Dün hem Türkiye demokrasisi hem de siyaset lehine çok güzel bir buluşma gerçekleşti Ankara’da…

Son seçimde CHP’nin de kazanmış oldukları dahil 29 büyükşehir belediye başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle Beştepe Külliyesi’nde bir araya geldi.

Yazıyı yazdığım dakikalarda Erdoğan’ın başkanlara hitaben yaptığı ve canlı yayınlanan konuşması sonlanmıştı ama sanıyorum toplantı devam ediyordu.

Yani Cumhurbaşkanı’nın konuşmasından sonra davetli olan belediye başkanları da bir konuşma yaptılar mı yapmadılar mı bilmiyorum.

Ama zaten benim bugün dikkat çekeceğim konu da Erdoğan’ın konuşmasından bir bölüm…

Ekrem İmamoğlu’nun başkanlığını yaptığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden çıkarılanları ima ettiği bölüm.

Önce şunu söyleyeyim…

İster kamuda olsun… İsterse özel şirkette hiç fark etmez… Kimsenin haksız gerekçelerle işinden, ekmeğinden edilmesine vicdanım razı gelmez.

Düşmanım dahi olsa… Ölesiye nefret ettiğim biri dahi olsa… İşini hakkıyla yapan, namusuyla, dürüstçe çalışan bir kimsenin ekmeğiyle oynanmasını  istemem de, olursa da göz yummam!  

Eğer İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde de böyle bir haksızlık yapıldıysa…

Yani İmamoğlu ve ekibinin iddia ettiği gibi işten çıkarılanlar iki seçim arasında yeni işe alınanlar değil de… Sırf siyaseten ayrı düştükleri insanlar ise… Bu büyük bir garabettir ve sosyal demokrat belediyecilikle, vicdanla, insanlıkla örtüşmeyen bir durumdur. Ve böyle bir durum var ise de derhal gereği yapılıp düzeltilmelidir bu durum.

Aksi halde sonuç hakikaten de Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi tezahür eder.

Yani; “Kapının önüne konan, canları yanan, yuvaları başlarına yıkılan insanların ahları kalır bunu yapan insanların üzerlerinde ve bu ahlarla ne siyaset ne adalet ne de hizmet bina edilir!”

Bu arada tabii Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu sözleriyle sadece İBB’den işten çıkarılanları kastetmediğini de düşündüğümü ifade etmek istiyorum.

Nihayetinde işinden, gücünden ekmeğinden haksız yere edilmiş olanlar yalnızca İBB personeli değil.

Onları da düşünelim, konuşalım tabii ama bununla birlikte hain darbe girişimi sonrası KHK'lar (Kanun Hükmünde Kararname) ile işinden, ekmeğinden olmuş yüz binlerce insanı da unutmayalım.

Tamamı kamu personeli olan ve sayıları toplamda 126 bin olan (Gerçek rakamın bunun çok çok üzerinde yaklaşık 200 bin civarında olduğunu eklemeliyim... Zira 126 bin rakamına özel ve özerk kuruluşlarda görev yapan kişiler dahil değil. Olmadıkları için de zaten bu ihraçların araştırılması için oluşturulan OHAL Komisyonu’na müracaat edemediler) insanları daha evvel de defalarca yazdığım…

Defalarca haykırışlarını dile getirdiğim bu insanları yeri geldi madem bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Efendim… Bildiğiniz gibi 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası FETÖ ile mücadele maksatlı hem kamuda hem de özel şirketlerde çalışanlarla ilgili bir temizlik başlatıldı.

Hepimiz… Toplumun tamamı… Bu hain, alçak örgüt mensuplarının ayıklanması adına başlatılan bu mücadeleye destek olduk. Hatta alkış tuttuk.

Ancak sonradan adı “FETÖ ile mücadele” olan bu temizlik görüntüsü altında olay iktidara muhalefet edenlerin çalıştığı devlet dairelerinden ihraç edilmesi durumuna devşirildi.

Bu insanların içinde mutlaka FETÖ ile yüzde yüz irtibatlı insanlar da vardı.

Ancak olmayanlar da vardı!

Ki bu söylediğim bir tez ya da iddia değil.

Böyle olmadığı yani başta FETÖ ile iltisaklı olduğu düşünülen ancak sonradan  bizzat Milli İstihbaratın, Emniyet birimlerinin ve yargının yaptığı tahkikatlar sonucu örgütle alakaları bulunamadığı için haklarında takipsizlik kararı verilen on binlerce insan var.

Bu insanlar her gün çığlık çığlığa bağırıyorlar.

Ancak seslerini duyan bir tane devlet yetkilisi yok!

Dedim ya! Ben vaktinde de elimden geldiğince bu insanların çığlıklarının duyurulmasına aracı olmaya çalıştım.

Bir kısmının işe döndürülmesinde de faydam oldu çok şükür.

Mesela Gaziantep Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Sosyal Yardımlaşma Vakfı’nda görevliyken 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Fetullahçı Terör Örgütü'ne üye olduğu gerekçesiyle görevden alınan Zübeyde Tekin ve 24 arkadaşı…

Sırf kadrolarında terfi yapmak için devletin gözetimindeki ancak FETÖ’nün okulu olduğu bilinen Zirve Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptıkları için FETÖ ile irtibatlı kabul edilip işinden edilen bu insanlar için yazdığım yazılar karşılık buldu sonunda ve işlerine döndürüldüler ama ya diğerleri?

Bylock dahil hiçbir şekilde FETÖ ile bağı, bağlantısı olmadığı halde ihraç edilenler?

Ve hatta bu nedenden dolayı da yargının takipsizlik kararı verdiği o insanlar?

Merak ediyorum ve soruyorum…

Onların ahı ne olacak?

Kim ve ne zaman bu insanların haykırışlarını duyup da çare üretecek?

Not: Daha evvel KHK ve OHAL Komisyonu’na ilişkin yazmış olduğum bir kısım yazının linkleri…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • malayont 11 gün önce ALLAH razı olsun hakkı söylediğiniz için.
    CEVAPLA
  • ahmetturkezli 11 gün önce Çok doğru bir soru
    CEVAPLA
  • ahmetturkezli 11 gün önce Çok güzel bir soru helal olsun
    CEVAPLA