Karmaşık sorunlara basit çözümler isteyen ortalama insan hala belirleyici irade olduğunu İngiltere’de dün yapılan seçimde de gösterdi. Ülkenin içine girdiği bataklık bir anlamda Türkiye’nin 90’lardaki istikrarsız koalisyon dönemini hatırlatıyordu. O zamanlar bizde “Enflasyon canavarı” gibi kavramlar vardı ve neredeyse her hafta kurulan hükümetler başta hayat pahalılığı olmak üzere hiçbir problemi yok edemez haldelerdi. Ekonomik istikrarı sağlamak sanıldığı kadar kolay değil elbette, ama ayrıntıda boğulacak tahammülü ya da sabrı kalmayan seçmen sonunda bütün yerleşik siyasi partileri cezalandırmayı tercih etti.
“En azından bunu deneyelim, belki bunda bir keramet vardır” mantığı daha bir sene önce kendi akıbeti bile belirsiz Boris Johnson’a seçim zaferi yaşattı dün. Başkalarının yapamadığını ondan bekliyor İngiliz seçmeni şimdi.

DEMOKRASİNİN ZAAFI

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkışı karmakarışık bir mesele. Eski Başbakanlar David Cameron ve Theresa May tıpkı 90’ların Türkiye koalisyon hükümetleri gibi girilen krizden nasıl çıkılacağını bir türlü anlatamadı seçmene. Kendileri de bu işin bu kadar büyüyüp buralara geleceğinin farkında değillerdi belli ki. Hala “Brexit” bir muamma. O kadar ayrıntılı maddeler ve pazarlık konuları var ki, insanın bu konuda ciddi bir uzmanlaşma yapması gerekiyor en basit soruya bile yanıt vermeden önce.
Yapılması gereken son şeyi ilk olarak yapıp “Brexit” gibi karmaşık bir meseleyi ortalama insanın kararına bırakarak en büyük hatayı yaptı İngiltere. O aşamadan sonra da her şey yokuş aşağı sürüklendi işte. O ilk referandum yapılmasaydı İngiltere bugünkü çözümsüzlüğe bulaşır mıydı? Tarih işte böyle sorularla yazılıyor zaten.
Demokrasi de bazen böyle kusurlu bir rejim olabiliyor işte. Eflatun “Devlet” eserinde totaliterliğin demokrasinin içinden çıkacağı uyarısını yaparken sistemin zaaflarından  endişe ediyordu. Bugün asıl zaafın ortalama insan olduğuna şüphe yok. Ne yazık ki belirleyici onlar, ama elimizde de demokrasiden daha iyi bir alternatif de yok.
Boris Johnson’ın seçim zaferi de demokrasinin bir zaafı. Toplumların yüzleştiği karmaşık sorunlara basit çözüm öneren bir demagog olarak sistemin eksikliklerini nasıl kullanacağını, kendisini nasıl diğerlerinden ayıracağını çabucak öğrenen usta bir taktik adamı olarak öne çıktı. Tıpkı ABD’deki benzeri Donald Trump gibi halkla hiç ilgisi olmadığı, halktan kopuk büyüdüğü halde kendisini “halk adamı” gibi sunmayı, buna da insanları ikna etmeyi başardı.
Aslında Trump ya da Johnson’ın başarısı halka duymak istediklerini söylemekten ibaret. İkisi de karşılarındaki sorun yığınıyla nasıl başa çıkacaklarını bilmiyor ama bilirmiş, sihirli formül onlardaymış gibi gözüküyor. Seçim öncesi Trump kendisine yönelik sorulan karmaşık politika sorularına “Merak etmeyin ben en iyisini yaparım,” diye yanıt verip hiçbir ayrıntıya girmedi. Boris Johnson da İngiltere’ye iki Başbakan’ın çözemediği Brexit meselesini halledeceğini vaat etti.
İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden 31 Ocak’ta çıkması bekleniyor. Uzatıla uzatıla sonunda bu tarihte uzlaşıldı, ama seçim sonucuna rağmen yine hedefin tutturulamaması ihtimali var. AB’yle ticari anlaşma için masaya oturacak Johnson’ın bu tarihe kadar pazarlıkları bitirmesinin imkansız olduğu biliniyor. Kısacası, “Brexit” eskiden ne kadar karmaşık bir meseleyse şimdi çoğunluğu ele geçiren, hatta partisine Margaret Thatcher’dan beri tatmadığı bir zafer kazandıran Boris Johnson’ın elinde de hala aynı; bir anda çözüme kavuşacak bir konuya benzemiyor.

SEÇMEN KUMAR OYNUYOR

ABD ve İngiltere’de halkın çoğunluğunun siyasetçilerden beklentilerini, taleplerini anlamak zor değil. Her toplum siyasetçilerden mucize bekler, öte yandan hiçbir siyasetçiye de tam olarak güvenmez ve umut tükendiğinde şaşırtarak en beklenmedik isme aniden görev verip tarihi bir sorumluluk yükleyebilir. Çünkü “dışarıdan” ve “denenmemiş” olan belki yıllanmış, çürümüş, yerleşik politikacılara kıyasla belki gerçekten de farklı bir çözüm önerebilecektir.
Bu bir kumar elbette, ama illa kasanın kazanması da gerekmiyor. 2002’de Türkiye’de de seçmen beklenmedik bir tercih yapmıştı, şu zamana kadar da -en azından- sayısal çoğunluğun pek itirazı, şikayeti varmış gibi görünmüyor. Öte yandan, bu çoğunluğu oluşturan ortalama insanla toplumlardaki diğer alt grupların arasındaki uçurum da giderek büyümeye, beklentileri ve talepleri belirin bir şekilde ayrışmaya başlıyor. 2019’da İngiltere, 2016’da ABD ve 2002’de Türkiye bu açıdan birbirine benziyor.
Eğer İngiltere’deki seçimler bir göstergeyse yeni bir 10 yıla girmek üzereyken bütün dünyanın bu büyüyen uçurumla nasıl boğuşacağı, demokrasiyle ortalama insan arasındaki sorunlu ilişkinin tartışılacağını, hepimizin kendi bireysel ve toplumsal geleceğimiz için biraz daha endişeleneceğimiz ortada. Ne yalan söyleyeyim, kendilerini hep diğer milletlerden daha üstün gören İngiltere ve ABD halklarının Trump ve Boris’e biat etmelerindeki ironiyi de görmezden gelemiyorum. Bizden daha iyi değillermiş demek ki.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!