Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BU yılla ilgili son seçici muhasebenin başlığı "utançtan utanca" da olabilirdi.

        Geçen yılı kapayan olay Uludere'nin Roboski Köyü'nden yaşları 14 ile 42 arasında değişen 34 kişinin Hava Kuvvetleri'ne bağlı uçaklarca bombalanarak katledilmeleriydi. Olayı utanç verici yapan yaşanan facianın boyutları kadar, devlet katında dirhem yeise yol açmamasıydı. Eğer ortada bir hata varsa bu hatanın nedenlerinin dibine gidip bir özür dilemekten bile kaçınılmasıydı. Kısacası bu felaketin sorumlularının ne vicdanen ne ahlaken kendilerini arındıracak bir tutum benimseyebilmeleriydi.

        Kendi vicdani yetersizliklerinin büyüttüğü lekeyi "Bu ne menem iştir, böyle bir olay nasıl yaşanır, bir devlet göz göre göre vatandaşlarını nasıl katleder, ederse neden bunun hesabını, hata ya da değil, verip kendini arındırmaz?" diye soranlara sürmeye çalıştılar. Kendilerine yöneltmeleri gereken öfkeyi, bitmez tükenmez bir hınçla bu soruyu ısrarla soranlara yönelttiler. Sonunda işi onlar zaten terörist de olabilirlerdi, baksanıza mayınlara basmadan oralardan geçebiliyorlar diyebilecek bir seviyeye indirdiler.

        Ümit Kıvanç'ın Roboski faciası hakkında Mazlum-Der ve İnsan Hakları Derneği'nin katkılarıyla hazırladığı "Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim" (http ://www.youtu be.com/watch ?v=CrYRaQ Pda2o) adlı belgeselde bu iddiaya en ilginç cevabı öldürülen Yüksel Ürel'in 21 yıldır koruculuk yapan, dayılarını mayınla kaybetmiş babası Abdurrahman veriyor: "Ben korucuyum, yıllardır askeriyenin peşindeyim. Başbakan bizi terörist yapmış. Biz terörist değiliz. Biz halkız, Kürtüz. Bizim bir dilimiz var Kürtçe... Biz TC bayrağının altında yaşıyoruz."

        Kıvanç'ın sade belgeseli yer yer insanın ruhuna bıçak gibi saplanıyor. Hemen her biri anneleri, babaları, kardeş veya ablaları, abilerince anlatılan kurbanların özlemlerini, hayallerini öğreniyorsunuz. Çoğu Kuran hatmetmiş, yoksulluğu kırmaya çalışıyorlar. İş yapabilecek, modern bir ekonomide çalışabilecek hale gelmek istiyorlar. Hemen hepsi ana kuzusu. Kendi hesabıma Aslan Encü'nün annesi Hatice'yi ya da Serhat Encü'nün ağabeyi Ferhat'ı ya da Osman Kozlu'nun eşi Pakize'yi, Hüseyin Encü'nün kız kardeşi Şevcan'ı dinlerken içim acıdı.

        Tam bir yıl sonra güya süren savcılık ve Genelkurmay araştırmalarında bir yere varılmış değil. Emir kim tarafından verilmiştir, olaylar zinciri nasıl gelişmiştir bu henüz resmen meçhuldür. Her zaman ve bölgedeki karakolun bilgisi dahilinde yapılan bir işin sonu neden bu sefer önleri tıkanan, kaçmaları engellenen, üzerleri aydınlatılan grubun "imhası" şeklinde gelmiştir?

        Milletin temsilcileri komisyon raporlarını bitiremediler. Bir kez daha koca devlet hukuku hiçe saymaktan, hesap vermeye tenezzül etmemekten, şeffaflığı umursamamaktan gocunmadı. Açıkçası toplumun geneli de. Geriye ahlaki duruş adına kendilerine verilen kan parasını almayı reddeden ailelerin tavrı kaldı.

        Bu yılı bitiren utanç ise Türkiye'deki önde gelen üniversite yönetimlerinin, yanlarına ne ölçüde üniversite sayılabilecekleri şüpheli olanları da alarak ODTÜ yönetimine kara çalınmasına yardım ve yataklık etmeleriydi. Seçkinlerin, okumuşların, güçlülerin, makam sahiplerinin en temel ahlak, mesleki sorumluluk ve demokratik yaşam ilkelerini bu kadar kolay harcayabildikleri bir ülkede tevekkeli ne hukuk devleti kurulabiliyor ne de sivil toplum belini doğrultabiliyor.

        Allah'tan ODTÜ yönetimi kendine saygısı olan, evrensel kriterlere sahip her üniversite yönetiminin yapacağını yapmıştır. Allah'tan ki Türkiye üniversitelerinde bir meslektaşlarına ve onun üniversitesine saldırmaya teşne olanların karşısına çıkabilecek basirete sahip öğretim görevlileri, mezunlar, yöneticiler vardır.

        Bu utançları silebilecek ve bir nebze umut taşıyarak gelecek yılı karşılayabileceksek, bunda vakur Roboskililer ile ODTÜ yönetiminin büyük payı vardır.

        Diğer Yazılar