Yeni enerji denklemi
ORTADOĞU'daki kargaşa yeni bir yapılanmanın da habercisi aslında. Ne var ki kargaşanın ne kadar uzun süreceği, ortada toparlanacak herhangi bir şey kalıp kalmayacağı da meçhul. Hiçbir rejim, hatta bazılarına göre hiçbir sınır sağlam değil. Bölge 90 yıllık modelini yıkıyor. Bu gerçekleşirken son 90 yıla damgasını vuran güvenlik yapılanması da değişiyor.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra önce Birleşik Krallık ardından da ABD, önceleri uzaktan giderek daha doğrudan şekilde bölgenin güvenliğinin sorumluluğunu üstlendiler. Bu ilginin ve angajmanın yegâne nedeni değilse bile en önemli nedenlerinden birisi petrolün makul bir fiyatla ve engellemeyle karşılaşmadan dünya piyasalarına sunulabilmesiydi. Bu şekilde ABD Batı dünyası içindeki hegemonik konumunu koruyor, kendi çıkarları doğrultusunda bölgedeki müttefiklerini kolluyordu.
İngilizlerin Arap Yarımadası'nın doğusundan çekilmesinden sonra Körfez güvenliğini sağlama görevi İran ve Suudi Arabis-ta-n'a verilmişti. İran Şahı Rıza Pehlevi bu imkânı sonuna kadar kullanıp, 1970'lerde patlayan petrol fiyatlarının rüzgzarıyla ülkesini bölgenin en güçlü ülkesi haline getirmeye çalışmıştı. İran Devrimi bu düzeni bozdu. Devrimin ardından da ABD artan şekilde bölgenin siyasetine doğrudan karışmaya başladı. Bu yöndeki son hamlesi de bölgenin tüm dengelerini altüst eden ABD açısından da başarısızlıkla sonuçlanan Irak Savaşı'ydı.
Klasik Ortadoğu'dan yavaş yavaş çekilen ABD Körfez bölgesiyle hâlâ çok ilgili. Körfez ülkelerindeki üsleri sayesinde askeri açıdan bölgeye hâkim. Bir yandan da İran'ı dengeliyor. Ne var ki ABD'nin artık bu bölgenin tümünde büyük petrol çıkarları yok. Bölge petrolünün en büyük alıcısı Çin Halk Cumhuriyeti. ABD kayadan çıkardığı petrol ve gaz nedeniyle hızla kendine yeterli olma yolunda.
Son verilere göre OPEC ülkelerinden ithal ettiği petrol miktarında üç yılda yüzde 20'lik bir düşüş olmuş. Doğalgaz rezervleri ve üretimi hızla artıyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre 2020 yılında ABD'nin, dünya petrolünün yüzde 63'ünü ürettiği İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemdeki gibi dünyanın en büyük petrol üreticisi olması bekleniyor. Bu durumda 2035 yılında ABD'nin enerji konusunda kendisine yetmesi söz konusu.
Sonuçta kayadan çıkarılan petrol ve gaz nedeniyle, lan Bremmer ve Kenneth Hersh'ün yazdıkları gibi dünya enerjide "kaynak kıtlığı" döneminden "kaynak fazlası" dönemine geçebilecek. Böyle bir durumda Rusya, Suudi Arabistan, Venezüella gibi petrol rantıyla ayakta duran devletlerin işi bir hayli zorlaşacak. Göreli olarak düşük petrol fiyatları bu ülkelerin tüm dengelerini etkileyecek.
ABD'nin enerji bağımlılığının azalması petrolün Körfez bölgesinden dünya piyasalarına sorunsuz akması konusundaki sorumluluğunu da eritecek. Gerçi bu durum bugünden yarına gerçekleşecek değil. Ama bir şekilde bölgeye ihtiyacı azalan ABD'nin bölgede daha fazla risk alması da söz konusu olmayacak.
Bazı uzmanlar ABD'nin hâlâ Körfez ile ilgilenmesi gerektiğini, Asya'daki müttefiklerinin arz güvenliğini sağlamak için bölgedeki varlığını sürdürmesinin doğru olacağını savunuyorlar. Ne var ki pek çok başka uzman ve kesinlikle Amerikan kamuoyu bu tür yüklerden vazgeçmek yanlısı.
Obama'nın politikalarını bölgeden çekilme eğiliminin bir yansıması olarak görmek mümkün. Bugüne dek ABD'nin sağladığı güvenlikten yararlanarak pek de bir maliyet yüklenmeden petrol ihtiyacını karşılayan Çin'in işiyse zorlaşacak. 2030 yılında Çin petrol ihtiyacının yüzde 80'ini Körfez'den karşılayacak. Bu durumda o bölgenin istikrarı birinci derecede Çin'in derdi haline gelecek.
ABD böylesi bir stratejik geri adım atmayı içine sindirebilecek mi? Çin bölgenin istikrarını sağlama görevinin altından kalkabilecek mi? Bölge kendini yenilerken, yeni yapılanmasının nasıl olacağı biraz da bu soruların cevaplarının ne olacağına bağlı.