Davutoğlu'nun Brüksel stratejisi
Yukarıdaki alıntı kimden dersiniz? Size belki de ilginç gelecek, yukarıdaki tespitin sahibi geçen yıla kadar İngiltere’nin dışişleri bakanlığını yapan William Hague. Hague’in önceki gün Daily Telegraph Gazetesi’nde yayımlanan makalesi bu sözlerle başlıyordu. Makalesinin devamında yer yer gaflete kapılsa da Hague, neticede Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye bir kader ortağı olarak bakmak mecburiyetinde olduğunu savunuyor. Dahası, Türkiye ile AB arasında bulunacak bir imtiyazlı ortaklık formülünün, ülkesi İngiltere’ye de uygulanabileceğini söylüyor.
Nitekim bu makalenin yayımladığı gün Brüksel’deki Türkiye-AB Zirvesi’nde yaşananlar, Hague’in hem Davutoğlu hem de Türkiye-AB ilişkileri bağlamındaki haklılığını gözler önüne serdi.
Zirveden bir gün öncesine kadar bile AB başkentlerinin üzerinde kapkara bulutlar dolaşıyordu. AB liderleri Türkiye’yle yapılacak zirvede mülteci krizinden çıkış için makul bir çözüm bulma noktasında biçare bir hale düşmüş, enseyi karartmışlardı. Makul bir çözümün bulunamaması ise Avrupa’nın kıyameti anlamına geliyordu.
Hiç şüphesiz Avrupa’nın böyle bir kıyamete sürüklenmesi Türkiye’yi de derinden sarsardı. Türkiye, Suriye’deki insani trajedi karşısında işbirliği yaparak sorumluluk almaya gönüllü tek partneri AB’yi de kaybederse bu Suriyeli mazlumların ölümden kaçarken sığınabilecekleri tüm güvenli limanların da yok olması anlamına gelirdi.
Neyse ki Davutoğlu, karamsarlığın da zirve yaptığı Türkiye-AB Zirvesi’ne gayet hazırlıklı gitti. Brüksel’de masaya koyduğu; hem Suriyelilerin umut yolunda boğulmasını ve düzensiz göçün Schengen’i, dolayısıyla AB’yi de yok etmesini engelleyecek hem de Türkiye’nin artık AB nezdinde bir stratejik ortak olarak benimsenmesini sağlayacak formülle Avrupalı liderleri büyük bir şaşkınlığa uğrattı.
Almanya Başbakanı Angela Merkel de zirve sonrası yaptığı, “Türkiye’nin önerisi, Avrupa Birliği’ni büyük bir kısırdöngüden kurtaracak” açıklamasıyla bu formülü sahiplendi. Oysa çok değil daha birkaç ay öncesine kadar da Merkel, Türkiye’nin AB’deki en katı muhalifi konumundaydı. Davutoğlu’nun zekâ dolu hamlesi sayesinde Merkel de gardını düşürmek zorunda kaldı ve ilk kez Avrupa Birliği’nin istikrarının doğrudan Türkiye’ye bağlı olduğu realitesini kabullendi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “olmazsa olmaz” desteği ve Başbakan Davutoğlu’nun uyguladığı akıl dolu strateji sayesinde artık AB-Türkiye ilişkilerinde gerçek bir paradigma değişiminin arifesinde olduğumuzu söyleyebiliriz.
Yazımızı Fransız siyaset dehası Richelieu’den bir alıntıyla tamamlayalım. Richelieu, “Lider yönettiği devletin potansiyelinin kölesidir. Liderin yasası ise devletin çıkarıdır” der. Davutoğlu, Brüksel’de sergilediği çözüm üreten akil devlet adamı vasfıyla Richelieu’nün işaret ettiği “potansiyel ve çıkar yasası” dengesini mükemmele yakın düzeyde kullanıp topu AB sahasına bıraktı diyebiliriz.
- Habertürk Gazetesi en cesur yüzücümüzdü7 yıl önce
- Türkiye yeni dünya hayalinin öncüsü7 yıl önce
- Türkiye sandığa giderken dünya7 yıl önce
- Washington'dan Kandil'e yeni yaklaşım7 yıl önce
- Geciktikçe önemi artan görüşme7 yıl önce
- Kudüs, neyin, kimin kurbanı?7 yıl önce
- İran kararıyla yaklaşan fırtına7 yıl önce
- Vaatlerdeki Türkiye7 yıl önce
- Hwasong-15 ICBM barışı7 yıl önce
- Seçime giderken hariciye dosyaları7 yıl önce