Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Amerika’daki Başkan adayı Joe Biden’ı Kemal Kılıçdaroğlu’na benzeten sadece ben olamam herhalde. İkisinin de gafları meşhur bir kere. Daha birkaç ay önce Biden hangi seçimde yarıştığını unutmuştu, Kılıçdaroğlu da yeni hükümet sisteminde hala Başbakan olduğunu düşünüyordu. Biri çoğunluğu Protestan ülkede Katolik, diğeri çoğunluğu Sunni ülkede Alevi. İkisi de kağıt üzerinde sol siyaseti temsil ediyor, ama ortanın epey sağındalar. Sicilleri korkunç. Irak Savaşı’na destek veren Biden bugün siyahların daha kolay tutuklanmasına neden olan ceza kanunu hazırlayanlardandı, Kemal Kılıçdaroğlu sayesinde HDP’li milletvekillerine tutuklanma yolu açıldı. Biden siyahlarla beyazların ayrı yaşamalarını savunan senatörlerle çok güzel iş birliği yaptığını söylemişti, Kılıçdaroğlu da sosyal demokrat partiye gericileri doldurdu, yetmedi en gericilerden birini Cumhurbaşkanı olarak dayattı.

Z Kuşağı’nın yetiştiği, teknolojinin her zamankinden daha egemen olduğu, insanların dünyanın dört bir yanında sokaklara döküldüğü bir iklimde ikisinin de çoktan miadının dolması gerekir. Ama, çeşitli şartların denk gelmesiyle birlikte, Biden’ın sırası şimdi geldi. 77 yaşında olmasına rağmen. Akli yeterliliği hakkında soru işaretleri oluşmasına rağmen. Hayatı boyunca mükemmel bir ikinci adam olmanın ötesine gidemeyecekmiş gibi görünse de. Meğerse Biden’ın zamanı şimdiymiş. Kemal Kılıçdaroğlu’na da bir gün sıra gelir mi?

TEK BİR VAADİ VAR

Öyle böyle değil Biden rüzgarı. Anketlerde mevcut Başkan Donald Trump’ın 13-14 puan ilerisinde görünüyor. Hillary Clinton’ı da böyle önde gösteren anketler vardı 2016’da, ama bu sefer tutturacaklarını varsayarsak Biden şaşırtıcı bir şekilde Amerikan Başkanı olabilir.

Amerika’nın çok ciddi problemleri var, bir kısmı COVID-19 salgınında ortaya çıktı. Sağlık hizmetlerine erişimin yetersizliği, gelir dağılımındaki aşırı adaletsizlik, ülkenin bir kısmı servetine servet katarken asgari ücretle çalışanın ülkenin hiçbir eyaletinde ev dahi kiralayamayacak oluşu, bütün bunlarla beraber protestolarda dillendirilen ırkçılık, polis şiddeti… ABD’nin yapısal bir değişime ihtiyacı olduğu ortada.

Nitekim, sayıları azımsanmayacak gençlerin talebi bu. Mevcut siyasetçilerin yetersiz olduğunu düşünen milyonlarca insan “ilerici” adlandırılan, Avrupa’daki sosyal demokratların muadili Bernie Sanders, Elizabeth Warren gibi siyasetçilerin peşine düştü. Ülkenin dört bir yanında yerel seviyede de benzer siyasetçilerin yıldızı yükseliyor. Birkaç ay önce Amerika’nın dört nala sosyalist bir devrime doğru hızla ilerlediğini düşünmek mümkündü.

Ama böyle bir ortamdan bile Joe Biden çıkıverdi. Devrimle uzaktan yakından ilgisi yok, ilerici deseniz değil, üstelik ön seçimlerde sokaktan yükselen seslere kulağını tamamen tıkadı ve tek bir vaatle insanların karşısına çıktı: “Ben Donald Trump değilim.” Başka hiçbir somut çözüm önerisi, gençlerin beklentisini karşılayacak bir başka vaadi, devrimci bir programı yoktu. Sadece ama sadece Anti-Trump olarak ortaya çıktı.

Kurt politikacıyı hafife almamak gerekiyormuş, zira şu üç buçuk yılda ABD’yi yöneten Trump ülkeyi öyle bir hale getirdi ki çoğunluk ondan kurtulmak için Biden’a bile sarılmaya razı olduğunu gösterdi. Hakkını yememek lazım, adaylığı kesinleştikten sonra Biden partiyi birleştirmeye, ilerici uçlarla ittifak yapmaya, Warren ve Sanders ekibiyle fikir alışverişinde bulunmaya başladı. Onların bedava üniversite gibi kimi vaatlerini benimsedi. Ama özünde hala ve sadece tek bir mesajı var: Ben Donald Trump değilim. İyi niyetli ve sakin biri olması da kontrolsüz bir rakibin karşısında artı puan.

SIRA ONA DA GELİR Mİ

Kendisi de iyi niyetli ve sakin biri olan Kemal Kılıçdaroğlu da yıllardır ilerici bir politika, Türkiye’yi ayağa kaldıracak, sorunlarını çözecek bir devrim önermek yerine bir köşede sırasının gelmesini bekliyor. Onun da tek vaadi Erdoğan olmaması. Bugüne kadar girdiği bütün seçimleri kaybetmesine rağmen hala siyasette ısrar ediyor olmasının altında önünde sonunda bir gün Erdoğan’ın kaybedeceğini düşünmesi yatıyor olamaz mı? Nitekim İstanbul seçimlerini AK Parti kaybettiği için -kaybetmek için elinden geleni yaptığı için- CHP kazandı.

Bugüne kadar Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir köşede sırasının gelmesini beklemesini küçümsememek imkansızdı. Bir kere, dünya siyasetindeki eğilimler seçmenlerin yeni, alternatif, denenmemiş isimleri tercih ettiğine işaret ediyordu. Ama müesses nizamın dışındaki bu yeni isimler de bekleneni vermedi: Fransa’da Macron büyük bir hayal kırıklığı mesela, ABD’deyse Trump fazla yeni, fazla alternatif çıktı, dozu fazla aştı. Kasım ayında Biden hakikaten de anketlerde göründüğü gibi Başkan seçilirse Amerikan seçmeni dünyaya bilindikten şaşmanın her zaman doğru olmadığı mesajını verecek. Kaos ve gerginliktense çoğunluk huzuru seçmiş olacak.Böylesi bir seçim zaferinin Kemal Kılıçdaroğlu’na da umut olacağını düşünüyorum. Erdoğan da 2000’lerin başında müesses nizama alternatif bir isim olarak seçilmişti, ama hiçbir zaman müesses nizama alternatif gibi davranmadı, hatta bir süre sonra müesses nizama dönüştü. Merkezi biraz muhafazakarlaştırdı, ama genelde sağ eğilimli bir ülkede merkezin de desteğiyle hep kazandı.

Ancak son zamanlarda Ayasofya kararı, sosyal medya düzenlemesi, kadın haklarının tehdit altında oluşu, bir yerlerden yapılan Hilafet çağrıları, Diyanet Başkanı’nın kılıcı merkezden hızla uzaklaşılıyormuş gibi bir hava oluşmasına neden oluyor. Aşırı söylem ve politikalar ana akımda daha fazla yer bulursa merkezdeki seçmen uzaklaşır mı?

Bu soru önümüzdeki dönemde belirleyici olacağa benziyor. İşte böyle bir ortamda da hiçbir şey yapmadan, kılını bile kıpırdatmadan bir köşede bekleyen, kendisinin dahi adaylığı düşünmediği Kemal Kılıçdaroğlu’nun etrafında birleşir mi muhalefet? Muharrem İnce, Ekrem İmamoğlu, hatta İlhan Kesici yıllardır bir şekilde CHP’nin başından gitmeyen Kılıçdaroğlu’nu çok da hafife almasın derim.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00