Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İngiliz ozan ve oyun yazarı Shakespeare’in meşhur oyunlarından birisinin adıdır “İyi Biten Her Şey İyidir“. Londra Olimpiyatları’nın başlangıcı bitti. Aslında yedi yıllık uzun ve sıkıntılarla dolu bir başlangıçtı. Cuma gecesi yapılan, İngiliz damgalı, yer yer çok keyifli açılış merasimi de aslında güzel bir bitiş oldu. Çin’in dört yıl önceki “Ben dünya liderliğine dönüyorum” mesajını vermek için düzenlediği görkemli açılışın dörtte biri bütçeyle daha iyisi yapılabilir miydi bilmiyorum.

        Açılışın hatırlattığı gerçek, İngilizlerin, dünyanın ortak bilincinde yer eden inanılmaz sayıda kültürel ve toplumsal ürünlerinin bulunması. Belki de bir dönem dünyaya hükmetmiş imparatorluğun bakiyesi olmaktan, o dönemde İngilizce’yi evrensel bir dil haline getirebilmekten kaynaklanan bir avantaja sahiptiler.

        İngilizler daha doğrusu Britanyalılar açısından asıl büyük başarı imparatorluğu kaybettikten sonra bile dünya işlerinde etkili olmayı becermeleriydi. Bunun ötesinde müzikleriyle, filmleri ve edebiyatlarıyla, modayla, bugün onsuz hayatı tasavvur dahi edemeyeceğimiz internet evrenini (www) icat etmeleriyle dünyanın etkili bir gücü olmayı sürdürebiliyorlar.

        Londra’nın Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapacağının açıklandığı 7 Temmuz 2005 günü Londra’da İngiliz vatandaşı Müslümanların faili oldukları dört terör eylemi neredeyse eşanlı gerçekleşmişti. O günden bu yana bu olimpiyatlarla ilgili en derin kaygılardan birisi terörist eylemlerin oyunları kana bulaması ihtimaliydi. Buna yönelik her tür önlem alındı sanılırken, güvenlik ihalesini kazanan şirketin işin altından kalkamayacağı şunun şurasında iki hafta önce ortaya çıktı. Sorumluluk gene orduya ve polise kaldı.

        Olimpiyatlara daha önce de şiddet bulaşmıştı. 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda patlatılan bir bomba TRT kameramanı Melih Uzunyol’un da aralarında olduğu üç kişiyi öldürmüştü. Belleklerde en çok iz bırakan terör eylemi ise Münih Olimpiyat Oyunları’nda gerçekleşmiş, Filistinlilerin Kara Eylül örgütünden bir grup Olimpiyat Köyü’ne düzenledikleri baskında 11 İsrailli sporcuyu rehin almış daha sonra da öldürmüştü.

        Bu tam böyle söylenmese de Londra’da terör eylemi gerçekleşirse bunu İslamcı örgütlerden birinin yapacağından korkuluyordu. Üstelik olimpiyatların ramazana denk gelmesi radikal bazı grupların protestolarına da yol açmıştı. Dahası olimpiyatların merkezinin Müslümanların yoğun olduğu bir mahalleye yakın olmasından, Suudi Arabistan’ın kadın judocusuna başını örterek ringe çıkma izni verilmemesinden rahatsızdılar.

        Ancak ilginç bir gelişme yaşandı. Gösteri izni almalarına rağmen bunu iptal ettiler. Anlaşılan Müslümanların birçoğu dünyanın geri kalanı gibi olimpiyatları keyifle izlemek istiyordu. Ayrıca mahallenin Müslüman esnafı olimpiyat izleyicilerinin neden olacağı alışveriş patlamasını, hele de bu durgunluk ortamında, dört gözle bekliyordu.

        Müslüman dünyasında da dini otoriteler seferi olunacağını ya da ağır iş yapılacağını söyleyerek sporcuların yarışlar sırasında oruç tutmamalarına izin verdiler. Judoda başörtüsüne izin verilmezken tekvandoda verildi. Futbolda da İranlıların itirazı üzerine başörtüsü serbest. Burada asıl önemli olgu tüm Müslüman ülkelerin kadın sporcu göndermek zorunda bırakılmalarıydı.

        Bu bilgilerin çoğunu aldığım yazısında Juan Cole, olimpiyatlar gibi küresel kurumların yerel geleneklerle evrensel normlar arasında bir pazarlık olduğunu yazıyor. Bu çerçevede Müslüman din insanları pragmatik değerlendirmelerle Müslümanların oyunlara katılmalarının önünü açarken olimpiyat yetkilileri de esneklik göstererek katılımı kolaylaştırıyorlar. Olimpiyat ruhunun da bu tür birleştirici formüllerle güçleneceğine kuşku yok

        Diğer Yazılar