Selahattin Demirtaş’ın siyasi macerası yarım kaldı, edebiyatçı olarak hızla dünyada önemli bir yere gidecek gibi gözüküyor. Hem de bunu hiç uğraşmadan, belki kendi rızası bile olmadan başaracak sanki. Yazdığı kitap, şimdi de sahnelenecek oyun hakkında o kadar çok tantana koparıldı ki bir süre sonra uluslararası alanda da karşılığını bulur. Zaten Sarah Jessica Parker bile okumaya başlamıştı Demirtaş’ın öykülerini, bakarsınız oyun da yakında Broadway’de sahne bulur. Sistem böyle işliyor sonuçta. İnanmayan Elif ve Ece’ye falan sorabilir. Her tartışma da Demirtaş’ın edebiyatçı olarak şöhretini biraz da parlatıyor.
Ama Demirtaş’ın kendisi parmaklıkların ardında. Ne bir promosyon yapıyor, ne “markasını” yönetmek için özel olarak çalışıyor. “Seher” adlı öykü kitabı haksız yere hapis yatan bir siyasetçinin amatör bir moral bulma çabasıydı daha çok. Ama o kadar abartıldı, öylesine yüksek edebiyat muamelesi yapıldı ki belli çevrelerde (Cihangir vs.) ister istemez tepki de doğurdu. “Devran” adlı oyun ise kıyameti kopardı, adeta Türkiye’yi böldü. Üstelik daha ortada oyun bile yok, sadece bir metin yazılmış ve sahnelenmeyen birçok oyunda olduğu bir okuma gösterisi yapılmış. Bir de gerçekten perde açsa?

NEDEN ŞİMDİ TEPKİ GÖSTERİLDİ

New York ve Londra gibi tiyatronun kalbinin attığı şehirlerde bile dostların, meraklıların, oyun yazarının sadece tanıdıklarının gittiği böyle birçok okuma düzenleniyor. Çoğu zaman bu oyunlar hiçbir zaman sahnelenmiyor ve unutuluyor ama. Okuldan yeni mezun olmuş oyun yazarlarının prodüktör bulmak ya da eksiklerini gidermek için düzenledikleri bir tür prova bu.
Jülide Kural’ın yaptığı da bu. Belli ki tanıdıkları, arkadaşlarını, yakınlarını davet etmiş. Kadir İnanır neden en ön sırada diye düşünenler Kural’la ilişkisini bilmiyor mu? Başak Demirtaş’ın orada olmaması söz konusu değil zaten. Tartışılan ve “terörle işbirlikçi” gibi görünen diğer kadınlar da epey bir zamandır kendi aralarında bir kadın dayanışması sergiliyor zaten. Geçen senenin yaz aylarında yine Başak Demirtaş, Selvi Kılıçdaroğlu ve Dilek İmamoğlu bir araya gelmişlerdi zaten.
Siyasi bir mesaj elbette var, sonuçta hepsi siyasetçi eşi. Ama hiç kimse gizli kapaklı bir iş çevirmiyor ki. Ekrem İmamoğlu’nun seçilmesinde Selahattin Demirtaş’ın tweet’lerinin, HDP oylarındaki kaymanın etkisi çok basit bir bakkal hesabıyla bile ortaya çıkıyor. Bir de, hakikaten güzel bir görüntü ön sırada birkaç kuvvetli kadın.
Asıl tepki Demirtaş’ın hala bir şekilde unutulmamış olması. Amatör bir prova bile olsa kültürel faaliyetler bile onun adını yaşatıyor bir şekilde.
Aslında değişen Demirtaş değil, sadece ona karşı yaklaşımlar. Yoksa en parlak olduğu zamanlarda bile büyük potansiyel vaat eden ama sırtındaki yüklerden (PKK, etnik siyaset, Apo) bir türlü kurtulamayan, yeteri kadar meydan okuyamayan, liberallerden fazla etkilenen, keskin zekasına rağmen henüz entelektüel derinliği nispeten sınırlı biriydi. Zaten tam da bu yüzden hep arada kaldı, hep idare etmek zorunda bırakıldı, gerektiğinde kendi partisi ve çevresinden bile dışlandı, içeriden (ve dağdan) itirazlara rağmen popülaritesinin gücüyle HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı yapıldı ve beklenen o “lider” olamadı.
Demirtaş’ın en popüler olduğu zamanda HDP’den ayrıldığını ve CHP’nin başına geçtiğini, böylesi akıl almaz ve radikal bir adım attığını düşünsenize… Herhalde Türkiye tablosu çok farklı olurdu. Ama o kendisine yönelik tüm beklentilere rağmen, en azından bu beklentilere oranla hep “güvenli” oynadı ve bir yere kadar gelebildi.

İÇERİDE DAHA ETKİLİ OLDU

Normal şartlarda da oyunu kaybettiği için unutulması gerekirdi. Hele hele hapse atılınca…
Herhalde düşünmeye daha fazla da fırsatı oldu Demirtaş’ın. İki öykü kitabının arasında ilginç bir tercih daha yapmışa benziyor çünkü.
Bu şartlarda Türkiye’de geniş kitleleri peşinden sürükleyen, ırkçılık, önyargı, kolektif hafıza ve geçmişin acılarına rağmen 50+1’lik bir lider olamayacağını gördü. Ama en azından +1’lik bile bir güç simsarı olarak çok daha etkili bir konuma gelebileceğini anladı ve bunun deneyini de İstanbul seçimleriyle yaptı, karşılığını aldı. Azıcık insanın izlediği ve normalde küçük bir edebiyat haberi olarak geçiştirilmesi gereken bir “okuma tiyatrosu”ndan bu kadar gürültü kopması da bundan. Kaldı ki öyküleri gibi oyunun da ortalamanın altında olduğuna iddiaya girerim -Julide Kural’ın “Frida”sını izlemişliğim var çünkü.
Ama konu öykü ya da oyun, hatta Kadirizm, hatta kadınlar falan da değil. Bu “okuma tiyatro”su gibi Demirtaş’ı unutturmama girişimleri kartopu etkisi yaratacak mı, endişe bundan. Çünkü Demirtaş liderken, serbestken bu kadar etkili değildi.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!