Devletler intihar etmez
İSRAİL’in Gazze’ye giden bir yardım konvoyuna uluslararası sularda askeri güç
kullanarak müdahale etmesi bir suçtur. Bu saldırıda sivillerin öldürülmüş olması affedilebilir bir cürüm değildir. Üstelik bu cürümün siyaseten saldırgan devlete beklediği yararları sağlayacağı şüphelidir.
Bu mantıkta İsrail’in insani yardım konvoyuna saldırısı ancak bu devletin yönetimindeki, bir süredir devam eden akıl tutulmasının ve intihar tutkusunun tezahürlerinden biri sayılmalıdır. Doğrudur devletler intihar etmez. Çünkü devletlerin hayatı sona ermez. Ancak hükümetler devletleri intihar tutkusuna saplayabilir.
Bu durumda o devletin varlığını eskisi gibi sürdürebilmesi mümkün olmaz. Devletlerin intiharı, tıpkı türlerinki gibi, değişen çevreye ayak uyduramamaktan, geçmişin formülleriyle bugünü kurtarıp yarını kurmaya çalışmaktan kaynaklanır.
İsrail dünyadaki köklü değişimi algılamamakta direnmektedir. 2008-2009’daki Gazze saldırısı, bu saldırıda kulanılan orantısız güç İsrail’in dünya kamuoyu
indindeki inandırıcılığına ağır bir darbe vurmuştur. Sürekli şiddete başvurarak, işgal altındaki toprakları yerleşime açmayı sürdürerek kredibilitesini yitirmiştir.
ABD yönetimi, ordusu ve Amerikalı Yahudi cemaati içinde İsrail politikalarından duyulan rahatsızlık artanşekilde dile getirilmiştir.
Konvoya saldırı bu akıl tutulmasının ürünlerinden biridir. Eğer amaçlarından birisi Hamas’ı gayri meşru göstermek idiyse bunun tam tersini becermiştir. Hamas’ın Gazze’de kurduğu rejimin kötülüğü arka planda kalmış, yaşanan insanlık dramı tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Bu durumun oluşmasında İsrail’in ortağı sayılan Mısır,sınırı açmak zorunda kalmıştır. Ölenlerin çoğunun Türk vatandaşı olması, bu konvoyun sponsoru gibi de gözüken Türkiye’yi açık denizde yaşanan bu kıyımın en çok etkilediği ülke yapmıştır. Türkiye, İsrail’in bölgedeki en yakın partneri ve normal ilişki kurmayı becerebildiği yegâne ülkedir. Bugün bu ilişkilere kan girmiştir. Bir daha değil 1996 yılının stratejik işbirliğine, 1949’dan sonra sürdürülen çekimser ama arka planda genelde yakın ilişkiye dönülebilmesi bile çok zordur.
İsrail stratejik olarak son kırk yılda dayandığı, gücünü aldığı, kendisine büyük bir
manevra alanı bırakan çerçevenin kırıldığının farkında değildir. Denklem Irak
savaşıyla birlikte değişmiş ABD açısından stratejik ortak diye görülen İsrail bir anlamda stratejik yük haline gelmiştir. Bu, ABD’nin İsrail’in varlığını desteklemekten vazgeçeceği anlamına gelmez. Ancak tahammül sınırının daraldığı anlamına gelir.
Buna karşılık Türkiye, ABD ile yeni bir stratejik ilişki çerçevesi oluşturmaya çalışmaktadır. Bu hayli sancılı bir süreçtir. Ne ölçüde sancılı olduğu İran siyasetlerindeki farklılık ve son takas olayında sergilenen sorunlarla apaçık ortadadır. ABD’nin Akdeniz’deki haydutluk karşısında yumuşak tavır sergilemesi de sancıları artıracaktır.
İsrail yöneticilerinin konvoya saldırıyı Türkiye’nin İran konusundaki siyaseti ve İsrail’in nükleer silahlarinı dünya gündemine sokmasına tepki göstermek amacıyla yapmış
olmaları güçlü bir ihtimaldir. Hatta bu şekilde İran’a da saldırabilecekleri yönünde gözdağı da veriyor olabilirler.
Dünyadaki yetersiz tepkiye bakıldığında bile plan geri tepmiş gibidir. İsrail, Türkiye’yi
kaybettiği ile kalacaktır. Bugünkü hükümeti gitmeden İsrail’in dünya ile normal bir
ilişki kurabilmesi güçtür. Türkiye ile ise hiç kuramaz. Dahası ilişkileri temelden
yeniden kurabilmek için Türkiye’den ve Türk toplumundan özür de dilemek zorundadır.
Türkiye şimdiye kadar kriz sonrasını iyi yönetmiştir. Sonuç alıp alamayacağı ise yakında
belli olur.