Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HATAY Reyhanlı’da dün gerçekleşen terörist eylem Türkiye’ye yönelik bir saldırıdır. Tüm benzer eylemler gibi sinsi, canice ve kanlıdır. Ortadoğu siyasetinin kalleş savaşma tekniklerine uygundur. Ne yazık ki bu eylem bir boyutuyla da uzun zamandan beri beklenen, gerçekleşmemesi için dua edilen bir eylemdir.

        Henüz olayla ilgili herhangi bir sağlıklı bilgi yokken spekülasyon yapmak gereksiz ve anlamsız. Bu olayın arkasında ne tür bağlantıların çıkabileceğini umarım olayı engellemeyi beceremeyen istihbarat örgütleri bulabileceklerdir. Eylem Kürt açılımıyla bağlantılı olabileceği gibi Türkiye’nin Suriye politikasının yol açtığı sonuçlardan biri de olabilir. Muhtemelen bu eylemin Türkiye’nin yükselen gücünü baltalamak isteyenlerin eseri olduğunu da düşünenler çıkacaktır.

        Her halükarda bu eylemin Türkiye’nin Ortadoğu’nun zehirine iyice bulaştığının bir yeni kanıtı olma ihtimali yüksektir. Bu bağlamda da özellikle Suriye politikasının ciddi bir revizyona ihtiyacı olduğu gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Suriye politikasında iktidarın yaklaşımından farklı tercihlere sahip olanlara yönelik mezhep ağırlıklı söyleme başvurulmasının etkilerinin giderek daha fazla hissedilmesi de bundan böyle ihtimal dahilindedir. Bu yarayı kaşımak isteyecek birileri de çıkacaktır.

        Uluslararası Kriz Örgütü’nün Türkiye temsilcisi Hugh Pope’un konuyla ilgili şu tespiti önemlidir: “Turkiye elbette önemli ve ilerici bir Sünni güçtür. Lakin Sünniliği siyasetinin ana unsurlarından biri yapması hem bölgede, hem de Türkiye nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan Aleviler arasında bir gerginlik kaynağı oluşturmuştur.” Doğru bir hedefi, yani Beşar Esad’ın iktidardan gitmesini, yanlış yöntemlerle ve dille sürdürmeye çalışmanın, her türlü yapıcı eleştiriye kapalı olmanın sonuçları yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Bu tespit dünkü, onlarca masum insanın ölmesine ve yaralanmasına yol açan hunharca eylemden bağımsız olarak geçerlidir.

        Türkiye iki yıllık politikasının sonunda bir çıkmaza gelmiş, Suriye’deki olayların gidişatını tek başına etkileme kapasitesinin düşüklüğü ortaya çıkmıştır. Bu zaaf gereksiz yere sergilenmiştir. ABD ile Rusya’nın anlaşması halinde karar vericiler arasında olacağına verilen kararları uygulama konumuyla yetinmek zorunda kalması ihtimali giderek yükselmektedir.

        Reyhanlı faciasının Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyareti öncesinde gerçekleşmesi ayrıca vurgulanmaya değerdir. Erdoğan-Obama buluşması iki yakın müttefikin Suriye sorununun çözümüyle ilgili yaklaşımlarında temel bir ayrımın ortaya çıktığı sırada gerçekleşecektir. Türkiye uzun zamandır Suriye’ye askeri müdahale, uçuşa kapalı hava sahası veya en azından muhalif güçlere daha iyi ve yüksek miktarda silah verilmesi yanlısıdır. Kimyasal silah kullanıldığıyla ilgili verilere rağmen Obama yönetimiyse Suriye’de elini ateşe sokmak niyetinde değildir.

        Bunun da ötesinde ciddi şekilde istiskale maruz bırakıldığı Moskova ziyaretinde ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Beşar Esad’ın baş destekçisi Rusya ile bir uluslararası konferans toplanması zemininde mutabık kalmıştır. Medyaya yansıdığı kadarıyla Esad rejiminin derhal görevden uzaklaşması konferansın ön koşullarından birisi de değildir. Üstelik, Kerry Moskova’dan ayrıldıktan bir gün sonraWall Street Journal Gazetesi Rusya’nın Suriye’ye S-300 füzeleri göndermek üzere olduğunu haber yapmıştır. Bu gelişmeler Türkiye açısından tatsız ve izlediği politikaya ters düşen gelişmelerdir.

        ABD ile Türkiye uzun zamandan beri Suriye’deki rejimin değişmesi gerektiğinde mutabıktır. Ancak iki müttefikin yaklaşımları arasında ciddi farklar da vardır. ABD’nin iki eski Ankara büyükelçisinin hazırladığı bir raporda bunlardan en önemlisi Cihadcı unsurlara verilen destek olarak gösterilmektedir. Kuşkusuz Erdoğan-Obama görüşmesinin öncelikli gündem maddelerinden birisi de bu olacaktır.

        Diğer Yazılar