Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Geçenlerde viral olan – hala bu kelimeyi kullanan var mı – videoların birinde iktidar seçmeni olduğu belli bir kadın muhalefeti destekleyen bir başkasına “Bu kilolar nereden geliyor,” diye çıkışıyor. Muhalif kadın hayat pahalılığından şikayet ediyor, iktidarı destekleyense karşısındakinin iyi beslenmiş olduğunu düşünüp ekonomiyle ilgili sıkıntıları reddediyor. Merak etmeyin, aynı video’nun bir bölümünde “Çıkar telefonunu göster,” diyen alışıldık bir tip de var. Telefondan vurmayı artık kanıksadık, ama kiloya ilk kez denk geliyoruz.

Aslında kiloyla serveti bir tutmak eski bir dünyanın ezberi. AK Parti iktidarına yanaştığında gayet ‘fit’ olan ama parayı (birkaç maaş birden) bulunca aniden kilo almaya başlayan birtakım figürler var. Partinin tabanı da bu gibi tipleri görüp hala zengin olmanın kilolu olmakla eşit olduğunu düşünüyor olabilir. Oysa bu büyük bir yanılgı. Eskiden karikatürlerde zenginler hep şişman olarak çizilirdi, ama bugün dünyanın tepesindeki milyarderlerin hiçbiri şişman değil. Jeff Bezos,Mark Zuckerberg, Elon Musk, Bill Gates, Mike Bloomberg… Hatta bazıları obeziteyle savaşıyor ve özellikle kendi fiziklerine dikkat ediyor. İktidar destekçisi kadın “Bu kilolar nereden geliyor,” diye karşısındaki vururken yanılıyor. Çünkü kilo artık günümüz dünyasında fakirliğin göstergesi, fit olmaksa zenginliğin. Ucuza beslenmek çok kolay, ama sağlıklı yaşam çok pahalı.

EKMEK ÇOK UCUZ

Sadece pilates, fitness, ketojenik rejimden bahsetmiyorum. Bugünlerde Türkiye’de ekmek fiyatının 2.5 TL’den 5’e çıkması tartışılıyor. Hatırlayanlar olacaktır, geçen yaz Çeşme’de 60 TL’ye satılan ekmeğin fiyatına kafayı takmıştım. Serbest piyasada isteyen istediği fiyatı koymakta özgür kuşkusuz, ama bakkalda satılan ekmekle özel butik emekçinin arasındaki uçurum ülkenin fiyat istikrarsızlığına işaret ediyordu. Asıl sorun 60 TL’ye satılan ekşi maya ekmeği değil, bakkalda haddinden daha ucuza satılan 2.5 TL’lik ekmekti halbuki. Türkiye’de her sofranın vazgeçilmezi ekmek sübvansiyona tabi, hiç kimse de bu yüzden gerçek değerine satamıyor.

Halbuki ekmek yapmak epey zor ve zahmetli bir iş. Bir fırının tek bir ekmeğe verdiği emek 2.5 TL’den kat be kat fazla. Açıkçası, bakkallarda dahi 10 TL’ye satılması gerek—yine değeri bir doların altında olur. Dünyanın hiçbir yerinde bir dolara bizdeki gibi bir ekmek satın alamazsınız. Türkiye çoktandır “kendi kendine yeten tarım ülkesi” olmadığından ekmek fiyatları da dövize endeksli. Türk ekmeği üç dolar olsa hakkıdır. Ama bu durumda da isyan çıkacağı için fiyat kontrol altında tutuluyor. Dahası sofradan ekmek kalksa Türk halkı tamamen aç kalır.

Ekmek Türkiye’deki alt gelirlinin en önemli besin kaynağı ama zenginler için hiçbir ifade etmiyor. Günümüzde – hem Türkiye’de hem de dünyada – zenginliğin bir göstergesi karbonhidrattan arındırılmış bir rejime sahip olmak. Epey bir zamandır yemekte ekmek ikram eden bir zengin sofrası görmedim mesela. Üst sınıfa mensup insanlar kilo almaktan o kadar korkuyor ki aralarında “Üç yıldır ağzıma ekmek sürmedim,” diyenlere bile rastladım. Pirinç pilavının yerini karnabahar pilavı, durum buğdayından yapılan makarnanın yerini ise mercimek ya da nohuttan yapılan pasta çeşitleri aldı. Ama ufak bir sorun var: Bütün bu alternatifler orijinalinden daha pahalı.

New York gibi kendini beğenmiş insanların yoğun olarak yaşadığı metropollerde yemekten sonra tatlı söylemek tarihe karıştı. Hatta 24 saat uyumayan insanların şehrinde parti de epey bir süre önce bitti, çünkü insanların artık sabah 6:00 gibi işe gitmeden önce katılacakları “soul cycle,” yoga ya da Pilates dersleri var. Bütün çaba daha ‘fit’ görünmek için ama bunun da bir bedeli var, alt gelir grubunun ödeyemediği bir bedel. Bu derslere katılmak bedava değil, epey bir bütçe gerektiriyor. Tıpkı iyi gıda gibi.

Serbest dolaşan tavuklar veya sadece otla beslenen danaların etleri endüstriyel hayvanlığın insanlık dışı şartlarda yetiştirdiği hayvanlarınkinden daha pahalı. İşin aslı, bir gıda ne kadar sağlıklı – veya organikse – fiyatı o kadar daha artıyor. Zinde kalmak, spor yapmak, sağlıklı beslenmek, hatta iyi uyumak sadece zenginlerin erişebildiği alışkanlıklar.

SANDIKTA TERS TEPER

Geliri sınırlı kişinin kilo almaktan başka seçeneği yok çünkü her gece evde “çimenle beslenmiş” bonfile pişirecek – yaklaşık yarım kilosu 30 dolar – bütçesi yok. Ama fast food zincirlerinde tanesi bir dolara bir sürü seçenekle insanın karnını doyurması mümkün.

Bu dediğim sadece ABD’ye özgü örnekler de değil. Bakkalda 2.5 TL'ye satılan ve şimdi fiyatının 4 TL olduğu söylenen ekmek epey kötü; nerede o eski tad! Ama 60 TL’ye hakikaten ekmeğin tadını alabiliyorsunuz. İyi ya da sağlıklı beslenmeyi bıraktım, Türkiye’de lezzetli beslenmek için de epey bir bedel ödemeniz lazım. Pazardaki sebze, kasaptaki et fiyatı zaten sık sık haber oluyor. Ama artık sıvı yağın satışına bile her an zam gelebilir diye kısıtlama haberleri geliyor. “Bitkisel” denen besin değeri düşük sıvı yağlar bile fahiş fiyata satılıyor, zenginin tercihi zeytinyağı ise bir servete bedel.

İktidarın ve destekçilerinin kendini savunma çabasını anlıyorum. Bu uğurda zaman zaman gerçekleri çarpıtmak da mubah görülüyor siyaseten, ona da tamam. Ama değişen dünyada kiloluyu zengin saymak büyük bir yanılsama; sandıkta karşılarına çıkacak bir yanılsama. Son araştırmaya göre Türkiye’de obezite oranı yüzde 30’a yükselmiş. Bunun fakirlikle ilgisini görmeyen sandıkta gömülür, bu uyarıyı da Sabah gazetesinde okuyamazsınız.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00