Vakit çok geç olmadan
BUNDAN üç yıl önce tarihçi Şükrü Hanioğlu Zaman Gazetesi'nde Osmanlı Çöküşü ve Günümüz Kürt sorunu adlı bir yazı yayınlamıştı. Hanioğlu yerleşik zihniyet kalıplarına aykırı gelen her talebi devletin önce reddettiğini anlatır.
Aradan zaman geçip bu taleplere cevap verilmesi gerektiği anlaşıldığında ise atılan adımlar yetersiz kalmıştır. Yani iş işten geçmiştir. Hanioğlu yaşanan tüm ayrılıkçılık olaylarında bu geciken tepkilerin payı olduğunu savunur.
O tarihin ışığında Kürt meselesinde gene benzer bir mekanizmanın işlediğini vurgulayarak şu sonuca varır: "Türkiye bu konuda bağımsız bir siyaset plânlamalı ve süreç içerisinde ne türlü eylemlerle karşılaşırsa karşılaşsın bunu sebat ve cesaretle uygulamalıdır. Unutulmamalıdır ki, Türkiye'de her zaman ayrılıkçılığı savunan Kürt milliyetçileri olacaktır. Türkiye'nin Kürt siyasetinin yasakçılık ve bunların eylem ve söylemlerine cevap biçiminde belirlenmesinden büyük bir hata düşünülemez."
Her gün şehit haberlerinin geldiği, ocaklara ateş düştüğü, bölünme meselesinin, zamanında buna en çok karşı çıkıp savaşı körükleyenlerce tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Dönemin önemi yalnızca Türk ayrımcılığının güçlenmesi, meşrulaştırılması ve sonuçlan düşünülmeden savunulabilmesinden kaynaklanmıyor.
O tür bir sözde çözümün Türkiye'nin asla belini doğrultamayacağı bir felaket olduğunu hiç akıldan çıkarmamak gerekir. Nitekim konuya giren ABD büyükelçisi bile "eğer Güneydoğu Türkiye'den koparsa üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi olursunuz" diyor. Bu sözleri uluslararası sistemin Türkiye'nin bölünmesine tahammülü olmadığı şeklinde de okuyabilirsiniz. O bakımdan uluslararası sistem Türkiye'nin yanındadır. Yaşanan şiddetin kaynağını, sürmesinin sebebini yalnızca orada aramak Osmanlı'da olduğu gibi kendini aldatmaktır.
Irak savaşı başladığında Türkiye'de çoğunluk bu savaşın bağımsız Kürdistan'ın kurulmasıyla sonuçlanacağını hatta bunu hedeflediğini düşünüyordu. Zaman bu bakışın yanlışlığını gösterdi. Gerçi Irak bugün fiili olarak bir Kürt ve Arap devletinden oluşmaktadır. Arap devleti kendi içinde çok sorunludur. Her an iç savaş alevlenebilir. Ancak devletin toprak bütünlüğü öngörülebilir bir gelecekte muhafaza edilecektir.
Geçen yedi buçuk yılda Türkiye'de güvenlik çevreleri nihayet bu gerçeği kavradılar. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Türkiye açısından önemli bir ekonomik pazar ve yatırım alanı olarak şekillendi. Bunun ötesinde Arap Irak'ta yaşanacak cehennemle Türkiye arasında da bir tampon bölge oluyor.
Akıllı siyaset ilişkinin derinleşmesini sağlamak zorundadır. ABD Irak'tan çekilirken de KBY ile Türkiye'nin yaptıkları budur. PKK meselesi büyük bir pürüzdür. Bu konuda herkesin yapacağı işler de vardır. Amerikan Büyükelçisi Sedat Ergin'e verdiği mülakatta üstü kapalı olarak bunları anlatmıştı. Murat Yetkin ile konuşmalarından da önde gelen bir veya birkaç PKK liderinin yakalanması için çaba gösterildiği anlaşılıyordu.
Ancak artık şunu kabul etmek gerekir ki PKK ne Türkiye ne de başkaları tarafından kolay kolay yok edilemeyecektir. Bir yanıyla örgüt sıkışmıştır. Giderek etrafındaki çember tüm aktörler tarafından daraltılmaktadır. Bu durum bile PKK'nın yok edilmesi için yeterli olmayacaktır. Zira PKK artık tıpkı bir zamanların FKÖ'sü gibi somut varlığından çok simgelediği Kürt milliyetçiliği nedeniyle vardır. Kullandığı şiddet Kürt orta sınıflarını rahatsız etse de ortada artık yeni ve militan bir kitle vardır.
Bölgeyi iyi bilen gazetecilerin aktardıkları gözlemler bu durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Siyasi çözüm için kafa yormadan, risk almadan kısacası Kürt meselesini çözmeye yönelik adımları atmadan terör meselesi de çözülemeyecektir.