Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Pazartesi akşamı Kenosha’ya giderken amacım polisin yedi el ateş açıp felç bıraktığı bir siyahın ardından kentteki havayı solumaktı. Ama daha varmadan Los Angeles’tan yine bir siyahın yine polis tarafından vurulup öldürüldüğü haberi geldi. Çarşamba akşamı şehirden ayrılırken bu sefer New York’un Rochester şehrinde bir başka polis cinayetinin videosu ortaya çıktı, bu sefer insanlar orada sokaklara çıkıp tepkilerini gösterdi. Dün akşam protestolar Times Square’de sürüyordu, hatta bir sapık aracını göstericilerin üzerine sürdü.

Amerika’da George Floyd’un öldürülmesiyle başlayan gösterilerin hepsini yerinde takip etmek için ayrı bir haber merkezi kurmak gerekiyor. O zaman bile ne zaman nerede patlayacağı belli olmayan isyana yetişmek mümkün olur mu, emin değilim. Portland’daki protestolar aylardır sürüyor mesela. Çünkü polis sürekli öldürüyor, polisin öldürmesine de insanlar isyan ediyor. Her cinayetin ardından “Bu kadarı da olmaz,” diyoruz.

Rochester’da David Prude’un öldürüldüğü görüntülerin tamamını izlemedim. Tıpkı savaştan gelen cephe görüntüleri gibi bir süre sonra polisin işlediği cinayetlerin video kayıtları insanın hislerini uyuşturuyor, her kare birbirini andırıyor, arka arkaya geldikçe etkisini kaybediyor. Ama ayrıntılı bir şekilde okudum; hakikaten, bu kadarı da olmaz.

ÇIRILÇIPLAK VE DENGESİNİ KAYBETMİŞ

Prude gecenin bir saatinde kendisini çırılçıplak sokağa atmış. Polisi arayan bizzat erkek kardeşi. Tek başına kontrol edememiş olmalı kardeşini; memurların bir şekilde sakinleştirebileceğini düşünmüş. Belli ki kardeşinin akıl sağlığı yerinde değil. Zaten özellikle siyah toplumunda depresyon, ruh sağlığı gibi sorunlar pek fazla üzerinde durulmayan, konuşulmayan meseleler. 400 yıl boyunca ezilmiş bir toplumda travma olmaması imkansız.

Arka arkaya annesini ve kardeşini kaybeden Prude bir süredir mutsuzmuş. Rochester’a, erkek kardeşinin yanına yalnız kalmamak için gitmiş. Ama yolculukta bile bir ara akli dengesini kaybetmiş, gözaltına alınmış.

Sokakta çırılçıplak dolaştığını gören polisler önce kafasına “spit hood” denen bir poşet geçiriyorlar. Bu naylon gözaltına alınanların polis memurlarına tükürmesinler diye kafalarına geçirilen rutin bir tedbir. Prude’un tutuklanması da COVID-19 salgınının ilk günlerine denk geliyor, o yüzden polisler de virüs konusunda fazlasıyla hassas. Kafasına bu poşet geçirilen biri nefes almaya devam edebiliyor normal şartlarda, polisin dediğine göre. Ama Prude’u yere serip bir de boğazına bastırıyorlar, tıpkı Floyd’a yaptıkları gibi. Resmi otopsi raporuna göre öldürülme nedeni de boğulma.

Mart ayında yaşanan bu olaydan hepimizin yeni haberi oluyor, çünkü aile kanuni hakkını kullanarak polisin gövde kameralarından görüntüleri talep ediyor. Olaydan aylar sonra görüntüleri aileye teslim ediliyor ve Çarşamba günü kamuoyuyla paylaşılıyor. Protestoların ardından yedi polis memuru görevden uzaklaştırılıyor, masum sivillerin polis tarafından öldürülme olaylarına otomatik olarak bakan eyalet başsavcısı ise polis müdürünün aylardır kendisini yanlış bilgilendirdiğini söylüyor. “Bana söyledikleriyle gördüklerim arasında fark var,” diyor.

POLİS DE PROTESTO EDİYOR

Prude olayı ne ilk ne de son. Hatta Kasım ayındaki genel seçime kadar başka video’ların da ortaya çıkması, başka şehirlerde de protestoların düzenlenmesini öngörmek mümkün. Geçtiğimiz aylarda ABD’nin birçok şehri polisin görev tanımını yeniden tartışmaya açtı, New York ve Los Angeles gibi büyük şehirler polis bütçelerinde kısıtlamaya gitti. Ama polisin alışkanlıkları da değişmedi, zaten öyle birkaç haftada değişmesi de mümkün gözükmüyor.

Polis bütçesinin bir kısmının başka kaynaklara aktarılmasının ne kadar önemli olduğuna dair çarpıcı bir örnek aslında Prude’un öldürülmesi. Polisin ruh sağlığı bozuk insanlarla -özellikle siyahlarla- nasıl başa çıkacağına dair bir eğitimi yok, tek bildiği öldürmek. Teşkilatın kendisini yenilemeye de niyeti yok, çünkü bugüne kadar yerel yönetimlerle sendikalar üzerinden yaptıkları anlaşmalar sayesinde pek çok meslek grubundan daha fazla gelire ve haklara sahipler. Bu düzenin sürmesini istiyorlar, görevlerini kötüye kullansalar da yaptıkları yanlarına kar kalsın. Çürümüşlüğü merak eden “Serpico” filmini izleyebilir.

Daha yılın bitmesine dört ay kalmasına rağmen New York son yılların en kanlı senesini geçiriyor bu arada. Polis ihbar hattına şikayetler artıyor, ama tutuklamalar azalıyor. Çünkü polis tepkiler karşısında iş yavaşlatıyor, ihbarlara zamanında yanıt vermiyor. Protestoculara karşı kendi protestosunu yapıyor.

KORKUTMA TAKTİĞİ

Bu durum “Kanun ve düzen” diye bağıran Donald Trump’ın da işine geliyor. Protestolar arttıkça şehirlerde tansiyon yükseliyor, protestocular seslerinin sadece mülkiyete şiddetle duyulup ciddiye alınabileceğini biliyor, ama Trump da bu durumu seçmeni korkutmak için kullanıyor. Muhalefeti de belli bir köşeye hapsediyor.

Bir kısım seçmen hakikaten korkuyor da. Büyük şehirlerden, medyadan bu gerçeği görmek mümkün değil. Ben bu stratejinin tutabileceğini Kenosha’ya gidince gördüm; siyasi yelpazenin tam ortasında yer alan, fazla ilerlemekten, devrimden, düzenin değişmesinden razı olmayan seçmen tedirgin olmaya başlıyor. Beyaz, orta sınıf, orta eğitimli seçmen şiddetin kendi güvenli mahallelerine gelmesinden şikayetçi. Öldürülenlere üzülüyorlar ama Amerikan Rüyası’nı, bahçeli evlerini, garajlarındaki arabaları daha çok seviyorlar.

Her cinayet video’su ister istemez protestoları beraberinde getiriyor, çünkü bu şiddete sessiz kalmak insan vicdanına sığmıyor. Polis her yerde ve durmadan öldürdüğü için de protestolar şehirlere yayılacak. Ama protestolar yayıldıkça da birileri ürkmeye, birileri de ürkütmeye devam edecek. Kısır döngüyü umarım anlatabilmişimdir.

Seçim atmosferinde Prude görüntülerini izlerken aklımdan “Acaba mı?” diye geçti. Acaba sahiden ortalık daha da karışsın, orta yolcu seçmen biraz daha korksun diye mi servis edildi bu görüntüler? Ve devamı gelecek mi? Koltuğu kaybetmemek için gözü dönen bir iktidardan her şey beklenir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!