Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Kemal Kılıçdaroğlu sanki üniversiteyi kantinde bitirmiş, siyaset dersinde de sivil itaatsizlik bölümüne evde elektrikler kesildiği için çalışmamış gibi. Çok iyi hesap-kitap biliyor olabilir, ama siyaset felsefesiyle ilgisi uzaktan kulak misafiri olmuş, özenmiş ve tam olarak ne olduğunu anlamadan denemek istemiş gibi. Daha evvel çıktığı adalet yürüyüşünden sonra şimdi de elektrik faturasını ödemeyip karanlıkta oturmasıyla eylem yapıyor. Bu eylemlerin tam olarak hedefi kim, ne amaçlanıyor anlamak zor. Hadi niyet belli olsun ama bir türlü sonuca varılamıyor, çünkü çıkış noktası yanlış.

        Sivil itaatsizlik eylemleri başkalarını etkiledikçe, başkalarını peşinden sürükledikçe başarılı olur. Rosa Parks’ın otobüsün arka tarafında oturmayı reddetmesi bir kişinin sisteme baş kaldırması değildi, benzer zamanda başkaları da benzer eylemler yapmıştı. O bardağı taşırdı. Gandhi’nin yürüyüşü tek kişilik değildi, peşine binlerce insan takılmıştı. Kılıçdaroğlu ise sivil itaatsizliği kavramın ilk çıktığı 1845 yılındaki haliyle duymuş sadece. Kavramın mucidi Thoreau hükümete tepki göstermek için vergi ödemeyi kesmiş, sonra da tutuklanmıştı. Bu eylem ilk olduğu için anlamlıydı ve sonraki yıllarda da pek çok kişiye ilham verdi. Ancak o günden bugüne sivil itaatsizlik kavramı da değişti, eylem biçimleri de gelişti.

        REKLAM

        BU EYLEM KİMİN CANINI YAKIYOR

        Tıpkı işçilerin grev hakkı gibi sivil itaatsizlik de sistemi tıkayıp egemen iktidarı zor durumda bırakırsa sonuç verir. Fransa’da memurlar greve gidince bütün hayat duruyor; metroya binemiyorsunuz, Louvre’a gidemiyorsunuz, havalimanları kilitleniyor. Ama sonunda da hükümet masaya oturmak zorunda kalıyor. Gezi zamanında bir grup insan NTV’nin yayınlarından dolayı grubun o dönem sahibi olduğu bankanın kredi kartlarını iptal etmeye başladığında banka bu konuda açıklama yapmak zorunda kaldı, çünkü para kaybetmeye başladıklarını fark edip krizi yönetmeye odaklandılar. Bir ürünü boykot edersiniz, ekonomik hayatı aksatırsınız, beş yüz kişi otobanda oturur ve trafiği kilitlersiniz ve verdiğiniz rahatsızlıktan dolayı muhatap alınırsınız.

        Susurluk’un aydınlanması için her akşam insanların ışıklarını açıp kapatmaları ya da özel radyolara kavuşmaları için antenlere siyah kurdele takmaları anlamlı eylemlerdi. İlkinde siyaset devletin içinde çeteleşmeyi araştırmak zorunda hissetti, diğerinde radyolarımıza kavuştuk.

        Ancak yine de sivil itaatsizliğin otoriter rejimlerde kesin işe yarayabileceğini düşünmek fazla iyimser bir liberal fantezi olur. Sivil itaatsizlik, adı üstünde, sivil ve medeni olmak zorunda. Şiddet içermemeli.

        Karşılık bulması için toplumun da sivil ve medeni olması, dahası eylemin hedefi güç odağının da dinlemeye, mesajı almaya açık olması gerek. Dünyada giderek yayılan otoriter rejimlerin umurunda bile değil. Savaş karşıtı protestolar Putin’i ne kadar etkiliyor gördük. Devleti, güç odaklarını bırakın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun karanlıkta kalma eylemine yapılan Alevifobik yorumları gördükçe sivil bir toplum olmadığımız bir kez daha ortaya çıkıyor.

        REKLAM

        Gerçi İskandinav demokrasisinde bile olsa sadece bir kişinin elektrik faturasını ödememesinin nasıl eylem olarak yorumlanacağını anlamakta zorlanıyorum. Yapılan zamlara karşı tepkisini göstermektense devletin umurunda olmadığı ortada. Faturasını ödemeyenin gelip anında elektriğini kesiyorlar, bu konuda hiç kimse esneklik gösterdiğini de zannetmiyorum. Olan faturasını ödemeyene oluyor, karanlıkta oturduğuyla kalıyor. Dahası Türk insanı borcunu ödeyeni sever, saygı duyar.

        Bu eylem ancak kitleselleşse bir işe yarar, belki iktidara geri adım attırırdı. Kemal Kılıçdaroğlu milyonların oy verdiği bir partinin başkanı, sözünü dinleyecek dev bir kitle var. İllaki bir sivil itaatsizlik eylemi planlıyorsa ve bu eylem elektik faturalarının ödenmemesi olacaksa çok daha organize bir yol bulunabilir. Başta CHP milletvekilleri, ardından parti üyeleri, sonra da seçmene yayılarak elektrik faturasını ödemeyi reddetmek sistem içinde ciddi bir sıkıntı yaratabilirdi. Türkiye’nin yüzde 24’ünün bir anda hiçbir faturayı ödemediğini düşünün; Türkiye’nin yüzde 24’ünün elektriğini kesemeyecekleri için zamlar ister istemez tartışmaya açılacaktı.

        KENDİ KİTLESİ BİLE İNANMIYOR

        Ama Kılıçdaroğlu’nun sözüyle karanlıkta oturmaya kendi milletvekilleri bile razı değil, kitleleri nasıl peşinden koşturacak? Çünkü samimi değil, bunun vasat bir PR eylemi olduğunu kendi partilisi de seçmeni de biliyor. Kitlelerin öfke patlaması yaşadığı, bu öfkeyi sokaklara dökerek en demokratik haklarını kullanarak protesto etmek istedikleri dönemlerde CHP lideri insanları evde oturmaya davet ediyordu. Üstelik sözde sol parti; sokaktan korkan, aman başkası ne der diye kaygılanan, başkalarına malzeme vermeyelim gibi babaanne kaygıları güden. Demokrasiyi sokaktan çıkarıp sadece sandığa indirgeyen, insanların protesto hakkını tembihle terbiye etmeye çalışan bir siyasetçi kendisi eylem yapmaya kalktığında samimiyeti tartışmaya çalışır.

        İşin acıklı tarafı, CHP bünyesinde birçok akademisyenin bulunması. Bu insanlar sivil itaatsizliğin nasıl olduğunu anlatıp da Kılıçdaroğlu’nu doğru yönlendiremiyorsa acıklı, anlatamıyorlarsa ya da bunu anlatacak birisi yoksa daha da acıklı. Başı sonu önceden planlanmamış her eylem dalga geçilmeye mahkumdur. Nitekim elektriğini keserek, kapısına dayandığı devlet dairelerinde randevu vermeyip içeri sokmayarak otoritenin yaptığı tam da Kılıçdaroğlu’nun satranç bilmemesiyle dalga geçmektir. Şu an için Kılıçdaroğlu sadece faturasını ödemediği için elektriği kesilen herhangi biri, o kadar. Açıkçası ben her ne sebeple olursa olsun evinde elektriklerin kesildiği Cumhurbaşkanı görmek istemiyorum. Herhangi bir Cumhurbaşkanını atletiyle hiç görmek istemiyorum.

        Diğer Yazılar