradan şekil değiştirmesi, bağlamından koparılması, iktidarı tehdit etmesi gibi tartışmalar ayrı. Ama ortaya çıkış şekliyle Gezi genç ve partisiz, ama kucaklayıcı bir hareketti. İslamcılarla LGBT’nin bir arada olduğu, dünyadaki başka benzer lidersiz hareketlerden etkilenen ve gençlerin söz sahibi olabileceklerini göstermesi bakımından umut verici bir başlangıçtı. Buradan çıkan enerjiden faydalanmadı, gençlerin gerçekten neden sokakta olduğunu da dinlemek istemedi iktidar.
Masa başında yapılan oy hesabına göre kucaklamaktansa Gezi’yi düşmanlaştırmanın daha fazla getirisi olduğu öngörüldü. Bir süre bu taktik tuttu da.
Ancak biraz modası geçmiş, siyasette ve gündelik hayatta belirleyici olacak yeni eğilimleri okumaktan uzak, eski bir ezberdi bu siyasi strateji. Son İstanbul seçiminde kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı kampanyanın çöktüğü, en azından miadını doldurduğu anlaşıldı. Türkiye artık kavga istemiyor, çok açık.
Bir diğer nokta da gençlerin hızla şimdiki anlamı ve yaşanışıyla muhafazakarlığı reddettiği.
Bunun en basit örneğini Binali Yıldırım’ın torununun Netflix hesabı. Dedesi kızlar-erkekler birlikte bahçede takılıyor, buradan yoldan çıkarım korkusuyla Boğaziçi’ne gitmemiş bir genç torun o. Ve bu muhafazakar ailenin bile bir Netflix hesabı var şimdi. Televizyon dizilerindeki ateşli aşk sahnelerine karışan iktidarın en önemli figürlerinden biriydi Binali Yıldırım. Ama bu korumacılık, devlet eliyle içerik sınırlaması kendi ailesinde bile karşılığını bulmuyor.

10 GB BEDAVA AMA SİTELER YASAKLI

İnternetle büyüyen, kenar mahallelerde bile tek eğlencesi internet cafe’ler olan nesil ister istemez daha fazla açıklık, şeffaflık, özgürlük talep ediyor. Çünkü öğrendiler; bu gençler kendi ülkeleri içe kapanırken başka dünyaların, bir başka seçeneğin de var olabileceğini gösterdi. Bu teknolojik atılımları yapan da Binali Yıldırım’dı. Ancak yapılan hamleler yarım kaldı, teknolojik gelişmenin hızına özgürlükler yetişemedi. Sınırlı özgürlükle büyüme bir yere kadar, işte şimdi geldi duvara tosladı.
10 GB’lık bedava paket fena vaat değildi aslında, ama tek başına bir anlam ifade etmediği için kazandırmadı. Biraz lüks araba sahibi olup cepte içine benzin koyacak para olmamasını andırıyordu doğrusu. Wikipedia kapalı, Über yasak, PayPal ülkeden kovulmuş, booking.com’u reddeden, Grindr’ın çalışmadığı, yasaklı site sayısının 10 binleri bulduğu bir ülkede sadece bedava paket gençleri tatmin etmiyor.
Bu durum muhafazakar siyasetin oturduğu direklerin de sarsılması demek.
Oy kaybı, gençlerin dindarlıktan uzaklaştığına dair yapılan araştırmalar, genç nüfusun davranış biçimleri, eski ahlaki tabuların kendi aralarında anlamını yitirmesi, mesela bekaretin önemini büyük şehirlerin varoş semtlerinde bile kaybetmeye başlaması da bu değişimin teyidi.
Son seçimin önemli bir göstergesi de muhafazakarlığın azalan etkisi aslında. Türkiye’nin yeni liderleri de bu rüzgarı yakalamasını bilen isimlerden çıkacak.

***

Zamane gençliği

 

İki haftadır HBO’da izlemesi epey zor bir dizi başladı. “Euphoria” liseli bilmediğimiz, bizleri içlerine almadıkları, dışarıdan anlaşılmayan karanlık dünyalarının kapısını aralıyor.

 

Burası “Friends” veya “Beverly Hills 90210” gezegeni değil. Aksine bildiğimiz bütün gençlik dizisi ezberlerini yerle bir eden, tabuları inatla yıkan ve bizi bambaşka bir dünyaya götüren bir iş.
Kasıtlı olarak sınırları zorlayan ve çok rahatsız edici bölümleri olan bu dizi ne kadar gerçek? Tamamen hayal ürünü olduğunu söyleyemem, bir belgesel de değil kuşkusuz ama gerçek hayattan beslendiği ortada.
İçinde tecavüz, cinsellik, uyuşturucu, şiddet barındıran “Euphoria” kuşkusuz bütün gençleri temsil etmiyor, ama varlığı yadsınamayacak bu gençleri mükemmel yansıttığı da ortada. Dizinin başında ve sonunda uyarılar var zaten, dahası yardım hatlarının numaraları ve destek çağrıları da var.
Larry Clark’ın “Kids”le başlayan film serisinden beri gençliğin ekranda böyle bir incelemesi yapılmamıştı. Dizi nereye varacak, bilmiyorum. Ama iki haftadır dikkatle izlemeden duramıyorum.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • dolunay_m 25 gün önce İmamoğlu'nun tipik "sağ" ve "muhafazakar" kimliği önde tutarak seçimde başarılı olduğunu unutuyorsunuz.
    CEVAPLA