Obama'nın dünyasında gelecek Asya'nın
ABD Başkanı Obama’nın dış politika ve dünya liderleri ile ilgili görüşlerini içeren mülakat/makale dünyanın dört bucağında tartışılırken, Vladimir Putin, başta Rusya’nın kaynaklarını fazla zorladığını söyleyen Obama olmak üzere herkese çalım atarak Suriye’den asker çekeceklerini ilan etti.
Putin’in bu hamlesinin Rusya’nın Ortadoğu’da etkili bir güç olduğunu, bölgenin geleceğinde rolü olacağını gösterdiğini hemen herkes kabul etti. Bu durumda Ortadoğu’da Amerikan hegemonyasının bittiği de elbette konuşuluyor. Bu durum aynı zamanda ABD açısından bir yenilgi olarak da değerlendirildi. Ne var ki, böylesi bir değerlendirme galiba eski Amerikan pozisyonları açısından doğru. Obama ve büyük bir ihtimalle ondan sonra göreve gelecek başkan, zaten hem dünyayla daha sınırlı bir angajmana girecektir hem de Ortadoğu’yla daha mesafeli bir ilişki kuracaktır.
Obama’nın Putin’in yaptıklarından memnuniyetsizlik duyması için neden bulmak kolay değil. Obama, Jeff Goldberg ile yaptığı konuşmalarda diplomatik teamülleri bir kenara iterek bölgeyi sürekli sorun üreten, kendi meselelerini çözümleyemeyen, birbirinden beter rejimler ve liderlerle malul bir bölge olarak tanımlıyor. Suudi Arabistan ile, daha uzakta Pakistan ile neden müttefik olduklarını, İsrail’e neden sürekli aşırı destek sağlamaları gerektiğini sorguluyor.
Rusya, bu hamlesiyle Cenevre müzakerelerinin sonuç alabilmeye uygun bir ortamda yapılabilmesini sağladı. Bu da Washington’un Suriye nedeniyle kendini baskı altında duymamasını sağlayacak. Rusya’nın Suriye’deki hedefleri açık, erişilebilir ve netti. Takadi kalmamış bir rejimi ayağa kaldırdı. Düşmanlarını zayıflattı. Kendisi için büyük dert olarak tanımladığı Çeçen veya diğer Kafkas ülkesi kökenli cihatçılardan da küçümsenmeyecek sayıda kişiyi öldürmeye muvaffak olduğu anlaşılıyor.
Tam bu noktada geri çekilerek bir yandan Afganistan’daki gibi bir batağa saplanmayacağını gösterdi. Diğer yandan da Rus yardımıyla konumu güçlenen Esad rejimine kendine gelmesi ve küstahlığı bırakması uyarısını yaptı. Aynı zamanda muhalif güçlerin savaşı kazanma iradelerini kırdı ya da onları en azından şimdilik böyle bir beklenti içinde olamayacakları bir noktaya getirdi. Arka planda Suudi Arabistan ile bir zımni anlaşmaya varmış olması da ihtimal dışı değil.
Bu gelişmeler, ülkesinin Ortadoğu’ya gereğinden çok fazla zaman, servet ve enerji harcadığını düşünen Obama açısından ancak sevindirici sayılabilecek olgular.
Başkanlık süresi başladığında Obama’nın bölgeye yönelik tavrı doğrusu böyle değildi. Hatırlanacağı gibi Kanada dışında ilk ikili ziyaretini hem Atlantik ittifakının üyesi hem de Ortadoğu’da varlığını gösteren Türkiye’ye yapmıştı. O ziyarette dile getirilen “model ortaklık” Ortadoğu modernleşmesini hedefleyen bir projenin ortaklığıydı.
Daha sonra Kahire’de tüm İslam âlemine yaptığı çağrıda da Obama bir yandan ülkesinin İslam dininin düşmanı olmadığını ilan etmiş, diğer yandan reformcu girişimleri destekleyeceklerini söylemişti. İran’a ise elini uzattığını daha yemin merasiminde ilan etmişti.
O günkü iyimserliğinden bugün eser yok. Obama’ya göre, bölge ülkeleri kendi aralarında anlaşarak düzen kurmaktan da toplumlarına refah ve fırsat sunmaktan da acizler. Sivil geleneklerin yeşermesine izin vermedikleri için son tahlilde kan veya mezhep bağından başka bir örgütleyici ilke de üretemiyorlar.
Böyle bir ortamda şiddet üreten aşırılıkçı ideolojiler dışında da bir şey çıkmıyor ortaya ve Suudi Arabistan’ın medreseler yoluyla kendi İslam anlayışını yayması da özellikle Asya’daki ılımlı gelenekleri yok ediyor.
Obama’nın dünyasında gelecek Asya’nın. ABD’nin de geleceğin kurulacağı, Amerika’nın hayli popüler olduğu bu coğrafyaya odaklanması gerektiğini savunuyor. Kanımca bu görüş sadece Obama’nın değil, artan şekilde Amerikan siyasi sisteminin ve dış politikasının da odağına yerleşecektir.