Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DÜNÜN önemli haberi CNN tarafından verildi. Buna göre Başkan Obama önceliği Irak’ın toparlanmasına veren ve Suriye’yi büyük ölçüde kendi haline bırakan stratejisinden vazgeçme işareti vermişti. Bir kısmına bizzat kendisinin katıldığı toplantılarda ulusal güvenlik ekibinden Suriye’ye yönelik politikanın gözden geçirilmesini istemişti. Bu gelişmenin yanı sıra Irak Başbakanı Haydar el Abadi’nin Irak ordusunda 36 komutanın yerine yeni atamalar yaptığı da gelen haberler arasındaydı.

        İngiliz Independent Gazetesi’nin deneyimli muhabiri Robert Fisk ise Suriye’de gerek silahlı kuvvetlerin gerekse Nusayri toplumunun Beşar Esad’ın kefaretini artık ödemek istemediklerini söylüyordu. Fisk’e göre de bu alanda daha önemli gelişmeler yaşanması için gerek Suriye ordusunun gerekse Nusayrilerin gelecekleriyle ilgili güvencelere sahip olmaları gerekecekti. Kurban Bayramı sırasında bu sütuna konuk ettiğim Sadık el Azm ile Şibli Malat da Suriye’de nispeten yumuşak bir geçişin önemli şartlarından biri olarak benzer bir gözlemde bulunmuşlardı.

        Irak’taki gelişmeler, ki ABD’nin 1500 askeri danışman gönderme kararının ardından devreye girdi, ordunun toparlanabileceği yönünde bir ümit ışığı yaktı. Selefi Maliki gibi hayli mezhepçi bir siyasal yaklaşıma sahip olan ancak şehirli olmanın getirdiği siyasi esneklikten de nasibini almış Abadi’nin Irak rejimini Sünnilere açabilmesi halinde bu ülkede gelişmeler farklı bir rotaya oturacaktır.

        Suriye’de ise ABD’nin yeni stratejisinin uygulamaya konulması vakit alacağı gibi kısa sürede sonuç alınmasını da kimse beklemiyor. Bu durumda her iki ülkede de DAIŞ’in geri püskürtülse bile varlığını orta vadedekoruyacağına şüphe yoktur.

        Örgütle ilgili daha kapsamlı bilgiler edinildikçe yapılan analizler de derinleşiyor. Katılan militanların profilleri üzerinden sosyo-ekonomik analizler yapılıyor. Müslüman ülkelerden gelenlerin fakirlik, eşitsizlik, despotluktan beslenen bir güdüleri olduğu, Avrupa’dan gelenlerin dışlanmaya, yaşlı kıtada artan ırkçılığa tepki duydukları söyleniyor. Arap ülkelerinden gelenlerde mezheple karışık İran düşmanlığı önemli bir rol oynuyor. Özellikle Körfez’deki Arap ülkelerinden gelen destekte bu unsurun payı büyük.

        DAIŞ yaptıklarını hilafet veya dini metinlere atıfla meşrulaştırıyor. Dolayısıyla ideolojik etkisinin azaltılması için ona yönelik bir karşı söylemin de geliştirilmesi, Irak ve Suriye’de kapsayıcı düzenlerin tesis edilmesi gerekiyor. Ne var ki DAIŞ aynı zamanda liberal dünyanın krize girdiği bir dönemde ortaya çıkan hareketlerle de ortak paydalara sahip. Siyaset bilimci Ken Jowitt, liberal Batı düzeninin bugünkü krizini estetik, ideolojik, stratejik ve kurumsal bir yeniden tanımlamayla aşmasının mümkün olduğunu savunur.

        “Ancak liberal sistemin küresel hâkimiyetine karşı ortaya çıkabilecek bir seçenek daha vardır” diye devam eder. “Kapsamı yalnızca ulusal değil medeniyetçi olan Nazizm ve Leninizm’i andırır şekilde disiplinli bir ideolojiye sahip Batı karşıtı ‘öfke hareketleri’... nihilizme varan bir ‘kahramanca’ şiddeti kutsar.. Bu hareketlerin kültüründe kızgın bir eziklik ve şiddete yatkın bir umutsuzluk vardır. Şehirlerin çeperlerinden beslenir ama asıl taşıyıcısı taşra şehirlerinin seçkinleridir. Onlarınki yarı-okumuşların öfkesidir... hem taşrada hem metropolde yaşayıp ikisine de ait olmadan, ikisinde de kendilerini rahatsız hissederek, her ikisini de yıkarak aşmak isterler.”

        Yalnızca fukaralık, mutlak eziklik, sosyoekonomik şartlardaki kötülük veya rejime yabancılaşmayla açıklanamayacak bu türden bir şiddete kaymayı Türkiye’den DAIŞ ile birlikte savaşmaya gidenlerin profilinde görüyoruz. Bir sonraki yazıda inceleyeceğim, Güneş Murat Tezcür ve Sabri Çiftçi’nin dünkü Foreign Affairs Dergisi’nin internet sitesinde yayınlanan Radikal Türkler (Radical Turks) yazısı bu bağlamda çok önemli tespitler içeriyor.

        Diğer Yazılar