Reyhanlı'dan sonra Washington'dan önce
REYHANLI'da yaşanan önlenebilir, ya da önlenebilmiş olması gereken facia "Türkiye'nin Ortadoğu'da etkili bir aktör olmasının kaçınılmaz maliyeti" filan değildir. Bunu bu şekilde pazarlamaya kalkmak en hafifinden sorumsuzluktur. Etkili güç olmanın, olmaya çalışmanın ve Ortadoğu siyasetinde söz sahibi olmayı arzulamanın elbette birtakım riskleri vardır.
Böylesine iddialı bir dış politikayı yürütmenin temel şartı bu riskleri, "maliyeti" mümkün olan en düşük seviyeye indirmektir. Çevreyi, şartları, kendi gücünü doğru tartmak, tahlil etmektir. Diğer oyuncuların kapasitelerini, becerilerini bilmek, hesaplarını doğru anlamaktır.
Reyhanlı felaketinden dolayı Türkiye'nin Suriye'ye yönelik dış politikasını eleştirmek hiçbir şekilde insaniyetten istifa etmek filan da değildir. Doğrudur Türkiye'de Beşar Esad'ın iktidarda kalmasını şu ya da bu gerekçeyle isteyenler vardır. Ama Suriye politikasını eleştirenler bunlardan ibaret de değildir.
Beşar Esad'ın gitmesini isteyenler arasında izlenen politikanın Türkiye'yi çok sıkıntılı noktalara getirebileceğini düşünen, öngören, uyarı görevlerini yerine getirmeye çalışan pek çok kişi oldu. Eleştirilerini de yaşadıkları dehşetten kaçan sıradan Suriyelilere mutlaka kucak açılmasını savunarak, mülteci kamplarındaki standartlardan övgüyle bahsederek yaptılar. Tam da bu nedenle, asıl vicdan muhasebesi yapması gerekenler kendi yanılmazlıklarına bunca güvenerek en yapıcı eleştirileri bile kulak arkası edenlerdir.
Suriye politikasına sadece iktidarın söyledikleri üzerinden değil, bölgeyi ve dinamiklerini doğru okumaya çalışarak, ABD dış politikasını takip ederek anlam vermeye çalışanlar açısından Türkiye'nin pek çok yanlış değerlendirme yaptığı baştan beri aşikârdı. Cumhuriyet'in bölgeye yönelik mezhepler üstü tavrının terk edilmesinin bir bedeli olacağı da.
Dahası El Kaide'ye bağlılığını ilan etmiş Nusra Cephesi gibi gruplara kol kanat gerilmesinden, Hatay'da bomba yapım atölyeleri kurulmasına izin verilmesinden, sınırda yeterli güvenlik, istihbarat önlemlerinin alınmamasından, çıkmaz sokağa girdiği anlaşılan bir politikayı sürdürme inadından bağımsız olarak Reyhanlı değerlendirmesi yapılamaz. Bu eylemden her kim sorumlu olursa olsun.
Bunca işi yanlış yaptıktan sonra da, söylenmesi en son akla gelebilecek laf katliam boyutundaki bir vicdansız ve hunhar saldırıyı etkili aktör olmanın kaçınılmaz maliyeti diye sunmaktır.
Reyhanlı'daki terör eyleminin Başbakan Erdoğan'ın ABD'ye gitmesinden önce gerçekleşmesi elbette tesadüfi değildir. Eylemin kendisi kadar Ankara'nın bu eylem karşısındaki tutumu da, ki buna basına yayın yasağı getirilmesi de dahildir, ABD başkentindeki Türkiye değerlendirmesini etkileyecektir. Suriye politikasının serencamı nedeniyle Türkiye'nin dış politikadaki pırıltısının, bölgesel güç olma iddialarının şu sıralarda aşındığı da vakıadır.
Etkili kuruluş Dış İlişkiler Konseyi'nden, görüşleri yönetimce önemsenen Türkiye uzmanı Stephen Cook'un Reyhanlı sonrası değerlendirmesi bu bağlamda üzücü. Cook'a göre "Bölgede liderlik yapıp istikrar kaynağı olacağına Türkiye bugün bölgesel sorunların, özellikle de Suriye'deki iç savaşın, bir tarafıdır. Türkiye içinde bulunduğu bu durumu arzulamış değildir ama, büyük ihtiraslarıyla Ortadoğu'ya düzen getirme kapasitesi arasındaki uyumsuzluk, sorunlarına ciddi ölçüde katkı yapmıştır."
Bu durumda Türkiye Suriye'de çözümün mimarlarından biri değil, Rusya ve ABD bir mutabakata vardığı takdirde alınan kararın uygulayıcısı konumuyla yetinecektir. Sonuçta Cook'un çok ağır değerlendirmesine göre Suriye politikası Başbakan Erdoğan'ın iç politikadaki siyasi ağırlığına halel getirmeyecekse de, "Türkiye'nin yükselen bir bölgesel güç olduğuna dair Washington'daki mesnetsiz inanca herhalde darbe vuracaktır."