Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Uzaktan da olsa Marmara Denizi’ni kaplayan iğrençliği görmemek mümkün değil. Hayatım boyunca Marmara’nın bir zamanlar ne kadar güzel olduğunu dinledim, ama bu kadarını hiçbirimiz tahmin bile etmezdik herhalde.

Marmara Denizi’ndeki kusmuğu andıran müsilaj özünde Türk şehircilik projesinin çöküşü. Bugün temizlense bile yarın öbür gün, üstelik de birbiriyle daha kısa aralıklı başka felaketlerin şehri vuracağını kestirmek güç değil. Saklama kapları gibi şehirlerin de belli kapasiteleri var ve hepimiz İstanbul’un bunu çoktan aştığını biliyoruz. Buna rağmen mevcut iktidarın en büyük projesi bile hala İstanbul’u genişletmek. Koskoca ülkede ikinci bir İstanbul kurmak ne iktidar ne de muhalefet tarafından dillendiriliyor. Adeta İstanbul’u ülkenin tek büyük şehri tutmak için ortak bir ezber var. Bu hem şehri öldürüyor, hem de insanları seçeneksizliğe mahkum bırakıyor.

GÜÇLÜ YEREL YÖNETİMLER

Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde insanların yaşayabilecekleri en az bir-iki alternatif büyük şehir olur. Almanya’da duvarın yıkılmasının ardından Berlin’in eski Doğu bölgesine genişledi şehir, burada fiyatlar artmaya başlayınca da gençler Leipzig’i Berlin yapmak için taşındılar. Hollanda’da Amsterdam’dan taşınanlar Rotterdam’ı başka ülkelerden de ziyaret edilesi bir kültür merkezi haline getirdiler.

Kuşkusuz yeni şehir yaratmanın, kentleri soylulaştırmanın en başarılı örneği ABD. Eskiden bir-iki merkezle anılan, şehirlerin sektörlerine göre ayrıldığı (sinema için Los Angeles, otomotiv için Detroit, finans için NYC) ABD’de son yıllarda çeşitli sebeplerden dolayı yeni merkezler oluştu. Amerikan otomotiv endüstrisinin çöküşü Detroit’i bir ara yok olma noktasına getirdi örneğin, ancak düşen ev fiyatları büyük şehirlerden taşınmak isteyenlere cazip geldi ve özellikle sanatçılar taşınmaya başladı. Portland, Austin gibi küçük şehirler başta özgürlükçü ortam olmak üzere sundukları kültürel avantajlardan dolayı belli bir kesimi çekip büyüdüler. Bu şehirlerde hayat pahalılaşmaya başladığında da göç devam etti.

Özellikle pandemi sırasında uzaktan çalışmanın rahatlığı yüzünden New York ve Los Angeles gibi artık sadece varlıklı insanların barınabildiği yerlerden Atlanta, Dallas, hatta Phoenix gibi şehirlere ciddi göç yaşandı. Özellikle eyalet vergisinin olmadığı Teksas bütçesini düşünenler için cazip hale geldi. New York’ta asla ev alamayacaklar Dallas’ta yaşam standartlarını artırdılar. Pek çok şirket uzaktan çalışmayı sürekli hale getirdiği için büyük ölçüde çalıştığın yerde yaşama mecburiyeti de ortadan kalktı.

Ama pandemiden önce bile büyük şirketler beyin göçüne uygun olarak genişlemeye başlamıştı. Austin’de Google ve Apple gibi şirketlerin kampüsleri sayesinde küçük bir Silikon Vadisi kuruldu. Aklına esip de taşınmaya karar verenler için iş bulamama endişesi de bir anlamda azalmış oldu, çünkü pek çok şehrin ekonomisi yeni iş imkanlarına izin verdi.

Yerel yönetimlerin güçlü olmasının, federal sistemin avantajlarının da yeni büyük şehirler kurulmasında etkili olduğu ortada. Özellikle küçük bir devletin başbakanını andıran Amerikan eyaletlerinin seçilmiş valilerinin vergi indirimleri, eğitimi ve güvenliği kontrol eden belediye başkanlarının inisiyatifleri bu şehirlerin büyümesine olanak tanıdı. Önemli olan insanların elinde alternatif olmasıydı; bir o kadar da önemlisi yoktan alternatif seçenekler yaratılmasına müsait bir siyasi iradenin varlığıydı.

Türkiye’de hala tek bir büyük şehrin var olmasının ardında merkeziyetçi sistemin, Ankara’nın yerel yönetimlerin inisiyatifini elinden alırcasına kentlere de müdahale etme merakının da etkisi var. İktidar ya da muhalefetten fark etmiyor, bugün herhangi bir belediye başkanı tek başına ikinci bir büyük şehir yaratma yetkisine sahip değil. Valiler zaten atanıyor, devlete bağlı. Yerel yönetim çöp toplamayla ve suların akmasıyla sınırlandırıldı. İzmir belediye başkanı istese de İzmir’i bir Austin yapamaz, çünkü elindeki yetki sınırlı: Dev şirketlere gelip merkez kurmak için vergi indirimi önerecek gücü var mı?

HER SEÇENEK TARTIŞILMALI

Merkezi iktidar otoyollar ve havalimanları yaptı, ama şehirleri genişletmeyi unuttu. Şehircilik insan olmadan hiçbir anlam ifade etmez, bu yüzden de günde bir-iki uçağın ancak kalktığı görkemli havalimanları hayali abideler olarak duruyor. Oysa bu havalimanlarının olduğu şehirler kolayca yeni çekim merkezlerine dönüştürülebilirdi. İktidarın son 20 yılda bunu yapmak için çok fırsatı vardı, ama yapmadılar. Bugün hala ortalama bir insanı İstanbul dışına çekecek neden yok; sanatın, sporun, finansın merkezi hala İstanbul.

COVID-19 salgını Türkiye için şehirciliği yeniden düşünmek açısından fırsat olmalıydı. İmkanı olanların aylarca Bodrum’da yaşamalarından uzaktan çalışmanın pek çok sektör için mümkün olduğunu gördük. Ama gönüllü olarak kaçanlar bile İstanbul dışının nasıl kozmetik ilerlemeler dışında gelişemediğini gördü: İnternet zaten yavaş, taşrada daha da yavaş. Üç vakanın olduğu köylerle on bin vakanın olduğu şehirlerde aynı kısıtlamaların yürürlüğe girmesi merkezi hükümetin mikro düzeyde bile kontrolü başkasına vermemeye kararlı olduğuna bir örnek. Müsilaj bu aşamada şehircilik politikalarıyla ilgili, yerel yönetim reformu da dahil, her türlü seçeneğin tartışma önceliği kazanmasını hatırlatmalı. Asıl sorun müsilajdan çok daha büyük.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00