İlk rapor
Birleşmiş Milletler'e bağlı İnsan Hakları Konseyi'nin, İsrail'in Gazze'ye yardım filosuna saldırısıyla ilgili raporunun kesinleşmemiş metni geçen gün açıklandı. 23 Temmuz 2010 tarihinde Konsey Başkanı tarafından atanan ve Yargıç Karl T. Hudson-Phillips, BM'nin Sierra Leone'de işlenen suçlarla ilgili mahkemesinin savcısı Desmond de Silva ve Malezyalı kadın hakları savunucusu Mary Şanti Dairiam'dan oluşan komisyonun raporu İsrail'i ağır şekilde suçluyor.
İsrail hükümeti Konsey'in soruşturmasına katkıda bulunmama kararı aldığı için komisyon üyeleri İsrail tarafının hikâyesini anlatmak için bu ülkede kurulan Turkel Komisyonu'nun tutanaklarından ve internet ortamında elde edebildikleri bilgilerden yararlanmışlar. Buna karşılık gerek Türkiye gerekse Ürdün hükümetleri komisyonla yakın işbirliği içinde çalışmışlar. Raporun hazırlanması sırasında yüz tanıkla konuşulmuş.
Rapor olayın detaylarına girmeden önce Gazze'deki durumun hukuki bir analizini yaparak 2007'den beri uygulanmakta olan ve 2008'den beri sertleşen ambargonun bir uluslararası hukuk ihlali olduğunu kayda geçiriyor. "İsrail topraklarına Gazze'den füze ve başka silahlarla saldırılmasını uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuk açısından ciddi bir ihlal" olarak görmekle birlikte "buna karşılık olarak Gazze'nin sivil nüfusunun kolektif bir cezalandırmaya uğratılmasının hiçbir koşulda yasal olmadığını" savunuyor.
Meselenin çerçevesi bu şekilde konulduktan sonra İsrail'in öne sürdüğü hiçbir gerekçenin saldırıyı, saldırı sırasında gerçekleşen olayları/ölümleri ve İsrail ordusunun davranışını yasal anlamda haklı kılmadığını savunuyor. Gazze'ye uygulanan kuşatma ve ambargonun rapora göre uluslararası hukukta bir dayanağı yok. Bu nedenle gemilere saldırmak için bunların bir güvenlik tehdidi yaratması veya düşmanın savaş çabasına destek vermesi gerektiğini saptıyor.
İsrail'deki Turkel Komisyonu'na konuşan İsrailli yetkililerin söylediklerinden çıkardığı sonuç ise şu: "Konvoy bir acil tehdit oluşturmuyordu ancak müdahale konvoyu örgütleyenlerin bir propaganda zaferi elde etmelerini engellemeye yönelikti."
Rapor konvoyu toparlayan "Gazze'ye özgürlük" örgütü ve İHH'nin ikisi siyasi, biri insani üç amacı olduğunu saptayarak, siyasi amaçlarla insani amaçlar arasında bir gerginliğin bulunduğunu da kayda geçiyor. Gazze'de bu gemileri alabilecek derin limanın da olmamasına dayanarak birincil amacın siyasi olduğu yargısına varıyor.
Rapor İsrail askerlerinin önce gemilere kauçuk botlardan çıkmaya çalıştıklarını, bu başarısız olunca helikopterlerden indirme yapmaya çalıştıklarını ancak bu ilk teşebbüslerde öldürücü silah kullanmadıklarını belirtiyor. Benzer şekilde İsrail askerlerine bu aşamada gemiden silahla ateş açıldığına dair kanıt bulunmadığını da ekliyor. Daha sonraki aşamalar hayli karışık ve detaylar açık değil. Ancak İsrail askerlerinin ateş açmalarıyla birlikte ölümlerin başladığını, ölümlerin en az ikisinin yakın mesafeden infaz tarzıyla gerçekleştiğini öne sürüyor.
Saldırının bitmesi ardından Aşdod Limanı'na götürülürken, limanda ve tutukluluk süresince de yolculara insanlık dışı muamele yapıldığının, uluslararası insani hukuk kurallarının ihlal edildiğini de kanıtlarıyla ortaya koyuyor.
Kısacası İnsan Hakları Konseyi'nin raporu büyük ölçüde Türkiye'nin tezlerini destekler ve İsrail'i suçlar nitelikte. Bu nedenle de İsrail hükümeti raporu önyargılı bulduğunu ilan etti.
Türkiye ise bu bulgular ve yargılar ışığında İsrail hükümetinden özür ve tazminat talebini sürdürecektir. Bu durumda iki ülke arasındaki gerginliğin yakın zamanda geçmesi ihtimal dışıdır.