Sabah saatlerinde Columbia Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren İnsan Hakları Çalışmaları Enstitüsü’nden bir mail geldi. Normal şartlarda kısa blog post’ları ya da akademik analizler yollayan enstitü bu sefer bir grafik göndermiş. Kovboy filmlerinden esinlenen “Wanted” afişinin hedefi Cumhurbaşkanı Erdoğan, fotoğrafının altında da neyle itham edildiği yazıyor: “Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar (Suriye ve Türkiye’de Kürtlere karşı işlenen).” Twitter troll’ü değil, Amerika’nın en önemli okullarından birinden gelen bir mail bu.
Koskoca enstitüde savaş suçları ve insanlığa karşı işlenmiş suçların ne anlama geldiğini bilen bir kişi bile yok mu?

KAVRAMLARIN İÇİNİ BOŞALTMAK

Özellikle siyasal doğruculuğun hakim olduğu medya ve akademide (ki bu iyi bir şey) bu gibi kavramları böylesine bonkörce kullanmak çok kolay olmaz. Türkiye’de olduğu gibi her istediğinize Hitler benzetmesi yapmaya ya da soykırım sözcüğünü her çatışmaya uyarladığınızda ciddi bir duvar örülür önünüze. Haklı da bir tavır bu; kavramların içini boşaltmamak gerekir.
Türkiye’nin kendi sınırını korumak ve hem ABD hem AB’nin terör örgütü ilan ettiği bir yapıyla mücadelesi ne zamandır insanlığa karşı işlenen suç oldu? Türkiye’nin terörle mücadelesinde her devletin olduğu gibi kara noktalar var elbette; bunlarla hesaplaşılması gerekir. Ama Kürt kökenli bir Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı çıkarmış bir ülkenin ne şimdi ne de geçmişte insanlığa karşı suç işlediğini iddia etmek, en hafif tabiriyle, tartışmaya açık bir ifade.
Nitekim aynı siyasal doğruculuktu yıllardır çok güçlü Ermeni lobisine (Cher ve Kim Kardashian dahil) karşı Türkiye’nin yanında duran. Amerikan başkanları özel olarak “soykırım” sözcüğünden kaçındı.
Nasıl oldu da Amerika’da rüzgar bu kadar çabuk değişti, telaffuz edilmeden önce birkaç kere düşünülmesi gereken sözler Türkiye’yi kamuoyu gözünde yargılamak için bu kadar cömertçe ortalığa saçıldı peki? Kaldı ki bütün devletler toprak bütünlüğü için terörizmle savaşır. Üstelik ABD terörle savaş adına yıllarca ne katliamlar yaptı.

ABD ENTELEKTÜEL LİDERLİĞİNİ KAYBETTİ

Bu durum ülkenin yaşadığı entelektüel krizden bağımsız düşünülemez. Eskiden entelektüel dünyanın lokomotifi olan Amerika bu öncülüğünü çoktandır kaybetti. Tartışma yaratan, dünyanın yönünü belirleyecek fikir tartışmaları çoktandır Amerikan üniversitelerinden çıkmıyor. Bir aralar Noam Chomsky, Edward Said gibi star entelektüel üreten veya onlara ev sahipliği yapan Amerikan üniversiteleri 2000’lerin başından beri giderek geriledi. Dünyayı kasıp kavuran son star entelektüel Thomas Pikkety mesela Fransa’dan, Amerika’yı bırakıp Fransa’da sürdürmeye karar verdi akademik çalışmalarını.
Benzer bir kısırlık Türkiye’yi anlatmaya çalışan Amerikan medyasında da var. Ne yazık ki bu alanda da ülkeyi tanıyan, dinamiklerini iyi bilen, doğru gözlem yapan analizciler veya yabancı muhabirler kalmadı. Medyanın global düzeyde yaşadığı ekonomik sıkıntı da etkili kuşkusuz; İstanbul’da yaşayan bir yabancı temsilci birkaç ülkeyle birden ilgileniyor.
Bütün bunlar yine de olabilir aslında. STK’lar, medya, akademiler resmi çizginin dışında ses çıkarabilir, çıkarmalı da. Kimi iletişim teorisyenlerine, özellikle Marksist okula göre medyanın da bir görevi kendi ülkesinin çıkarlarını bile gerektiğinde sorgulamak ya da meydan okumaktır. Howard Zinn, Chomsky gibi entelektüelleri yıldız yapan da bu tavırlarıdır zaten. Entelektüellerin yanılma lüksü de vardır kuşkusuz, bu da entelektüel bir hesaplaşmayla yüzlerine vurulur. Yer yer verileri görmezden gelip duygusal tercihlerinin karşılığında yorum ve analiz de yapılabilir; bazen bu işin cilvesidir de.
Acıklı olan Amerika’daki entelektüel yozlaşmanın devlet politikasına da sirayet etmesi. Türkiye’yi anlayan entelektüel kafalar azaldı, ama devlet katında nitelikli kadroların kalmadığı anlaşılıyor. Özellikle Donald Trump ekibinin hazırlıksızlığı, öngörüsüzlüğü Ortadoğu gibi karmaşık bir konuda bir kez daha ortaya çıkıyor.
Ordusu ve rejimiyle kurulduğu günden beri bölgede istikrarın garantisi olan Türkiye Cumhuriyeti’ni düşmanlaştırıp Rusya’yla ittifaka itmek zekasızlığın ürünü olabilir. Ne Erdoğan’ı okuyabildi ABD, ne de Türkiye’nin çıkarlarını. Direnen Türkiye hem kazandı hem de “Koskoca Amerika” algısını yerle bir etti.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
1881 -
1938