Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        -Kenosha-

        Donald Trump’ın Kenosha gezisi başarılı geçti mi geçmedi mi, bir türlü karar veremiyorum. Öğlen saatlerinde şehre gelen, üç saat dolmadan şehirden ayrılan Trump’ın bu ziyareti destekçisi Fox News’da bile birinci haber olmadı. New York Times, CNN gibi başka yayın organları da bu haberi altlara attı. Halbuki günler öncesinden bu ziyaret özellikle Trump karşıtları tarafından fazlasıyla köpürtülmüş, şehirde ciddi gerginliklere neden olacağı düşünülmüştü. Beklenilen olmadı.

        Trump’ın seyahat programında gezmesi gereken sokaklarda bekleyen bir destekçisi kadın hayal kırıklığını gizlemedi. “Başkan’ı görmek istiyordum ama herhalde geri gelecek,” dedi. Geri gelmeyeceğini ben söylemek zorunda kaldım, hiç bozulmadan eve döndü.

        Trump söz verdiği gibi şehrin yıkılan, yakılan sokaklarını gezdi ama şöyle bir gezdi. Göz ucuyla baktı. Burada geçirdiği üç saatin çoğunluğunu asker ve polis üssüne dönüştürülen bir lisede geçirdi, sonunda da basın toplantısı yapıp şehirden ayrıldı. O lisenin önündeki kalabalık da Trump’ı yakından göremedi, ama yağmur yağmasına rağmen beklemekten vazgeçmediler.

        Protestocular da destekçileri de neredeyse parmakla sayılabilirdi. Bu kadar bağımlısı olan bir Başkan için 100 kişi toplanmıştı en fazla. Birisi “Burada herkes çalışıyor bugün,” dedi. Bir de 100 bin kişilik şehirde hafta içi 100 kişi toplamak bile kalabalık olarak yorumlanabilirmiş.

        Trump destekçileri ve karşıtları yan yana beklediler Başkan'ı.
        Trump destekçileri ve karşıtları yan yana beklediler Başkan'ı.

        ORTANIN HEMEN SAĞI

        Ne yalan söyleyeyim, Trump seçmenine karşı önyargılıyım. Amerika’nın büyük şehirlerinden bakınca Trump’a oy verenler uzaylı veya tuhaf yaratıklar gibi gözüküyor. Bu imajı pekiştirecek pek çok Trump seçmeni de var. Ellerinde silahlarıyla dolaşan, yabancılardan nefret eden, liseyi bile zar zor bitirmiş bir kesim. Zaman zaman gizli bir virüsün bu insanların beynini kemirdiğini, Trump’a oy vermenin ancak doğaüstü bir açıklaması olabileceğini de düşündürüyor bu insanlar. En azından medya Trump seçmenini hep böyle yansıtıyor.

        Oysa Kenosha gibi tam ortada, ya da ortanın sağında duran şehirlere gelince normal Trump seçmenleri olduğunu da anlıyor insan.

        “İnsanların yanında,” diyor lisenin önünde bekleyen bir kadın. California’lı aslen ama 20-30 yıldır Wisconsin’de yaşıyor ve “Nasıl bir milyarder insanların yanında olabilir samimiyetle merak ediyorum,” dediğimde çok basit bir yanıt veriyor: “Çünkü politikacı değil.” Trump’ı 2016’da seçtiren sihirli cümle buydu. Eğitimli beyaz kadınlar “Orasından yakalarım,” dediği kasete rağmen ona oy vermişti. Dört sene sonra da politikacı olmamasının ekmeğini yiyor gibi. Yoksa, Trump’ın konuşmalarından falan hiç hoşlanmıyormuş.

        Biden?

        “Biden mı? İki lafı bir araya getiremiyor, prompter’sız konuşamıyor,” diyor. Sohbetimize kulak misafiri olan bir adam hayatı boyunca Demokrat olduğunu söylüyor ama Biden’dan o da hoşlanmıyor.

        “E Demokrat olduğunuza göre mecburen oy vereceksiniz,” diyorum.

        “O kadarını bilmiyorum,” diyor ve lafı eveleyip geveliyor.

        KİMSE OY VERECEĞİNİ SÖYLEMİYOR

        REKLAM

        Amerikan seçimlerinde kararını son anda sandıkta verecek azımsanmayacak bir kesim olduğunu düşünüyorum. Açık açık Trump yandaşı olmadığı sürece konuştuğum hiç kimse ona oy vereceğini söylemiyor. Ama kendi arkadaşlarım da dahil kiminle konuşsam herkes Trump’ın kazanabileceğini söylüyor. Öte yandan, hemen hiç kimse de Joe Biden’a oy vermek için can atmıyor—Trump’tan kurtulma pahasına rağmen. Kaçınılmaz benzetmeyi yapacağım: Joe Biden neredeyse Türkiye’deki Ekmeleddin dayatması gibi seçmen için.

        Bir benzetme daha yapmam zorunlu: Trump’a yönelik “Trump destekçisi değilim ama…” diye başlayan cümleler bana AK Parti’nin ilk iktidara gelişinden sonra etrafımdan duyduğum cümleleri hatırlatıyor. “Erdoğan’ı desteklemiyorum, hayatımda oy vermedim ama…” diye başlayıp ekonomiyi düzelttiğini, dünyada Türkiye’nin adına saygınlık getirdiğini, Ortadoğu’nun lideri olduğunu söyleyen onlarca övgü cümlesi gelirdi.

        Hayatı boyunca Demokrat olan adam da “Trump’ı bir konuda takdir ettim,” diyor. “Ortalığı bir anda sakinleştiririm, dedi. Muhafızları yolladı, olayları bastırdı, dediğini yaptı.”

        Amerika’daki protestoların başlama nedeni toplumun her kesiminin polis şiddetinden bıkmasıydı. Basın toplantısında Trump “Bırakalım bu konuları da asıl konuları tartışalım, şehirlerin güvenliği elden gidiyor,” dedi. Oysa asıl konu polis şiddetiydi. Politikacı olmayan Trump kırk yıllık politikacı taktiğiyle asıl konuyu unutturdu, gündemi şehirlerdeki karışıklığa indirgedi. Tam bu yüzden Kenosha’ya geldi, göstermelik bir ziyaret yaptı ve mesajını vererek Washington’a döndü.

        Makul insanlarda bu mesaj karşılığını bulabilir. En azından Kenosha gibi küçük yerlerde karşılığını bulduğu bile söylenebilir.

        Aylar sonra sinemaya gittim

        Aylar sonra sinemaya gittim
        0:00 / 0:00

        Trump’ın şehri terk etmesinden sonra önüme altın fırsat çıktı: Wisconsin’de sinemalar açıkmış meğerse ve bir senedir beklediğim “Tenet” gösteriliyormuş. Camı açılmayan bir otel odasında kalmaktansa camı açılmayan sinema salonuna girme riskini göze aldım. Görevi eğlenceye dönüştüren tek gazeteci ben değilim, çünkü kendi şehirlerinde sinemaya gidemeyen başka gazeteciler de fırsatı kaçırmadı.

        California ve New York’ta sinema salonları hala kapalı, ne zaman açılacağı da bilinmiyor. Burada izlemesem kim bilir daha ne kadar bekleyecektim.

        Aylar sonra sinemaya gitmek tuhaf bir duygu.

        Maske takılıyor ama sinemalarda yeme-içme adeti de devam ediyor.

        Bütün koltukların üzerinde dezenfekte edildiklerine dair notlar var.

        Her zaman mı böyle bilmiyorum, ama Kenosha’nın 10 mil kuzeyindeki sinema salonunda 5.50 dolara izledim filmi. LA ve NY sinemalarında ortalama bilet fiyatı 18 dolardı pandemiden önce, ülke genelinde de 10-12 arasında değişiyordu. (Evet, dolarla.) Salonda virüse yakalandıysam eğer, en azından bilet fiyatından tasarruf etmiş gibi kendimi avutabilirim.

        Virüs korkusundan filme tam konsantre olamadım, bir süre sonra da işin ucunu bıraktım zaten. Hikayeyi takip etmek, anlamak mümkün değil. Gerek de yok zaten. “Inception” ama rüyada geçmeyeni. Veya ilk siyah Bond filmi. Bugüne kadar izlediğimiz birçok filmin bir başka versiyonu özetle. Film hakkında yorumum bu kadar, ama izlediğime pişman değilim.

        Sadece bir tek ayrıntı dikkatimi çekti: “Tenet”in bir bölümünde karakterler dünyanın sonu yaklaşırken zorunluluktan maske takıyor. Bu kadar mı öngörülü olunur?

        Diğer Yazılar