Sınıfta kalan bir lokanta
Üzülerek söylüyorum ki Nişantaşı’nda bir aralar çok sık gittiğim Kru bunlardan biri. Adını karşı kaldırımdaki Kruvasan’dan alan Lokanta Kru bir restoranın başarılı olması için üç faktörün önemi olduğunun kanıtıydı: Lokasyon, lokasyon, lokasyon. Topağacı’nda kendini beğenmemiş, iddiasız, kolaylıkla gidilebilecek, rahat yemek yenecek, çok da pahalı olmayan, dahası insanların aşina olduğu yemekleri yapan bir yer olarak boşluğu doldurdu.
Nişantaşı müşterisini memnun etmek kolay sanırım. Benzer bir boşluğu yıllar önce Kantin doldurmuş, fahiş fiyatlarıyla parlamış, medyada bu mekanı üç Michelin yıldızlı restoran sayanlar bile çıkmıştı. Kantin’de yemek kalitesi kapanmadan önce epey düşmüştü, ne yazık ki Kru da bu aralar Fordizmin bedelini ödüyor.
Mart ayında bir arkadaşım gıda zehirlenmesi yaşadı. Bu durumlarda parmağı işaret etmek zordur, ama Kru’daki ciğerin görüntüsü de kokusu da yerken alarm veriyordu. Sonradan da gitmeye devam ettik ama, çünkü etrafta bir alternatifi yok. Böylesi kazalar olabilir, olmasa daha iyi, ama bunlar çoğunlukla tekil hadiselerdir. Kru’daki asıl sorun lezzetin yavanlaşması, fabrikada tabldot yemeğine dönüşmesi, fiyat-kalite dengesini kaybetmesi. O yemek için fiyatlar genelde yüksek.
Kru için lüks Şahin ya da Şahin’in Nişantaşı hali denebilir. Yemekler aşağı yukarı aynı. Şaşırtıcı değil, çünkü Kru yıllarca Türk mutfağını istikrarlı bir şekilde pişiren Hünkar’ın bir sonraki neslinin lokantası. Ancak kalite ve lezzet hem Şahin’in hem Hünkar’ın çok altında. En son gittiğimde kadınbudu köfte yağ çekmiş, domatesli pilav birbirine yapışmış, ızgara köfte yavandı. Ama bütün bunların müşteri için fark edeceğini sanmıyorum, çünkü hem Kru hem de karşıdaki Kruvasan her an tıklım tıklım. Fabrika gibi. Hafta sonu yer bulmak imkansız. Mekanın sahibi Ufuk Ügümü mutfakta kendini geliştireceğine kapıda masa sırası için isim alıyor ve asla aramıyor. Ama yemekler de fabrika gibi çıkıyor.
Bazen boynuz kulağı geçmiyor. Önceki gün kıyas yapmak için Hünkar’a gittim. Hünkar’ın Türk mutfağına yaklaşımı Şahin’den daha rafine. Sonuçta burası bir esnaf lokantası değil, daha şık ve özenli. İki mekan aynı yemeğe farklı yaklaşıyor. Hünkar bilindik tarifleri daha şıklaştırmış ama ne yaparsa hala mükemmel yapıyor. Hıncal Uluç’un yıllarca Feridun Ügümü’yü övmesi boşuna değilmiş. Aynı domatesli pilav bir kuşaktan diğerine nasıl geçmiyor, anlamıyorum.
Gerçi evlat Ügümü’nün amacı babasının yemekleri taklit etmek değil, farklı bir yere yelken açmaktı. Kruvasan’ın akşam mönüsünde steak tartare bile yaptı mesela. Ama burası Türkiye, en garantili iş de tenceri yemeği yapıp satmak. Ama iyi yapıp satmak önemli bir meziyet. İyi servis, iyi sunum da. Kru ilk açıldığındaki parıltısını çok fena kaybetti.
Yıldızsız