Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Washington, D.C.

Birkaç gazeteci, üzerinden bir seneden daha fazla zaman geçmiş, New York’ta buluşup seçim sürecini kendi aramızda tartışıyorduk. O aralar Joe Biden uzak bir ihtimal olmanın ötesinde şaka gibiydi. Gafları, yaşı, kitleleri peşinden sürükleme yeteneği olan Donald Trump’a karşı hiçbir şey vaat edememesiyle kimsenin kazanmasına ihtimal vermediği bir aday adayıydı henüz. Pek çoğumuz onun yarışa yükselen sol rüzgara karşı müesses nizamın garantili adayı olarak sokulduğunu tahmin ediyorduk.

Ben Bernie Sanders’ın aday olabileceği yeni bir Amerika’yı hayal ediyordum, ama önünde sonunda sistemin Joe Biden’ı aday yapacağından emindim. “Yanına da Kamala Harris’i alacak,” dedim. “Ve kaybedecek.” Başkanlık yarışını takip etmekle görevli bir başka meslektaşım da “Biden aday olursa herhalde çok sıkıcı bir seçim kampanyası olacak,” dedi. Seçime günler kala bile hala “Acaba Trump kazanır mı,” diye tartışıyorduk. Daha ne kadar yanılabilirmişiz…

GERİLİM FİLMİ GİBİ

Yanıldığım noktalardan biri de Amerikan seçimlerini bu sene takip etmenin kolay bir görev olacağıydı. Oysa son yılların en fazla son dakika haberini içeren, her an yeni bir gelişme veya bozulan bir ezberle hepimizin dengesini bozan bir süreç oldu. Sadece Türkiye değil, bütün dünya bu seçim sürecini nefes nefese izledi çünkü dünyanın en büyük demokrasisinde olanların başka ülkelere olası etkileri hepimizin kafasında bir soru işaretiydi. Mesela, bir başka lider ABD’ye bakıp seçim sonucunu kabul etmemeyi öğrendi mi?

Protestoların, yanan binaların, ölen insanların, basılan meclis binasının, pandeminin, şaibe iddialarının, oy sayımının bir türlü bitmemesinin, sokaklardaki askerlerin gölgesinde bir Amerikan seçimi oldu. Ve nihayet bu uzun ve yorucu maraton bugün bitiyor.

6 Kasım’daki seçimlerden sonra bile “Bir an önce bitse de kurtulsak,” diyordum. Çünkü lüzumsuz yere, her ayrıntısıyla fazla uzayan bir seçim oldu. Ama seçim günü bitmediği gibi normal şartlarda haber dahi olmayacak rutin gündemler –Senato’daki oy sayımı mesela– birden birinci habere dönüştü.

Bugün Joe Biden nihayet Amerikan Başkanı olacak. Ama bu cümlenin sonuna bile “büyük ihtimalle” ifadesini eklemek istiyorum, çünkü son ana kadar ne olacağı belli olmaz. Amerika’nın başkentinde her şey çok sakin, sokaklarda da kuş uçmuyor. Ama böylesi olağanüstü bir süreçte Biden görevi resmen devralıp Beyaz Saray’a yerleşene kadar hiç kimse rahat nefes alamayacak sanki. Her türlü skandalı gösteri toplumuna malzeme etmeyi başaran ABD bu süreci de bir gerilim filmi olarak dünyaya pazarlıyor.

KORKUTUCU BİR ZAFER KONUŞMASI

Bundan dört sene önce, ülke hala bölünmüş ama çok daha sakinken zafer konuşmasını Donald Trump yapıyordu Kongre balkonundan. Kimsenin aklının almadığı, hatta rivayete göre George W. Bush’un bile “Ne boktu bu?” diye şaşkınlığını gizleyemediği bir konuşmaydı. Kaleme alanlardan biri Steve Bannon, diğeri de Müslüman ülkelere seyahat yasağının mimarı Stephen Miller’dı ve var olmayan bir “Amerikan katliamı”ndan bahsediyorlardı.

“Bugün bu Amerikan katliamı bitiyor,” diyordu güçten gözü dönmüş Trump. Oysa ülkeyi yönettiği dört sene boyunca Amerikan katliamı bitmediği gibi daha da arttı. Eğer bugün affedilmezse Steve Bannon’a hapis yolu gözüküyor, Miller’ın geleceğiyse meçhul.

Dünyanın umudu Türkiye saatiyle 20:01’de Joe Biden’ın resmen göreve başlamasıyla Amerikan katliamının nihayete son ermesi. Amerikalılar geçtiğimiz dört senenin kendi değerlerinden bir sapma, Trump’ın bir anomali olduğuna inanıyor şimdi.

Trump bir sonuçtu aslında. Bugün görevi bırakmasıyla tarihi etkisi yok olmayacak, onu ortaya çıkaran sebepler de ortadan kalkmayacak. Bir sene önce o masada konuşan gazeteciler olarak aslında yanılmıyorduk. Eğer pandemi olmasaydı, ekonomi çöküp işsizlik artmasaydı Trump yine kazanacaktı—nitekim dört sene öncesine kıyasla oylarını artırdı. Bugün Trump’ı arkadan vuran siyasetçiler, hesabını kapatan sosyal medya şirketleri de ona itaat etmeye devam edecekti. Kısacası, Amerikan katliamı sürecekti.

Joe Biden bugün birleştirici bir konuşma yapacak, görevdeki dört senesini de vaat ettiği gibi ülkedeki kutuplaşmayı azaltmaya ayıracak. Bugünkü dünyada yel değirmenleriyle savaşmak gibi bir çabaya benziyor ABD’yi birleştirmek. Yeni bir başkan göreve başlarken ben asıl dört sene sonraki başkanlık yarışını merak ediyorum. “Bitse de kurtulsak,” bir hayal sadece.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • maverick61 1 ay önce Trump’un haklı olduğu tek bir nokta var son konuşmasında; “ben hiç bir yerde yeni bir savaş başlatmamış bir amerikan başkanıyım” kendi ülkelerinde demokrasi rüzgarları estiren sempatik başkanlar, dünyanın geri kalanına zulümden başka bir şey götürmedi son yıllarda. Trump ise tam tersini yapmış oldu
    CEVAPLA
0:00 / 0:00