Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Neresinden bakılırsa bakılsın ABD yönetimi Başbakan Erdoğan ve ona refakat eden heyete en yüksek düzeyde ihtimam ve itibar gösterdi. Bu şekilde Türkiye’ye ve ikili ilişkilere verdikleri önemin altını çizmiş oldukları gibi Başbakan’ın siyasi liderliğine güvenlerini de tazelemiş oldular. Obama yönetiminin iç işleyişine hâkim bir gözlemcinin değerlendirmesiyle ziyaretin bilançosu “özel ilişki”nin teyit edilmesi, sağlamlaşmasıdır. Amerikan tarafının bu ziyaret sırasında sergilediği tutum Başbakan’ın şahsında Türkiye’ye verdikleri önemin de bir simgesiydi. Bir zamanlar Senato’nun Türkiye ile en çok takışan üyelerinden Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın davranışları ve söyledikleri, Başkan’ın iki seansta Başbakan’la yaklaşık altı saat geçirmesi bu bağlamda önem taşıyordu.

        “Özel ilişki”, ki bunun sürmesi ve derinleşmesinde Amerikan Başkanı’nın kişisel payı çok yüksektir, kanımca geçmişe göre de daha gerçekçi bir zemine oturdu. İran meselesinde aradaki mesafe kapandı. Kürt açılımına ABD’nin destek vermediği şüphesinin gerekçesi kalmadı. Irak’ın toprak bütünlüğünün iki taraf açısından da önemsendiği yeniden vurgulandı. Bunun ötesinde ise tarafların birbirilerinden abartılı beklentilere sahip oldukları dönem geride kaldı. Özellikle Suriye konusunda. Pek çok bakımdan bir dönüm noktası sayılması gerekecek Reyhanlı faciası bu gerçekçiliği perçinleyen unsurlardan birisi oldu.

        Türkiye artık ABD’nin neleri yapıp neleri yapmayacağı konusunda daha somut ve çok daha ayakları yere basan bir görüşe sahip. Suriye konusunda büyük ölçüde ABD’nin tanımladığı parametreler içinde hareket edeceğini belli etmesi bu durumu yansıtıyor. Ahlaken Türkiye’nin duyduğu büyük rahatsızlık dış politikada önüne çıkmış olan kapasite sınırları karşısında belirleyici olamıyor. Olaya böyle bakıldığında da etik yoksunu, acımasız, vicdansız Rusya siyasetinin Suriye krizinden nasıl kazançlı çıktığı görülüyor. ABD açısından bakıldığında, Türkiye’ye bakışa hâkim olan yeni gerçekçiliğin en önemli unsuru Ankara’nın bölgesel gelişmeler üzerindeki etkisinin sınırlarının netleşmesi. Amerikan başkentinde hemen kimse Türkiye’nin bölgeye kendi başına şekil verecek güç ve kapasiteye sahip olduğunu artık düşünmüyor. Dolayısıyla da beklentiler düşürülmüş vaziyette. Buna karşılık Türkiye’ye rağmen bir şey yapılamayacağı ya da Türkiye ile birlikte hareket etmenin daha verimli sonuçlara yol açacağı hakkındaki görüş perçinlenmiş durumda.

        Karşılıklı olarak beklentilerin düşürülmesi iki tarafın işbirliğini kolaylaştırıyor. Gerek ABD gerekse Türkiye Suriye sorunu bağlamında yapabileceklerinin sınırlarını daha iyi görüyorlar. Reyhanlı’nın önemi de bence tam burada ortaya çıkıyor. (O menfur olay bir yanıyla Türkiye’nin güvenlik zaaflarını çok acı ve korkunç bir şekilde sergiledi. Diğer yanıyla, mültecilere yönelik şiddetin bir anda patlamasıyla ülkedeki kutuplaşmanın, müsamahasızlığın ne denli tehlikeli boyutlara geldiğini gösterdi.)

        ABD’nin Ankara üzerindeki “Sınırlarını daha iyi kontrol et”, “Cihadcı gruplara bu kadar müsamaha gösterme” türünden uyarıları sanırım bu ziyaret akabinde daha ciddiye alınacak. İki taraf daha makul ve mutedil muhalif gruplara yardım etmeyi, onlarla çalışmayı derinleştirecek. Bunun karşılığında da Türkiye Cenevre sürecinin önemli bir parçası haline gelecektir. Cenevre’de bu kez olumlu bir sonuç alınabileceği hakkında da konuyla ilgilenenler iyimser konuşuyorlar. Arka planda konferansın başarıyla sonuçlanması için ciddi çalışmalar yapıldığı ve mesafe kat edildiği anlaşılıyor.

        Söz gerçekçilikten açılmışken son olarak şu notu da düşmek gerekir. Bu Amerikan yönetimi Türkiye’nin içindeki gelişmeler hakkında hemen hiçbir eleştirel tavır almayacaktır.

        Diğer Yazılar