Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye’nin daha vizyoner olduğu yıllarda İstanbul’da belediyenin isteğiyle geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden mimar Doğan Kuban’dan “İstanbul Koruma Planı” yapması isteniyor. Aynı zamanda Koruma Kurulu başkanlığı da yapan Kuban planı hazırlıyor, ama tipik bir Türkiye klasiği olarak 1970 yılında iyi niyetle yola çıkılsa da o plan sonradan kayboluyor. Hayatının son günlerine kadar İstanbul’u bekleyen tehlikelere karşı yüksek sesle uyarı yapan Kuban’ı dün de dinlemediler, bundan sonra da dinleyecekler mi bilmiyorum. Ondan elimize kalan son belge Ceren Çıplak’ın Türk mimarisinde “Üç Doğan’lar” olarak bilinen Kuban, Tekeli ve Hasol’la yaptığı uzun söyleşiden oluşan “Mimar Doğan’lar” kitabı. Bu kitabı 95 yaşında bu dünyaya veda etmeden önce ömrünü İstanbul’a vermiş ustaların gelecek kuşaklara öğütleri olarak da okumak mümkün.

Peki bir gün bir belediye başkanı bu kitabı bulup okur mu, hiç zannetmiyorum. Kuban’ın İstanbul’u kurtarma planının da yeniden bulunacağından umudum yok. Bugün yarın anmalar da biter, ne kadar kıymetli bir mimar olduğuna dair bugünlerde söylenen sözler de unutulur. İstanbul da aynı kaotik yapısıyla devam eder. Ama Kuban’ın hiç değilse tek bir uyarısını ciddiye almak gerekiyor onu anarken: Bu işin böyle gitmeyeceğini, mutlaka bir gün İstanbul’un yok olacağını sesi çıktığı kadar haykırıyordu.

ÖNCELİKLE NÜFUS AZALTILMALI

Kuban dünyada hiçbir büyük şehrin nüfusunu artırmadığına dikkat çekiyor öncelikle. Oysa İstanbul şimdi 20 milyonluk nüfusuyla Türkiye’nin dörtte birini barındırıyor. Büyük şehir olmasına rağmen de hala elektrikler kesiliyor, su akmıyor, trafikte yarım saatlik yolu iki saatte gitmek mucize gibi yorumlanıyor. Bu durum sadece mevcut iktidarla ilgili de değil, kim geldiyse sadece İstanbul’a yatırım yaptı. Medya, finans, spor ve kültür-sanatın tek merkezi oldu İstanbul. Başka alternatif olmadığı için de herkesi çekti.

Halbuki çok daha akıllıca bir planlamayla ikinci bir büyük şehir geliştirilebilir, İstanbul’un yükü azaltılabilirdi. Los Angeles şehri sinemanın merkezi, New York da finansın örneğin. Buna benzer bir planlamayla insanların iş bulmaları için onları cezbeden başka şehirlere gitmeleri sağlanabilirdi. Bugün ne Ankara ne İzmir mevcut halleriyle İstanbul’a alternatif oluşturmuyor, ne kadar büyümeye çalışırlarsa çalışsınlar hala taşra kalıyor. Bu konuda ABD en iyi örnek: Son 20 yılda Austin, Portland, Atlanta gibi şehirler New York’a alternatif olmaya başladı.

“Biz fakir bir ülkeyiz,” diyor Kuban. “Köylüler toprakları bıraktılar, burada sürünüyorlar. Bunun ekonomisi bizden çıkmıyor, yapamıyoruz. Çıkmadığı için de dünyanın en fakir ülkelerinden biriyiz, eğitim kötüleşti…”

Kuban’ın çözüm önerilerinden biri “milyonluk kentlerin küçülmesi”ydi. Ancak Türkiye’yi yönetenler alternatif şehirleri büyütmek yerine Kanal İstanbul gibi çevrecilerin, mimarların, kent planlamacılarının tüm itirazlarına rağmen şehri büyütecek, daha da genişletecek ve altyapısını çökertecek projelerin peşinde koşuyorlar. Bütün bu kaynaklarla yoktan bir başka şehir var edilemez miydi?

Kuban ölmeye yakın artık İstanbul’un kurtulma şansı olmadığına inanıyordu. Ortasından deniz geçmese şehrin hiçbir güzelliğinin olmadığını da itiraf ediyordu. Kentin gözbebeği olması gereken tarihi camiler ve İstanbul silueti çirkin gökdelenlerin arasında yok oldu, en son dikilen televizyon kulesi İstanbul’un simgelerini ezdi: “Kötü planlanmış ve kötü tasarımlı bina bile Süleymaniye’yi çaptan düşürür.”

Belki zamanında uyarılarına dikkat edilse İstanbul’un Suriçi kendi karakterini hala koruyabilirdi. “Suriçi'ni kurtarın,” diyor Kuban. “Suriçi 1440 hektar, İstanbul 600 bin hektar. 1440 hektarda Osmanlı’nın klasik devrinde 500 bin kişi yaşamış.” Oysa şimdi Suriçi’nin simgeleri ahşap evler kalmadı. İstanbul’un tarihi semtleri azgın bir yapılaşma ve müteahhit açlığıyla betona teslim edildi. Çünkü Kuban’ın da dikkat çektiği gibi “ucuz.”

HERKES BİRDEN SORUMLU

Tek sorumlu sadece belediyeler ya da merkezi siyaset de değil, zira Kuban ne yazık ki Türkiye’de dünyadaki mimari tartışmaları ve gelişmeleri takip eden insan kaynaklarının yetersizliğinden de şikayetçiydi: “Mimarlık okulları öğrencileri dahil 500-600 kişi dışında İstanbul’un sorunlarını sorun yapıp düşünen yok. Para kazanmak için İstanbul’u düşünenler daha çok!”

Belki de en çarpıcı tespiti “Bir şehrin yaşanabilir, sevilebilir, nitelikli olması için şehri idare edenlerin insanı sevmesi lazım.” Bugüne kadar İstanbul’u yönetenlerin sadece binaları ve otomobilleri sevdiğine tanık ettik. Bunun en tipik örneği İstanbul’da yürümenin imkansızlığı. Kaldırımlar dahil öncelik yayaların değil, arabaların. Kuban’a göre otomobile verilen öncelik “toplumun cahilliğinden ve belediyelerin bilmediğim ilişkilerinden” kaynaklanıyor.

Kuban’ın yine de İstanbul için uygulamaya geçmesini istediği bir tasarı var: Yüksek yapı yasağı, deniz trafiği ve metronun daha efektif kullanılması ve nüfusun düşürülmesi.

Bütün bunları yapacak, bu cesur adımı atacak bir vizyoner var mı?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00