Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Joe Biden bütün anketlerde rakibi Donald Trump’a fark atarak Amerika’nın yeni başkanı olacak gibi gözüküyor. İddialara göre medya patronu Rupert Murdoch da seçimi Biden’ın büyük farkla alacağını düşünüyor. Joe Biden dört sene önce Hillary Clinton’ın yapamadığını yapıp partinin hem geleneksel hem de ilerici uçlarını birleştirmiş gözüküyor. Hatta ABD’de Demokratlar’ın almasının hayal bile edilemeyeceği yerlerde bile kimi anketler onu önde gösteriyor. Üstelik Biden kampanyasına bağışlar rekor düzeyde. Dahası medya da tam gaz Biden’ın başkanlığı için çalışıyor gibi. Hiçbir adaya dört koldan bu kadar destek verilmemişti.

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen seçime aşağı yukarı iki hafta kalmasına rağmen Biden tarafı çok rahat değil. Hatta kapalı kapılar ardında bir panik havası yaşandığı bile söylenebilir. Seçim anketlere yansıdığından ya da medyada gözüktüğünden çok daha başa baş geçecek gibi gözüküyor. Bunu söyleyen de bizzat Biden’ın seçim kampanyasının yöneticisi Jen O’Malley Dillon. Önceki gün Twitter’da seçimin sanılandan bile yakın olduğunu söyledi. Ama asıl panik önceki gün New York Times’ta yayımlanan bir yazıda ortaya çıktı.

RAKAMLARIN YARATTIĞI PANİK

Uzun yıllar Washington’da gazetecilik yapan Tom Edsall epey bir süre Columbia Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencilerine gazetecilik dersi veren bir hocaydı. Ben de orada tanıdım. İnsanın içini bayacak kadar rakamlara, istatistiklere, akademik araştırmalara meraklı, tüm sadakati gerçeğe olan efsane bir gazeteci.

Her hafta New York Times’ta rakamlardan yola çıkarak siyaset bilimi üzerine yazan Edsall önceki gün Joe Biden’ın kazanmasının henüz garanti olmadığına değinen en net yazıyı yazdı. Başkent’te tanımadığı kişi olmayan Edsall kendisine Demokrat Parti’ye yakın bir stratejistten gelen gizli bir bültenden bahsediyor ve orada dillendiren kaygıların peşine düşüyor: Seçimin başa baş gittiği eyaletlerde beyaz, üniversite eğimi olmayan, 30 yaşın üstündeki seçmenin oy vermek için kaydolma oranı dört sene öncesine kıyasla yüzde 10 arttı. Aynı yerlerde Demokratlar’la Cumhuriyetçiler arasındaki fark da 10 puan düşerek altı puana indi. Dahası, ana dili İspanyolca olan Katolik seçmende ve siyah kadınlar arasında da Biden’a destek küçük oranda azaldı.

Oran küçük, ama simgesel. Zira Katolik olan Biden’ın aynı inanca sahip seçmenin tamamının oyunu alması bekleniyordu. Benzer şekilde siyah kadınların da özellikle Barack Obama’nın başkan yardımcılığını yaptığı için ona tam destek olmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Obama çifti bütün enerjilerini insanları oy vermeye çağırmaya adadı son haftalarda.

Demokrat Parti’yi en çok korkutansa üniversiteye gitmeyen beyaz seçmenin bu sene oy verme eğilimi göstermesi. ABD’de oy verme oranları genelde çok düşük, ama özellikle bu sene postayla oy verme tartışmasıyla birlikte Cumhuriyetçiler’de rakip parti seçmenin oy kullanma hakkını kısıtlama eğilimi gözüküyordu. Daha çok Demokratlar postayla oy vermeyi tercih ettiğinden aylardır bu konuda büyük kavga çıktı, hala da bu işin nasıl çözüleceği bilinmiyor. New York gibi büyük şehirlerde bile seçmene yanlış isimde oy pusulaları yollandı. Medya ve Demokratlar bu hataları “sehven” diye küçümsemeye çalışsa da Trump’ın dediği gibi bir kaos olabilir.

KİMLER OY KULLANACAK

Televizyonu ne zaman açsanız ya da eve pizza ısmarladığınızda bile birileri size oy vermeyi telkin ediyor. Instagram’da bile her gün oy verme çağrısı var. Joe Biden ve yardımcısı Kamala Harris her televizyona çıktıklarında konuyu oy vermeye getiriyor, seçmeni sandığa çağırıyor. Yine de Demokratlar beklendiği oranda başvurmamış postayla oy kullanmak için. Bir kısmı sandığa mı gidecek, yoksa oy kullanmayacaklar mı?

Edsall’ın verdiği rakamlara bakılırsa bu oy verme çağrısı karşı tarafın, Trump seçmeninin de kulağına gidiyor. Cumhuriyetçi Parti’nin özellikle kararsız eyaletlerde son dört senede Demokratlar’dan çok daha iyi çalıştığı ortada. Florida’da sadece Mart ayından beri Cumhuriyetçiler 195 bin 652 seçmen kaydetmiş, Demokratlarsa 98 bin 362. Bir başka kritik eyalet olan Pennsylvania’da Cumhuriyetçiler’in 135 bin 619 kaydına karşılık Demokratlar sadece 57 bin 985 yeni seçmen kaydetmiş. Rakamlar böyle gidiyor. Bir de Demokrat olarak kaydolup sandıkta Trump’a oy veren seçmen de var.

ABD’deki bu kritik eyaletlerde bir oyun bile önemli olduğunu, Clinton’ın buraları birkaç bin oyla kaybedip genel oylamada üç milyon fark atsa da Başkan olamadığını hatırlatmak isterim. 2016’da Clinton bu eyaletlerin kimine gidip miting bile yapmamıştı. Joe Biden’ın ekibi de COVID-19 salgınında “sorumlu taraf” olduklarını göstermek için kapı bile çalmadı, Biden evinin bodrum katından meydanlara ancak yeni çıktı. Şimdi en kuvvetli hatiplerden biri Harris de ekibinden birinin testi pozitif çıktığı için kendisini karantinaya aldı. Bütün bunlar seçmenle parti arasında bir kopukluğa neden olabilir. Hele hele 215 bin kişinin hayatını kaybettiği ABD’de virüse yakalanıp neredeyse birkaç günde ayağa kalkan Trump meydanlara dönmüşken... Rakamsal olarak zor gözüküyor olabilir Trump’ın kazanması, ama halkın önünde güç kazandığı da bir gerçek. Üstelik şimdi bir de “küllerinden doğmuş” etkisi de var, kim bilir belki gerçekten 20 yıl öncesinden daha iyi hissettiği doğrudur. Joe Biden için kritik eşik aşılmadı hala.

ABD’nin dört ana akım televizyon kanalından NBC belki de tarihi boyunca görmediği bir tepkiyle karşılaştı, boykot çağrıları yükseldi. Çünkü Donald Trump’a halkın soru soracağı bir programı, daha önce Joe Biden’ın katılacağı benzer bir programla aynı gün aynı saatte yayınlamaya karar verdi. Beyaz Saray’dan saat veya gün konusunda bir telkin gelmemiş, kanalın kararıymış.

Dahası, Perşembe akşamı saat 21:00’de aslında Biden ve Trump’ın ikinci ekran tartışmasının olması gerekiyordu. Farklı kanallarda aynı saatte konuşan iki adayı dinleyip kararını veremedi seçmen, birinden diğerini tercih etmek zorunda kaldı. NBC de haklı olarak tepkileri çekti, çünkü gazeteciliğin bir misyonu da bilinçli seçmen oluşmasına katkıda bulunmaktır. Kanal sadece rating’i ön planda tuttu, üstelik Trump söyleşisini dijital platformu Peacock, CNBC, MSNBC gibi kardeş kuruluşlarda aynı anda yayınlayarak Biden’ın tek kanalda yayınlanan programına karşı haksız rekabet sağlamış oldu. Trump zaten ilgi çekiyor, ama toplam izlenme oranında Biden’ı geçeceğine şüphe yok. Aynı NBC zamanında “The Apprentice” programının yayınlandığı kanaldı. Bir anlamda Trump’ı onlar yarattı.

Seçimi merak edenler iki kanal arasında saplanırken benim tercihim Trump oldu. İyi ki Trump oldu çünkü program bir boks maçını andırıyordu. Arada baktığım Biden’ın programıysa TRT’nin “Pazar Konseri” havasındaydı. Kanalın sabah programı “Today” kuşağının sunucularından Savannah Guthrie o kadar iyi hazırlanmış, dersine öylesine iyi çalışmıştı ki Trump’ın açıklarını yakaladı, çelişkilerinin üzerine gitti, sohbet ederek sorguladı ve belki de ilk kez hazırcevap Trump’ı zor durumda bıraktı. Bence iki adayın ekran tartışmasından daha etkili oldu dersine çalışmış bir gazetecinin sorgulaması.

En ilginç anlardan biri komplo teoricisi grup QAnon’u Trump’ın “Tanımıyorum,” demesiydi. Önce beyaz ırkçıları kınamayan sonra tepki üzerine kınadığını söyleyen Trump, bu sefer de bu grubu kınamadı.

Guthrie bugüne kadar hiçbir televizyon gazetecisinin yapamadığını yaptı. Neden yaptığı da çok basit aslında. Sırtında kanalın prestijini korumanın yükü de vardı. NBC hasarı ancak böyle elektrikli bir söyleşiyle atlatabilecekti, Guthrie de bir anlamda kanalını kurtardı.

Söyleşi Trump’a faydalı oldu mu?

Bir ara Guthrie’nin sorusuna karşı küçümseyerek “Çok şirin,” dedi. Bir erkeğin bir kadını küçümsemesiydi bu şirinlik. Kadın seçmenin oyunun peşine düşen, kadınlara “Beni sevin,” diye seslenen Trump kadınların kendi gözünde nerede göründüğünü göstermiş oldu.

Tavsiyem bütün gazetecilerin, ama özellikle de televizyon gazetecilerinin bu söyleşiyi izlemeleri.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00