Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Larry King
bir keresinde kendisinin “gazeteci” olmadığını söylemişti. Liseyi zar zor bitiren, radyo günlerinin altın çağına yakalanan, ofisboy olarak başladığı kariyerini bir gün tesadüfen arkasına geçtiği mikrofonun en ünlü sahibi olarak bitiren bir efsaneydi. Brooklyn’de başladığı hayatını Beverly Hills’deki malikanesinde sürdüren King, şöhretlerin hastanesi Cedars-Sinai’de 87 yaşında Cumartesi günü hayatını kaybettiğinde geride radyo programları, CNN’de 25 yıllık “Larry King Live” programı ve 30 binden fazla isimle söyleşi bıraktı. Ölüm nedeni açıklanmadı, ama King yakın zamanda COVID-19 tedavisi görmüştü.

Aralarında Amerikan başkanlarından Hollywood yıldızlarına çok geniş bir yelpazenin olduğu 30 binden fazla konuk gömleğini askıyla tutturan, kollarını kıvıran Larry King’in karşısına ve radyo günlerinden kalma RCA marka mikrofonuna konuştu. (Fatih Altaylı’nın “Teke Tek”indeki mikrofon ona bir gönderme.) Çünkü Larry King hiç kimseyi zorlamıyor, başka gazetecilerin aksine konuğunun açığını yakalamaya ya da haber patlatmaya çalışmıyordu.

ORTALAMA BİR HALK ADAMI

Zaman zaman karşısındaki insan hakkında hiçbir fikri olmadığı çok belliydi. Konuğu bir yazarsa kitabını okumaması, sinemacıysa filmini görmemesi muhtemeldi. Hatta bununla bir tarz yarattığını, bunun bir soru sorma biçimi olduğunu bile iddia ediyordu. “E anlat bakalım, bu kitap ne hakkında?” onun ağzından sık sık duyulan cümlelerdi. “Harika, muhteşem,” gibi abartılı sıfatlar gibi. Hiçbir zaman iyi soru sormadı, hiçbir zaman böyle bir derdi olmadı. Hatta kendilerinin ne kadar bilgili olduğunu gösteren sunuculardan da hiç hoşlanmadı.

Oriana Fallaci söyleşi yaptığı isimlerle tek bir fırsatı olduğunu düşündüğünden ağzına geleni söyleyip, zaman zaman kendisini de tehlikeye atıyordu. Barbara Walters konuğunu zorluyormuş gibi görünüp ağırlıyordu, Oprah ise empati duyuyordu. Her usta söyleşicinin tekniği farklı, ama Larry King sadece dinliyordu, arada da “Nasıl, neden?” gibi basit sorular soruyordu.

Ortalama zevklerin sözcüsü, ortalamanın temsilcisiydi aslında. Programının en önemli özelliklerinden biri halktan gelen telefonlardı. Bazen bu telefonlar küfür ya da uzun konuşmalar yüzünden kesilirdi. Ama radyodan televizyona uyarladığı bu telefon bağlantıları defalarca sonradan taklit edildi. “Halkçılık” sayesinde dünya çapında şöhrete ulaştı, hatta “Larry King gib bir talk-show” dünya çapında televizyoncuların örnek alıp kendi versiyonlarını üretmeye çalıştığı bir format oldu. Ama hiçbiri “yüzü radyoya uygun” bu adamın etkisine ulaşamadı.

Türkiye’de bile çok tanınan King’in sırrı her konunun üzerine atlaması, herhangi bir imaj kaygısı gütmeden karşısına kim çıkarsa aynı profesyonellikle söyleşmesiydi. Marlon Brando’yla dudak dudağa öpüşen de oydu, bir yıl süren O.J. Simpson davasını bir medya şölenine döndüren de. 90’ların en büyük skandalı O.J. Simpson olayının anlatıldığı televizyon dizisinde de kendisini, gençleştirilmiş makyaj ve peruğuyla canlandırdı. Onlarca başka filmde de “Larry King”rolünde karşımıza çıktı.

Aslında eğlence sektörüyle gazeteciliğin arasındaki kalın duvarı kaldıran, bulanıklaştıran bir figürdü. Bir ara o kadar çok filmde yer almıştı ki CNN karar alarak kanalın markasının beyaz perdede kullanılmasını yasaklamıştı—gerçekle kurgu arasındaki ayrım ortadan kaybolduğu için.

Bir süre sonra her şey gibi Larry King’in de miadı doldu ve CNN onu emekli etti. Her ne kadar sonradan İnternet üzerinden programını yapmaya kalksa da aynı havası ve etkisi kalmamıştı. Çünkü devir değişmişti; özellikle 2010’ların başında medyada taraf olmayan, ortadan konuşan, herkesi ağırlayan figürlere yer yoktu.

MEDYADA DEVİR DEĞİŞTİ

King’in CNN’den vedası kanalın çizgisinin de değişiminin başlangıcıydı aslında. Bugüne kadar sadece haberi veren, ortada duran CNN rakiplerinin gerisine düşmeye başladıkça taraf olmaya karar verdi. Gençler Jon Stewart gibi bir komedyen ya da Rachel Maddow gibi sıkı bir muhalifi izlemek istiyordu artık, kimsenin de mesafeli ve hoşgörülü olmaya tahammülü yoktu. Aşırı sağ da Fox News sunucularında kendi düşüncelerinin dillendirildiği güvenli bir alan buldu. Sonuçta herkes artık televizyonu kendi duymak istediğinin başkaları tarafından seslendirildiğini duymak için açmaya başlamıştı. Nitekim CNN’in King’in yerine koyduğu yarım akıllı Piers Morgan tutmadı, bir süre sonra da sağcı-solcu, yaşlı-genç, şöhretli-sıradan demeden gündemdeki herkesi ağırlayan bu program tarihe karıştı.

Özellikle Trump yıllarında CNN sunucuları da doğrudan başkanı hedef almaya başladı, ekran yüzleri konuklarını paramparça etti ve izlenme oranları da arttı. Larry King ise bu dönemi eski dostlarıyla, eski günleri anarak, gündemden epey düşmüş bir şekilde geçirdi. Onu West Hollywood’un en demode lokantası – bizdeki Park Şamdan gibi – Craig’s’de sık sık görmek mümkündü.

Bütün şöhretine ve görkemli hayatına rağmen Larry King’in özel hayatı tam bir keşmekeşti. Bir keresinde “Masamda kimin aradığına dair bir not gördüğümde önce CNN’i mi eşimi mi arayacak olsam ilk tercihim her zaman CNN olurdu,” demişti sekiz kere boşanmayla biten evlilikleri hakkında. Kumar tutkusu yüzünden iki kere iflasını açıkladı. Avusturya ve Beyaz Rusya’dan göçen Yahudi bir ailenin oğlu Lawrence Harvey Zeiger öyle ya da böyle hep “kral” olarak anılacak.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00