Beyhude müzakereler
Hem Müslümanların hem de Yahudilerin önemli bayramları yaklaşırken ama bundan da önemlisi Obama yönetimi açısından hayli endişe verici bir Kongre seçimi ufuktayken beklenen oldu: ABD Dışişleri Bakanının davetiyle ve Ortadoğu barışından sorumlu "Dörtlü"nün (BM, AB, ABD, Rusya) çağrısıyla İsrail ve Filistin heyetleri 2 Eylül'de doğrudan müzakerelere başlayacak.
Konuyla yakından uzaktan alakalı, aklı başında kimse bu müzakerelerden hele de Dörtlü'nün söylediği gibi bir yıl içinde sonuç alınmasını beklemiyor. Zaten İsrail-Filistin meselesi söz konusu olduğunda sinisizme ve kötümserliğe oynamışların kaybettiğine pek rastlanmadı. Şimdi o mevsimlerden birindeyiz.
2008 yılından beri durmuş doğrudan görüşmelere, bugüne dek ısrarla dolaylı görüşmeyi tercih eden Filistinliler neredeyse silah zoruyla gidiyorlar. Üstelik Netanyahu hükümetinin yerleşim bölgesi inşaatını geçici olarak durdurma politkasının devam edeceği garantisini bile almadan.
Filistinlilerin kendi aralarında savaş sürerken, El Fetih ile Hamas arasında bir mutabakat sağlanmamışken zaten Mahmud Abbas'ın sonuç alabilmesi imkansız. Salim Fayad'ın Filistin devletini işler hale getirmek, ekonomiyi canlandırmak, güvenliği sağlamak üzere tüm yaptıklarına rağmen Filistin hükümetinin temsil vasfı eksik.
Beğensek de beğenmesek de Hamas'in dahil edilmediği bir barış görüşmesinden Filistinliler açısından meşru sayılacak bir sonuç çıkması söz konusu değil. Hamas idaresinin kendisine oy verenlerin hatırı sayılir bir kısmında yarattığı rahatsızlığa rağmen durum böyle.
Filistinlilerin asgari talepleri kurulacak devletlerinin topraklarının birbirinden kopuk olmaması. Bunun yan ısı ra Doğu Kudüs'ün başkentleri olmasını talep ediyorlar. Bugünkü güç dengesi içinde 1948-49 mültecilerinin geri dönmesi söz konusu değil. Ancak bu hakkın kulanılmayacağı kabullenilerek tanınması ve kendilerine tazminat ödenmesini de istiyorlar.
Bu asgari talepleri İsrail devletinin kabul edeceğine dair pek bir emare yok. Halen 1967 sınırlarının ötesinde, Batı Şeria ve Kudüs'ün doğusunda yaklaşık 500 bin İsrailli yaşıyor.
Batı Şeria'daki yerleşim bölgeleri Filistin topraklarını bölüyor. Netanyahu hükümetinin yaklaşımı iki devletli çözümde bu durumun büyük ölçüde sürmesi. En radikal çözüm önerisi dışişleri bakanı Lieberman'a ait. Lieberman İsrail'in kendi Filistin kökenli vatandaşlarının oturduğu toprakların Filistin devletine bırakılmasını içeren bir takas istiyor. Bu şekilde İsrail'in demografik probleminin de hallolacağını düşünüyor.
Taraflar müzakerelere birbirilerine hiç güvenmeden ve karşı tarafı nasıl başarısızlıktan sorumlu tutarız hesabı yaparak gidiyor. Son on yılda yaşananların tarafları getirmiş olduğu nokta bu. Böylesi bir durumda ancak dışarıdan bir gücün düğümü çözeceği bekleniyor. ABD'nin kendi çözüm parametrelerini açıklayıp tarafları bunları kabul etmeye zorlamasını isteyenler var. Ancak ABD'nin böyle bir niyeti yok. Obama yönetimi seçimler öncesi İsrail üzerinde baskı yapmaya hevesli değil.
Daha vahimi tüm kariyerlerini bir Filistin-İsrail barışına adamış olanlar arasında giderek "bu iş asla çözülemez" duygusu yaygınlaşıyor. Bunlar tarafların kendi aralarında belli bir uzlaşma noktasına gelmemeleri halinde ABD'nin sonuç alamayacağına inanıyorlar. Hamas konusuna ise kimse değinmiyor.
Sonuçta bugünkü bilgilerimiz ışığında "alem alişverişte görsün" türünden bir barış müzakeresi başlıyor. Daha fazlasını en azından şimdilik beklemeyin.